<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286</id><updated>2012-02-02T14:44:12.921-08:00</updated><category term='Üniversite'/><category term='barajlar'/><category term='galapagos'/><category term='Darwin'/><category term='Bilim felsefesi'/><category term='anket'/><category term='İnsan evrimi'/><category term='iklim değişikliği'/><category term='davranışsal ekoloji'/><category term='enerji'/><category term='Evrimi Anlamak'/><category term='TUBITAK'/><category term='Basın'/><category term='Matematik'/><category term='Fizik'/><category term='Tıp'/><category term='Din'/><category term='Bilim haberciliği'/><category term='Evrim'/><category term='Bilim politikası'/><category term='Bilim tarihi'/><category term='kuşlar'/><category term='kuş şarkısı'/><category term='Toplum ve bilim'/><category term='doğa koruma'/><category term='Doğa tarihi'/><category term='ekoloji'/><category term='Arkeoloji'/><category term='İstatistik'/><category term='hayvan davranışı'/><category term='Biyogüvenlik'/><category term='Evrimsel psikoloji'/><category term='Komplo teorisi'/><category term='karıncalar'/><title type='text'>müspet ilimler kumpanyası</title><subtitle type='html'>bilim ve başka ilginç konular üzerine düşünceler...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>64</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-6991601455117475119</id><published>2012-01-17T10:47:00.000-08:00</published><updated>2012-01-17T11:14:00.919-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TUBITAK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim politikası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim haberciliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum ve bilim'/><title type='text'>Bilim, füzeler ve milli beraberlik</title><content type='html'>Geçtiğimiz sene, ülkemizin bilimi desteklemekle görevli ana kurumlarından birisi olan TÜBİTAK'ta görev değişimi oldu. Sekiz senedir başkanlık (önce başkan vekilliği) yapmış olan Nükhet Yetiş yeniden görevlendirilmeyip yerine o sırada TOBB üniversitesi rektörü olan Yücel Altunbaşak getirildi. Benim ilk tepkim, en azından sonunda gerçek bir araştırma kariyeri olan (mesela kendisine yapılan atıf sayısı tek haneden fazla sayı olan) birisini buldular diye sevinmek olmuştu. Türkiye'ye dönmeden önce Georgia Tech üniversitesinde tam profesör olan Altunbaşak, böyle bir görev için gerekli yetkinliğe sahip gözüküyordu. Öte yandan, Altunbaşak'ın seçilmesinde ağır basan faktörlerlerden birisi muhtemelen endüstri ve akademik alanların arasında gidip gelen deneyimleriydi. Burdan yola çıkarak, TÜBİTAK'ın ileride daha çok uygulamalı ve piyasa ya da kamu sektörüne yönelik işlere ağırlık vereceği sonucunu çıkarabilirdik. Son haberler bu öngörüleri doğrular nitelikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce, bir kaç hafta önce yapılan Bilim Teknik Yüksek Kurulu toplantısıyla ilgili haberler geldi. NTVMSNBS'nin &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25309833/"&gt;haberine&lt;/a&gt; göre, toplantıda Başbakan elimizdeki yerli üretim füzelerin menzilinin düşük (150 km) olmasından yakınmış, ve TÜBİTAK'tan 2500 km menzilli füze yapmasını istemiş. Bu istek karşısında anladığımız kadarıyla sayın Altunbaşak bu hedefi hemen kabullenmiş. Milli bilim politikamız da böylece çizilmiş durumda: ilk hedefimiz 2500 km ötesi, ileri!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ytJjdbpA7mU/TxT1m13jFJI/AAAAAAAAFWk/wwzjpoBMqGI/s1600/ankara2500.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="223" src="http://3.bp.blogspot.com/-ytJjdbpA7mU/TxT1m13jFJI/AAAAAAAAFWk/wwzjpoBMqGI/s320/ankara2500.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Ankara'dan 2500km neresidir diye merak edeniniz varsa diye. Lüksemburg'u uzun zamandir gözümüz tutmuyordu zaten; yeni füzemiz sayesinde ayağını denk aldığından emin olabiliriz.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Gelelim diğer habere: TÜBİTAK, geçtiğimiz cuma günü başkanla basın mensuplarını bir araya getirecek bir kahvaltı toplantısı düzenlemiş. Bence oldukça olumlu bir fikir; bilim medyada çok az yer buluyor, bulunca da&amp;nbsp; keşke bulmasaydı dedirtiyor. Ülkenin en önemli bilim kuruluşlarından birisinin başkanının medyayla bağlantılar kurması takdire şayan. Tabi olumlu görüşler sayın Altunbaşak'ın toplantıda söylediklerini duyana kadar devam ediyor. Çoğu kişi Darwin yorumuna takıldı, ama toplantının geri kalanında başka türlü konuşmuş olsa tek başına bu dedikleri o kadar batmazdı bana. Ne yazık ki öyle olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol.org'un haberine göre, TÜBİTAK'ın projeleri arasında, Acun Ilıcalı diye bir karakterin sunacağı, bilimadamlarına yönelik bir yetenek yarışması, raftan indirecekleri 300 "çok değerli" proje ve İngiltere'nin 5. zengin kişisinden (&lt;a href="http://www.therichest.org/nation/sunday-times-rich-list-2011/"&gt;şu listeye&lt;/a&gt; göre Ernesto ve Kristi Bertarelli çifti) alacakları &lt;strike&gt;20&lt;/strike&gt; 100 milyon dolarla (20 milyon TÜBİTAK'ın koyacağı miktarmış) yapmayı planladıkları "bir şeyler" var. Kusura bakmayın ama bunlardan TÜBİTAK başkanının düzgün bir bilim politikası varmış izlenimi çıkmıyor. Ya da Altunbaşak topladığı gazetecileri sadece magazinle ilgilenecek insanlar olarak görüyor, bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-bV0KLbKB2d8/TxW7RWSLRWI/AAAAAAAAFWw/8hZ6WBoYu_s/s1600/Tub%25C4%25B1takKahvalt%25C4%25B118.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="197" src="http://3.bp.blogspot.com/-bV0KLbKB2d8/TxW7RWSLRWI/AAAAAAAAFWw/8hZ6WBoYu_s/s320/Tub%25C4%25B1takKahvalt%25C4%25B118.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Basın mensupları ile kahvaltıdan bir görünüm (kaynak: TÜBİTAK)&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Aslında TÜBİTAK'ın bilim politikasıyla ilgili bir çok resmi ve ciddi dökümanı var, web sayfasından ulaşabileceğiniz. Bir sürü yöneylem lingosu ve minimum editlenmiş rakam/grafiklere boğulmuş bu dökümanları okumak biraz eziyetli, ama benim bunlarla geçirdiğim saatlerden çıkardığım açık sonuç, TÜBİTAK'ın var gücüyle uygulamalı alanlara yöneliyor olması. Daha anlaşılır bir döküman isterseniz, mesela Yücel Altunbaşak'ın Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu'ndaki &lt;a href="http://tubitak.gov.tr/tubitak_content_files//BTYPD/btyk/23/BTYK23_TUBITAK_Sunus.pdf"&gt;sunuşuna&lt;/a&gt; göz atın. Sunuşun neredeyse tamamı, AR-GE çalışmalarının özel sektörle nasıl daha iyi entegre edileceği üstüne. Öte yandan, uygulamalı bilimler içinde bile geçmişe yönelik bir bakış açısı var, gelişmiş ülkelerin 20-30 sene öncesinde yapıp bitirdiği şeylerle (uçak, füze) ilgilenme eğilimi. Örneğin 21. yüzyılın ortalarında iklim değişikliği büyük teknolojik ihtiyaçlar doğuracak ama bu konu hiç bir politika belgesinde zikredilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim Darwin'e. Ne bekliyorduk bilmiyorum ama, yine de hayal kırıcı. Belli ki Altunbaşak tartışmalı konulara girmek istemiyor, hay hay, girmesin. Ama tartışmadan kaçınmanın 150 senelik bilim tarihini bir kalemde silip atmadan izlenebilecek yolları var. Deseydi ki, "Evrim olgusu ve bilimi, verilerle desteklenmiş, artık doğruluğu su götürmeyen şeyler. Bunları tartışmayalım. Ama evrim olgusunun dini inanç, Tanrı'nın varlığı yokluğu konusunda ne anlama geldiği konusunda bir çok görüş var, ben bunlar hakkında yorum yapmam. Vicdan özgürlüğü var, isteyen istediğine inanır, bize yanlışsın demek düşmez," desin. Biz de bunu yazmak zorunda kalmayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak TÜBİTAK başkanımız belli ki hem bilimin hem de onu üreten ulusun değerinin, yaptıkları füzelerin sayısı ve menziliyle ölçüldüğü görüşünde. Üzüntü verici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-DMQSooZApmU/TxW-OmljJ7I/AAAAAAAAFW4/5sFqYecX6ZU/s1600/PropagandaNaziJapaneseMonster.gif" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-DMQSooZApmU/TxW-OmljJ7I/AAAAAAAAFW4/5sFqYecX6ZU/s320/PropagandaNaziJapaneseMonster.gif" width="213" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;İkinci Dünya Savaşı'nda Amerikalılar'ın milli beraberliği pekiştirip füze ve uçak üretimini artırmak amacıyla hazırladığı posterler. Yurtçapında kurulması planlanan bilim merkezlerinde bu tarz posterlere rastlayabileceğimizi öngörüyorum. Çift kafalı Nazi-Japon canavarı yerine mesela Darwin-Wallace kullanılabilir. (kaynak: &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/File:PropagandaNaziJapaneseMonster.gif"&gt;Wikipedia&lt;/a&gt;)&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-6991601455117475119?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/6991601455117475119/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2012/01/bilim-fuzeler-ve-milli-beraberlik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/6991601455117475119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/6991601455117475119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2012/01/bilim-fuzeler-ve-milli-beraberlik.html' title='Bilim, füzeler ve milli beraberlik'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-ytJjdbpA7mU/TxT1m13jFJI/AAAAAAAAFWk/wwzjpoBMqGI/s72-c/ankara2500.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-8052888866870298168</id><published>2012-01-07T12:36:00.000-08:00</published><updated>2012-01-07T12:46:42.302-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doğa koruma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum ve bilim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='barajlar'/><title type='text'>Türkiye'nin tehdit altındaki doğası</title><content type='html'>Müspet İlimler Kumpanyası'ndan herkese mutlu seneler. Yine uzun bir sessizlikten sonra karşınızdayız; sessizliğimizi önemli bir konu için bozuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz Eylül ayında, hükümet TÜBA'nın niteliğini temelden değiştirecek kararları sonrasında, Science dergisinin editörü ve Amerikan Bilimler Akademisinin eski başkanı Bruce Alberts, bu kararın yanlışlığını vurgulayan bir başyazı kaleme almıştı. Bizde hükümetin gelişigüzel, tartışma yapılmaksızın ferman buyurması çok da az rastlanan bir durum değil, ama bu sefer bu kararın yanlışlığı uluslararası bilim toplumunun gündemine de girdi. Ancak hükümetin bu tarz kararlarından zarar gören sadece akademikler değil ülkemizde; Türkiye'nin bütün doğal varlığını ve yaşamı bu doğal varlıklara bağlı bütün vatandaşlarımız da son bir kaç senedir değiştirilen yasalar ve yönetmeliklerden büyük zarar görmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden, Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu'nun başını çektiği bir ekip olarak Science dergisinde yayınladığımız yazımızda (tam metne &lt;a href="http://www.princeton.edu/%7Eeakcay/publications_files/Sekercioglu_et_al%28letter%292011.pdf"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz) bu sorunlara dikkat çektik. İlk amacımız, Türkiye'nin yüksek derecede çeşitlilik içeren doğasını kısa bir şekilde tanıttık, zira özellikle batıdaki araştırmacıların önemli bir kısmı Türkiye'nin evsahipliği yaptığı çeşitlilikten haberdar değil. Bir kaç ay önce, bu çeşitliliği tanıtan detaylı bir makalemiz Biological Conservation dergisinde çıkmıştı; umuyoruz bu eksikliğin giderilmesinde bir ilk adım olacak. (Bu makalenin tam metnine &lt;a href="http://www.princeton.edu/%7Eeakcay/publications_files/sekercioglu_et_al2011.pdf"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz.)&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-tNi4vUpDnEw/TwiuFl-p1YI/AAAAAAAAFV4/mAMHdY-Jkts/s1600/Firtina-Deresi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="265" src="http://2.bp.blogspot.com/-tNi4vUpDnEw/TwiuFl-p1YI/AAAAAAAAFV4/mAMHdY-Jkts/s400/Firtina-Deresi.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Fırtına deresi&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Ancak bu büyük çeşitlilik, özellikle son bir kaç senedir giderek artmakta olan yapılaşma ve enerji üretimi planları tarafından tehdit edilmekte. Hükümetin son senelerde aldığı bir dizi karar, Türkiye'de doğa koprumasının --zaten halihazırda da çok güçlü olmayan-- yasal ve pratik altyapısını büyük ölçüde erozyona uğrattı. Bu kararların bazıları şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- Haziran 2010'dan beri, yaban hayatı koruma alanlarında madencilik yapılmasının öne açıldı&lt;br /&gt;-- 2010 Ağustos'unda nehirler ve kıyı alanları sulak alanları koruma kapsamından çıkarıldı, böylece korunması gereken alanlarda baraj ve turistik tesis yapılmasının önü açıldı&lt;br /&gt;-- Sivil toplumun katılımı minimize edilerek hazırlanan tabiatı ve biyoçeşitliliği koruma kanunu taslağında "koruma-kullanma dengesi", "sürdürülebilir kullanım", "ortak fayda" gibi kavramların yeniden tanımlanarak korunan alanlar yapılaşmaya daha açık hale getirildi.&lt;br /&gt;-- Temmuz 2011'de, 475 bin hektarlık 2-B orman arazilerinin şu anda ev sahipliği yaptıkları önemli ekolojik toplulukları korumak yerine, satılıp yapılaşmaya açılmaları sağlandı.&lt;br /&gt;-- Ağustos 2011'de 1923'den beri ilan edilmiş bütün Doğal SİT alanları (1261 adet), yeniden değerlendirilmeye alındı. Çoğu SİT alanının bu sürecin sonunda koruma statüsünü kaybedip yapılaşmaya ve baraj inşaatlarına açılacağı bekleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümetin önceliklerinin bir göstergesi, eski Çevre ve Orman bakanlığının ikiye ayrılıp Çevre ve Şehircilik, ve Orman ve Su İşleri bakanlıklarının kurulması ve bunların başına sırasıyla eski TOKİ genel müdürü ve eski DSİ genel müdürünün getirilmesi. Belli ki doğa koruma bu iki bakanlıkta da geri planda kalacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye, Yale Üniversitesinin Çevre Performansı endeksinde yaşam alanı ve biyoçeşitlilik koruma kategorisinde 163 ülke arasında 140. sırada. Ülkemiz alanının sadece yüzde 1.2'si sıkı koruma altında (milli parklar gibi), ama zaten yetersiz olan bu alanlar bile artık tehdit altında. Aynı zamanda ülkemizin sera gazı salınımları giderek artan bir hızla yükseliyor. Bu eğilimlere karşı önlem almaktansa, hükümet ülkemizin zengin doğasını ve bu doğadan geçinen insanlarımızı hiçe sayıyor. Umuyoruz ki bu yazı, hükümetin zararlı politikalarının değiştirilmesi için hem yurtiçinde hem de dışında kamuoyu oluşturmaya yardımcı olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Konuyla ilgili, Işıl Öz'ün &lt;a href="http://t24.com.tr/turkiyede-biyolojik-cesitlilik-kriz-altinda/haber/188940.aspx"&gt;T24'deki haberini&lt;/a&gt; de okumanızı tavsiye ederim. Biological Conservation dergisindeki makalemiz, NY Times'ın &lt;a href="http://green.blogs.nytimes.com/2011/12/22/turkeys-biodiversity-at-risk-yet-largely-ignored/"&gt;çevre blogunda da yer buldu&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, bu yazıdan sonra doğal zenginliğimiz konusunda ümitsizliğe kapıldıysanız, antidot olarak Çağan Şekercioğlu ve arkadaşlarının Doğu Anadolu'da yürüttüğü &lt;a href="http://kuzeydoga.org/"&gt;fevkadale projelere bir göz atın&lt;/a&gt; ve Kuzeydoğa derneğini destekleyin.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-8052888866870298168?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/8052888866870298168/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2012/01/turkiyenin-tehdit-altndaki-dogas.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/8052888866870298168'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/8052888866870298168'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2012/01/turkiyenin-tehdit-altndaki-dogas.html' title='Türkiye&apos;nin tehdit altındaki doğası'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-tNi4vUpDnEw/TwiuFl-p1YI/AAAAAAAAFV4/mAMHdY-Jkts/s72-c/Firtina-Deresi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-1774354789231913938</id><published>2011-03-21T16:06:00.000-07:00</published><updated>2011-03-21T16:06:37.398-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrimi Anlamak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnsan evrimi'/><title type='text'>Konuk yazar Nihal Engin Vrana: Evrimi anlamama kılavuzu</title><content type='html'>&lt;i&gt;Yine uzun süren bir sessizliğe büründük; kusura kalmayın. Yazacak şey olmadığından ya da yazmak istemediğimizden değil de, vakitsizlikten muzdaribiz. Neyse ki biz batonu düşürdüğümüz zaman yakalayıp koşmaya devam eden arkadaşlar var. Bugün sizlere Dr. Nihal Engin Vrana'nın, evrim hakkında sık rastlanan yanılgıları ve bunlara nasıl yanıt verilmesi gerektiğini irdeleyen yazısını sunuyoruz.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Yazarımızı biraz tanıtalım önce: Dr. Vrana, lisans ve lisansustu egitimini sirayla ODTU Biyoloji ve Biyoteknoloji bolumlerinde tamamladiktan sonra, doktorasını Dublin City Üniversitesinde bir Marie Curie Erken Donem Araştırmacı bursuyla almıştır. Şu anda da Strasbourg Üniversitesine bağlı INSERM UMR977 Biyomalzeme ve Doku Muhendisligi&amp;nbsp; ünitesinde, yapay soluk borusu gelistirmek uzere bir projede doktora sonrası araştırmacı olarak çalışmaktadır. Temel ilgi alanlari yapay doku üretimi ve biyomalzeme-hücre etkileşimleri olan Dr. Vrana’nın, bu alanlarda 2 uluslararasi patent başvurusu ve 10'un üzerinde yayını vardır. Akademik hayatı dışında bilim-kurgu okumayı ve yazmayı seven Dr. Vrana, bugünün kurgusunu geleceğin gerçeği yapma konusunda caba sarfetmektedir. Kendisinin Kumpanyamızın devamlı üyelerinden birisi olması dileğiyle.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Evrimi anlamama kılavuzu -- Nihal Engin Vrana&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Internet basininda cok sevdigim bir sey var: Insanlarin yorumlarini okumak. Cunku gazetelerin mesreplerine gore ne yazacaklari 3 asagi 5 yukari belli iken; onu okuyan insanlarin ne anlayip ne yazacaklari simdilik bir muamma. Bu sebepten dolayi da oldukca eglendirici ve bilgilendirici. Biyolojiyle ugrasan biri olarak beni bu konuda en cok ilgilendiren haberler de acikcasi evrim haberleri.&lt;br /&gt;Turkiye’de evrim konusu cok cetrefillidir. Ozellikle 80 sonrasi donemde “Akilli tasarim”in biyoloji ders kitaplarina da girmesiyle Turkiye’de evrim karsitligi ciddi bir guc kazanmis; sehirlerde bedava dagitilan “Evrim Yalani” kitaplari bir cok kisinin basucu kitaplari olmustur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun sonucu ne olmustur? Bir kac yil once Amerika’daki durumun vahimligini gostermek amacli yapilan bir karsilastirmali arastirmada Turkiye’de durumun daha da vahim oldugu ortaya cikmistir![1] Bu konuda Turkiye’deki guclulerin pozisyonu da cok net oldugundan, Turkiye evrim karsitlari icin kurtarilmis bolge olarak gorulebilir. Bu ortamdan dolayi bir cok ulke basinina karsit olarak Turk basininda evrim haberlerine rastlamak oldukca zordur; hatta yakin zamanda bir ulusal televizyon kanali bu da Darwin’e kapak olsun diye inanilmaz seviyeli bir habere imza atmayi dahi basarmistir. Tum Dunya’da yanki bulan Bilim ve Teknik dergisinin kapagindan Darwin’in cikarilmasi da bu konudaki resmi durusu sergilemistir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gecen sene Biyoloji, Biyoloji ve Fen bilimleri ogretmenligi bolumlerinde yapilan ve yayinlanan bir baska arastirma da gosteriyor ki[2], Turkiye’de evrim kabul edilmeyen bir gorustur, youtube’da bazi videolarda gorulebilecegi gibi dava kazanilmis; Turk insani evrim’in pencesinden kurtarilmistir! Bu makalenin bulgulari iki acidan ilginc, birincisi Turkiye’de bir ogrenciye 4 yil biyoloji egitimi veriyorsunuz ve bu ogrenci hala evrim yoktur diyebiliyor. Yanlis anlasilmasin, diyebilir hakkidir bizim bolumde (ODTU Biyoloji) de diyenler vardi, ama bu ogrencinin durumu disaridaki karsitliga benzemiyor. Bu ogrenciler hayatlarini oyle ya da boyle adadiklari bir dalin bir kismini kategorik olarak reddediyorlar. Hal boyleyken, bence bu ise en tabandan tekrar girismenin gerekliligi asikar. Sevindirici olan yan ise, arastirmanin her alaninda 1. Sinif ogrencilerinden 4. Sinif ogrencilerine evrimin kabulunde bir artis gorulmesi; bu da gosteriliyor ki saglikli veri insanlara ulasinca insanlar goruslerini degistirebiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akilli tasarim gibi iddialarla bilimsellik arasindaki celiski su; bilim olaylari gozlemleyerek belli sonuclara ulasir oysaki bu tarz iddialar daha cok bir sonucla ise baslayip dogada bu iddiayi dogrulayacak verilerin pesine dusuyorlar. Bu da bulunan ilk tasi somut delil, ikinciyi de karsi cikilamaz kanit olarak goren bir bakis acisi yaratiyor. Bu yaklasim olarak sakat, cunku ozunde bilginin artmasi yonunde kendiliginden bir engelle baslayan bir surece yol aciyor. Cunku eger soyleminiz belliyse, daha az gozlemle daha az karsit bulursunuz degil mi? Biyoloji derslerinde akilli tasarimin okutulmasi yonundeki bilim dunyasindaki karsi durusun sebebi de budur; eger altyapisi olusturulmamis bir iddia sadece kulaga hos geldigi icin kitaplara girerse, diger her turlu iddiayi kitaplardan ne uzak tutacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bir bilim insani olarak Turkiye’de egitimin sulandirilmamasi ve ogrencilerin net , her turlu yan icerikten arindilmis (dini, siyasi ne olursa olsun) bilgiye ulasmasini saglamak acisindan kendimi sorumlu hissediyorum. Turkiye’de evrimin anlasilmasi yonunde takdire sayan cabalar icinde olan bir cok akademisyen ve gonullu mevcut. Benim gibi evrim konusunda uzman olmayan kisilerin de bu alanda verebilecegi baska bir katki var; evrimin ne olmadigini anlatmak. Insanlarin gozlerinin onundeki yanlis filtreleri kaldirabilirsek, ben elde edilen verileri okuduklarinda gerisinin kendiliginden gelecegine yurekten inaniyorum. Bu sebeple, gazete sayfalarinda evrim karsiti yorumlarin altinda yatan bazi fikirleri genellemeye ve cevaplamaya calistim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Akrabalik yanilgisi &lt;/b&gt;(Tezahuru: Evrim insan maymundan gelmistir diyor; salak misiniz insan nasil maymundan gelir?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrim her canli turunun takip edilebilir bir dogal gecmisi vardir diyor, bu akrabalik kurma isi insanlarin maymundan gelme kavramina karsi duydugu icrek hosnutsuzlugu kullanmak icin ortaya atilan bir kavram. Burada uzerinde durulmasi gereken evrimin canlilar arasindaki baglar uzerine bir teori oldugu; emmiogluluk uzerine degil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yap evrimi getir yanilgisi&lt;/b&gt; (Tezahuru:Madem canlilar birbirleriyle ilintili hadi o zaman kopekten inek yapta gorelim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradaki sorun 1. Yanilginin bir yan etkisi ve yaninda evrimin isleyisinin cok uzun zaman araliklarinda oldugunun gozardi edilisi var. Eger her bir turun olusma surecinin uzunlugu dusundurulebilinirse bence bu gorus de hizla ortadan kalkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Evrim Ahlaksizlik kaynagi yanilgisi&lt;/b&gt; (Evrim dogruysa ne ahlak kalir ne duzen, herkes birbirine durur rezilimiz cikar vallah)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu belki de en onemli baslik, insanlarin evrim teorisine ilk mesafesini bu belirliyor. Bunu sahsen anlayamiyorum, cunku ben evreni cevremdeki herseyi benimle baglayan onlarla ortak yanlarimi vurgulayan bir bakis acisiyla algiladigimda kendimi etrafimda olan herseye karsi daha sorumlu hissediyorum. Etrafimdaki canlilara kullanabilecegim malzeme olarak degil de, benim sorumlulugumda olan Dunya’nin zenginligi olarak yaklastigimda yasamdaki amacim ve yerim daha net belirleniyor. Bunun herhangi bir inanc pratigiyle celistigi noktayi da gormuyorum. Bu baslik bir yanlis anlamadan cok, bir nevi hakaret oldugu icin aslinda sanildigi gibi “ahlaksiz” olunmadigini gostermek tek yontem sanirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;4)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Tesaduf Yanilgisi &lt;/b&gt;(Tezahuru:Boylesine mukemmel bir sistem sansla nasil olusur? Tesadufle teori mi olur?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada tesaduf genellikle hic yoktan bir anda bir hucrenin olusuvermesi fikrinin yarattigi hissiyata oynamak icin kullaniliyor. Halbuki boyle bir durum yok, nasil ki radyoaktif yari yasamlar milyon yillarla ifade edilebiliyor, nasil ki bazi reaksiyonlar yuksek enerjiler ya da uzun zamanlar gerektiriyor, evrim esnasinda olan da dusuk olasikli bazi olaylarin uzun zamanlar icinde gerceklesmesi. Buna tepeden bakip “Mucize” deniliyor belli cevreler tarafindan ama soyle dusunmek de olasi: bir odaya giriyorsunuz iceride 2 kisi var ve biri yazi-tura oynuyorlar, adam parayi atiyor ve yazi geliyor. Gayet normal bir durum, ama sonra ikinci adam diyor ki “Nasil olur da 100 defa ustuste yazi atabilirsin?” ki dusuk olasilikli da olsa olabilecek bir durum; simdi gercek hangisi? Bir mucizeye mi tanik oldunuz yoksa cok siradan bir olaya mi? Evrimin asamalarindaki olaylari da bu acidan parca parca dusununce ortada inanilmayacak gariplikte bir adim kalmiyor.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;5)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Komplo Teorisi Yanilgisi&lt;/b&gt; (Tezahuru: Darwinizm bizi dinimizden sogutmak icin ortaya atilmis bir propaganda aracidir, bu oyuna gelmeyelim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrim teorisine Turkiye’de israrla Darwinizm denmesinin sebebi onunla Marksizm, Komunizm, fasizm vs. gibi halka gecmiste kotu gosterilmis dusunce akimlariyla baglantisi daha rahat saglayabilmek aslinda. Bunun Turkiye’de inanilabilir olmasi acikcasi daha da genis olan, kisaca “Turk’un turk’ten baska dostu yoktur sendromu” olarak tarif edilebilecek bir sey. Turkiye’de bir komplolar sarmali icinde buyutuluyoruz, bu da bizim gerceklikle garip bir iliski kurmamizi sagliyor. ABD, Rusya, Cin, Avrupa, Japonya bunlar Dunya konusunda degisik hirslari ve dusunceleri olan, birbiriyle cekisen gucler; ama is evrime gelince bu ulkelerin icinde yasayan binlerce biliminsani bir klik olusturup Dunya’yi kandirmaya calisiyor oyle mi? Ve bu kandirma duzeni asil gucune Dunya iki kutuplu iken, iki kutbun ortaklasa calismasiyla cikti oyle mi?&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;6)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ejderha Yanilgisi&lt;/b&gt; (Tezahuru: Nerede bu ara formlar? Bana yari ordek yari kalkan, yari kanguru yari tazmanya canavari formlari gosterin o zaman.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ara form itirazi bana hep sunu hatirlatiyor. Bir cinayet isleniyor ve detektifler cinayette kullanilan silahi buluyorlar, silahin kalibresi vucuttaki mermi deligine uyuyor; olaydan once ve sonra maktulu olay yerinde goren taniklar var. Sonra birisi soruyor: “Peki katilin kurbani vurdugu anin fotografi var mi?” Yok denilince de “O zaman bu adam eceliyle olmustur” deniliyor. Bir de araformlari canavarimsi mahlukatlar olarak resmetme ve bu sayede onlari inanilmaz kilma cabasi var. Halbuki araformlari su videoda goreceginiz yuruyen baliklar cercevesinde dusunmek lazim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/bYW_onR6oms" title="YouTube video player" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu baliklari Dunya’da bir cok hayvanat bahcesinde gorebilirsiniz; goruldugu uzere gayet ilginc bir yontemle, degismis yuzgeclerinin olusturdugu bacagimsi uzuvlarin uzerinde yuruyorlar. Ama benzeri uzuvlara sahip kara canlilari gibi bir simetriye sahip olmadikarindan, daha cok vucutlarinin arka kismini cekmek durumundalar. Ne muthis tasarim, oyle degil mi? Araform olma boyle bir durum ve kimyasal reaksiyonlardaki cok aktif olduklarindan belirlenmesi zor olan ara asama molekulleri gibi bulunmalari zor. Ama bazi benzeri asamalar bu tip canlilarin nislerinde sabitlenmis durumda ve gozlemlenebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkiye’de bilimin yaygin kanilarla catismasi konusunda koklu bir gecmis yok, bu sebeple su makalede de belirtildigi gibi [3] uclar arasinda savruluyoruz. Turkiye’de izledigim bir cok evrim tartismasini hatirliyorum, verilerle kanaatlerin uyumsuz catismasi halinde saatlerce suren programlar (2010’daki HaberTurk’teki program guzel ibretlik bir ornek).&amp;nbsp; Bence bu mecralarda biz biliminsanlarinin temel yaptigi hata evrimi savunmaya (ve de aliskanliklarimizdan dolayi bilimsel olarak) calismak. Halbuki icine dusulen genelde mantikli degil hamasi bir kavga oluyor; orada da kimin sesi daha guclu cikiyorsa o hakliymis gibi gozukuyor. Bence asil yapilmasi gereken karsi tarafin neden hicbir zaman bakteri kamcisi, ya da ayni kalan karincalarin otesine gidemedigini ifsa etmek. Kavramlarinin icinin boslugunu gostermek. Indirgenemez karmasiklik mesela ne demektir? Karmasiklik bir algi meselesidir; bana karmasik gelen sana gelmez, bunda bir son indirgenemezlik durumu yoktur; olsaydi maddenin yapitaslarinda da olurdu. Bu yaziyi yazmadan evvel, bir akilli tasarim filmi izledim ve gordum ki tum akilli tasarim evrim teorisini cekerseniz coker; cunku tum argumanlari karsitlik uzerine, kendi soyledigi “Bir tasarimci var” disinda hicbir sey yok; biyolojiye hic bir katkisi yok. Bence bilim kelimesini kendi cikarlari icin yozlastirmaya calisanlara (bilimsel gozukebilmek icin derneklerine bilimi cagristiran isimler koyanlar, “Bak cok bilimsel konusuyorum ben” gibi cumleleri bilimle alakasi olmayan fikirlerini suslemek icin kullananlar) en buyuk ders; bilim denen milyonlarca insanin yuzlerce yillik emegi olan payandayi propagandalarinin altindan cekmek ve topluma onun altinda nasil ezildiklerini gosterebilmektir. Ondan sonra dogru veriye ulasabilen herkes, zaten dogru sonuclara ulasacaktir. Mesela &lt;a href="http://evrimianlamak.org/"&gt;Evrimi Anlamak&lt;/a&gt; sitesi gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kaynakca:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Jon D. Miller, Eugenie C. Scott, Shinji Okamoto. 2006 “Public Acceptance of Evolution”, Science 313: 765.&lt;br /&gt;2)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Deniz Peker, Gulsum G. Comert, Aykut Kence. 2010 “Three Decades of Anti-evolution Campaign and its Results: Turkish Undergraduates’ Acceptance and Understanding of the Biological Evolution Theory”&amp;nbsp; Sci &amp;amp; Educ 19:739&lt;br /&gt;3)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Salman Hameed. 2008 “Bracing for Islamic Creationism” Science 322: 1637.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-1774354789231913938?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/1774354789231913938/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2011/03/konuk-yazar-nihal-engin-vrana-evrimi.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/1774354789231913938'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/1774354789231913938'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2011/03/konuk-yazar-nihal-engin-vrana-evrimi.html' title='Konuk yazar Nihal Engin Vrana: Evrimi anlamama kılavuzu'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/bYW_onR6oms/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-5225301766230194612</id><published>2010-11-06T10:44:00.000-07:00</published><updated>2010-11-06T12:42:07.074-07:00</updated><title type='text'>Çardakkuşlarından rönesans numaraları</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:100%;"  &gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://graemechapman.com.au/index.php"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 224px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_gmlgBiqgSC8/TNWhxYGfb1I/AAAAAAAAO1Q/VjJZac6Emq4/s320/683204.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5536509186577231698" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çardakkuşları, kargalar ve kuzgunlarla beraber Corvidae infra-takımında yer alan Avustralya ve Yeni Gine'de bulunan bir kuş familyasıdır. Bir kuşun kargalar ve kuzgunlarla yakın akraba olması bu kuştan özel bir şeyler beklemeniz için yeterli zaten. Netekim bu çardakkuşları da beklentinizi boşuna çıkarmıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çardakkuşları isinlerini erkeklerin kurduğu çardaklardan alıyor. Bugünkü konuğumuz olan Büyük Çardakkuşu (Chlamydera nuchalis) çubuklardan iki tane duvar yapmak suretiyle bir koridor gibi bir çardak kuruyor, resimdeki gibi (bu çardakkuşlarının kurduğu iki çardak tipinden biri, diğeri ise merkezi bir çubuğun etrafında bir kulube gibi kurulan çardaklar). Koridorun iki ucunda da beyaz-gri taşlar ve objeleri koyduğu bir alan var. Bu taşlar, gösterinin esas parçaları olan renkli objeler için bir arka plan oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çardaklar erkeklerin çiftleşmesinde merkezi bir yere sahip çünkü dişiler erkenlerin yaptığı çardakları değerlendirip ona göre o erkekle çiftleşmeye karar veriyorlar. Dişiler erkekleri ziyarete geldiklerinde çardağın bir ucundan bakarak erkeklerin gösterisini izliyor. Bu gösteri, erkeklerin hem öterek (çardak kuşları aynı zamanda çok iyi taklitçiler), hem de renkli objelerini gagalarında kaldırıp dişiye göstermesinden ibaret. Dişi eğer bu gösteriyi beğenirse erkekle çiftleşiyor, yok beğenmezse uçup gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dişi çiftleştikten sonra yuvayı kendisi yapıyor, yavrulara kendi bakıyor, kısacası erkeğin yavruların bakımına hiç bir katkısı yok. Erkeklerin işi gücü ise çardakları üzerine çalışmak, öyle ki sanki bir sanatçı gibi devamlı taşların yerlerini azıcık değiştiriyor sonra çardaklarının öbür ucuna giderek acaba oldu mu dermişcesine bakıyorlar. Çardaklarını "güzelleştirmek" için komşularından objeler çalmaları çok sık rastlanan bir olay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar çardakkuşlarının en ilginç kuşlardan biri olduğuna ikna olmadıysanız, buyrun buradan yakın. Geçtiğimiz aylarda&lt;a href="http://www.cell.com/current-biology/abstract/S0960-9822%2810%2901036-5"&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Current Biology&lt;/span&gt; dergisinde basılan bir makale&lt;/a&gt; büyük çardakkuşlarının çardaklarının iki tarafındaki beyaz-gri objeleri kullanarak, görsel sanatlarda zorlama perspektif olarak bilinen optik bir yanılsamayı yarattıklarını gösterdi. Buna göre erkekler büyük taşları çardaktan uzağa, küçük taşları ise çardağın yakınına diziyorlar. Çardağın bir ucundan bakan bir dişi için bu çardağın arkasındaki gri alanın olduğundan daha küçük görünmesi demek. Araştırmacılar bu zorunlu perspektifin rastgele bir şey değil, erkekler tarafından özellikle dikkat edilen bir nevi mimari bir tercih olduğunu göstermek için 15 çardakta küçük ve büyük taşların yerlerini değiştirip bu zorunlu perspektif etkisini tersine çevirmişler. Üç gün sonra aynı çardaklara geri geldiklerinde çardak sahibi erkeklerin taşları eskisi gibi boyutlarına göre tekrar dizdiklerini bulmuşlar. Bu da erkeklerin çardakları üzerinde çalışırken taşları özellikle bu boyutlarda dizdikleri anlamına geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çardakkuşlarının kullandığı zorlama perspektif bizim türümüzün mimarisi ve sanatında da yaygın olarak kullanılan bir etki. Örneğin ünlü &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Potemkin_Stairs"&gt;Potemkin (Odessa) merdivenleri&lt;/a&gt; aşağı tarafında daha geniş yukarısında da daha dar olduğundan alttan bakıldığında olduğundan daha uzun, yukarıdan bakıldığında da olduğundan daha kısa görünüyor. Keza, zorlama perspektif Bizans sanatında yaygın olarak kullanılan ve ön plandaki objeye dikkati çekmeye yaradığı düşünülen bir teknik. İlginç bir not olarak, insanların perspektifi tam olarak anlaması ancak Rönesans zamanında mümkün olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çardakkuşlarının zorlama perspektifi neden kullandıklarını henüz bilinmiyor. Bizanslı sanatçılar gibi belki onlarda dişileri kendilerini izlerken ön plandaki objeye (yani kendilerine ve gagalarında tuttukları objeye) dikkati yoğunlaştırmay çalışıyor olabilirler, ama henüz bu olasılığı test eden deneyler yapılmadı. İlginç bir nokta da, bir çok davranışta olduğu gibi erkeklerin ne kadar zorunlu perspektif etkisi yarattığında da erkekler arasında farklar var: Nasıl her insan aynı seviyede resim çizemiyorsa, erkek çardakkuşlarının bazıları da bu görsel etkiyi yaratmakta diğer erkeklerden daha başarılı. Araştırmayı yapan John Endler ve arkadaşlarına göre bu farklar dişilerin erkekleri değerlendirmesinde rol oynuyor olabilir. Bu da ilerideki araştırmaların konusu olacak bir sorun. Şimdilik tek bildiğimiz bir sebepten dolayı erkek çardakkuşları perspektife önem veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha fazla okumak isteyenler için&lt;br /&gt;Çardakkuşları için genel bilgi (İngilizce): &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Bowerbird"&gt;http://en.wikipedia.org/wiki/Bowerbird&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;ScienceDaily sitesinde makale hakkında çıkan yazı: &lt;a href="http://www.sciencedaily.com/releases/2010/09/100909122801.htm"&gt;http://www.sciencedaily.com/releases/2010/09/100909122801.htm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.cell.com/current-biology/abstract/S0960-9822%2810%2901036-5"&gt;Makalenin kendisi&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;resim:&lt;a href="http://graemechapman.com.au/cgi-bin/viewphotos.php?c=25"&gt; (c) Graeme Chapman&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-5225301766230194612?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/5225301766230194612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/11/cardakkuslarndan-ronesans-numaralar.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5225301766230194612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5225301766230194612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/11/cardakkuslarndan-ronesans-numaralar.html' title='Çardakkuşlarından rönesans numaraları'/><author><name>caglar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01084018440274121042</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_gmlgBiqgSC8/TNWhxYGfb1I/AAAAAAAAO1Q/VjJZac6Emq4/s72-c/683204.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-8696141631304147630</id><published>2010-11-03T09:35:00.000-07:00</published><updated>2010-11-03T11:20:14.245-07:00</updated><title type='text'>Volkanik küller, plankton patlamaları ve som balıkları: Bir "Yer Sistemi" öyküsü</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:100%;"  &gt;Sizce Alaska'nın bir ucunda, Aleut Adalari'ndaki bir volkan patlaması, 2000 km ötede Kanada'nın batısındaki nehirlerdeki som balığı (salmon)* populasyonlarını etkiler mi? Etkilemeyi bırakın, ya bu nehirlerdeki 20 yıldır azalan stokları daha önce görülmemiş bolluk seviyelerine taşıdığını söylersek inanır mısınız? Geçtiğimiz ay (Ekim 2010) yayınlanan bir çalışma ve bunu takip eden bir teori, bu harika ekosistem ilişkisinin gayet olası olduğunu gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikayemiz British Columbia - Kanada'daki Victoria Üniversitesi'nden okyanusbilimci Roberta Hamme'nin başını çektiği bir çalışmayla başlıyor. Geophysical Research Letters'ın Ekim 2010 sayısında çıkan bu makale, Ağustos 2008'de Aleut Adaları'ndaki Kasatochi Volkanı'nın patlamasıyla havaya yayılan küllerin, aynı ayın sonlarında Kuzeydoğu Pasifik'de bir fitoplankton patlamasına neden olduğunu ortaya koydu (haritaya bakabilirsiniz). Üstelik bu patlama, sürekli gözlemlerin yapılmaya başlandığı son 12 yıl içindeki en büyük fitoplankton patlaması! Peki, bu nasıl mümkün olmuş, volkan külüyle fitoplanktonun ne ilgisi var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/TNGQiJpZwbI/AAAAAAAABhI/k2UZv6gCJo8/s1600/NEPacific.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 287px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/TNGQiJpZwbI/AAAAAAAABhI/k2UZv6gCJo8/s400/NEPacific.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5535364333394575794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:100%;"  &gt;Fitoplankton, daha özelinde okyanusta fotosentez yapan tek hücreli canlılar, organik bileşenleri üretmek, çoğalmak için çeşitli besin elemanlarına ihtiyaç duyarlar: nitrat ve fosfat, kimisi icin silikat (ışık ve inorganik karbonun okyanus yüzeyinde zaten yeterli miktarda bulunduğunu düşünelim). Bir de fitoplanktonun az da olsa metallere gereksinimi vardır, özellikle de demire. Fakat, okyanusun ücra yerlerine demir pek ulaşamaz, zira demir ya kıtalardan denizlere taşınır, veyahut deniz tabanındaki hidrotermal kaynaklardan okyanusa pompalanır, ama bu ikinci kaynağın da okyanus yüzeyine ulaşabildiğinden henüz emin değiliz. Dolayısıyla bu ücra denizlere demirin ulaşmasının en önemli yolu, çöl tozlarının atmosfer vasıtasıyla bu yörelere ulaşmasıdır, ancak bu da çok episodiktir. İşte Kuzeydoğu Pasifik Okyanusu da böyle demir azlığı çeken ve dolayısıyla fitoplankton üretiminin demirle sınırlanmış olduğu bir bölge. Aleut Adaları'ndan yayılan volkanik küller de demir içeriyor ve Hamme ve arkadaşlarının yazdığına göre 1.5-2 milyon km2 kadar bir alanda bu küller denize karışıyor. Ardından da demir limitasyonu ortadan kalkmış ve görülmemiş ölçekte bir fitoplankton patlaması yaşanmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, ya som balıkları?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;British Columbia nehirlerindeki som balığı stokları 1913 yılından beri takip ediliyor ve son yirmi yıldır da stoklarda endişe verici bir düşüş gözlemlenmiş. Ancak 31 Ağustos'da yetkililerin açıklamasına göre, 1913'den beri görülen okyanustan nehirlere en büyük som balığı göçü bu yıl gerçekleşmiş! Yaklaşık 34 milyon balığın yumurtalarını bırakmak amacıyla Fraser Nehri'ne giriş yaptığı tahmin ediliyor. Uzmanlar da yirmi yıllık trendin tersine dönmesini ve tarihin en büyük stoğunu öngörememiş olmanın verdiği saşkınlık içinde modellerinin sistemin karmaşıklığını ne derece temsil ettiğini sorgulamaya başlamışlar. Balık endüstrisi de böylesine büyük bir stoğu avlayamadığı için (zira azalan stoklar avlanmaya da önemli kısıtlamalar getirmiş) sert bir tepki göstermiş. Yani kaçan balık büyük olmuş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz bu yıl gerçekleşen stok patlamasının nedeni tam olarak bilinmiyor, ama Kanada'nın önde gelen balıkçılık uzmanlarından Tim Parsons, buna neden olarak yukarıda bahsettiğimiz "patlamaları" - yani önce volkanik ve ardından gelen fitoplanktonik olanı- öne sürüyor. Som balığı, fitoplankton üzerinden beslenmiyor, ancak fitoplanktonu yiyen zooplankton bu balığın yiyeceği. 2010 yılında nehirlere dönen som balıklarının da 2008 sonbaharında okyanusta fitoplankton bolluğundan faydalanan zooplanktondan beslenmiş olması olası. Elbette ki bu yılki som balıklarının bu kadar büyük sayılarda nehire dönüş yapıyor olmasının başka faktörleri var ve şimdiden araştırmacılar bu konuya eğilmiş durumda (gerçekten çok karmaşık bir konu). Ancak şurasını belirtmeden geçemeyiz: stokların hayli yüksek olduğu 1958 yılından iki yıl önce de Kamçatka yarımadasında hayli şiddetli bir volkanik patlama olmuş. Yani, en azından demir azlığı çeken Kuzey Pasifik Okyanusu icin som balığı populasyonları ve volkanizma arasında nedensel bir ilişki olasılığı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tim Parsons'un teorisinin ne derece ayakta kalacağını önümüzdeki yıllarda göreceğiz, ama bu son bulgular ve haberler ekosistemin çeşitli bölmelerinin nasıl birbiriyle içiçe olabileceğini çok çarpıcı bir biçimde gösteriyor. Bu anlattıklarımız çok yeni gelişmeler gibi görülebilir, ama arkaplanında (British Columbia özelinde) bir taraftan 100 yıllık bir balıkçılık kaydı, ve buna ek olarak da 12 yıllık sistemli bir Kuzeydoğu Pasifik biyojeokimyasal gözlem etkinliği var. Bu da doğayı anlamaya yaklaşmak icin sürekli ve sistematik gözlemin ne kadar önemli olduğunu bize gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Daha fazla okumak isteyenler için linkler:&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;NatureNews - &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:100%;"  &gt;&lt;a href="http://www.nature.com/news/2010/101029/full/news.2010.572.html"&gt;Canada sees shock salmon glut&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sciencedaily.com/releases/2010/10/101006094059.htm"&gt;Science Daily plankton patlaması haberi&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.agu.org/pubs/crossref/2010/2010GL044629.shtml"&gt;Roberta Hamme et al. makale&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Nature News - &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:100%;"  &gt;&lt;a href="http://www.nature.com/news/2010/101029/full/news.2010.572.html"&gt;Sparks fly over theory that volcano caused salmon boom&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;* Türün tam adı "sockeye salmon", yani "&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;Oncorhynchus nerka&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;".  ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü web sitesindeki &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:100%;"  &gt;&lt;a href="http://www.ims.metu.edu.tr/MarineDict/index.asp"&gt;deniz biyolojisi sözlüğüne&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt; göre salmon'un Türkçe'ye çevirisi somon olarak yapmak yanlışmış - doğrusu "som balığı" olarak geçiyor.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-8696141631304147630?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/8696141631304147630/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/11/volkanik-kuller-plankton-patlamalar-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/8696141631304147630'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/8696141631304147630'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/11/volkanik-kuller-plankton-patlamalar-ve.html' title='Volkanik küller, plankton patlamaları ve som balıkları: Bir &quot;Yer Sistemi&quot; öyküsü'/><author><name>Mustafa Yucel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/TNGQiJpZwbI/AAAAAAAABhI/k2UZv6gCJo8/s72-c/NEPacific.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-7979737253170760686</id><published>2010-11-01T11:39:00.000-07:00</published><updated>2010-11-01T11:47:02.012-07:00</updated><title type='text'>Şarkı serçelerinin marifetleri</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/TM8K6c8JIiI/AAAAAAAABhA/kRQTz9TH9hQ/s1600/sparrow.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 223px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/TM8K6c8JIiI/AAAAAAAABhA/kRQTz9TH9hQ/s400/sparrow.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5534654466378768930" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Herkese yeniden merhabalar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süredir kumpanyamiz sessizliğe büründü, farkındayız. Ancak sanmayınız ki yazarlarımız bu süre zarfında boş boş oturdu :). İşte bunun son kanıtı, yazarımız Çağlar Akçay'ın son çalışmaları BBC'de haber olarak yeraldı. Çağlar kumpanyamızda ekoloji ve hayvan davranışı yazılarıyla tanınıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akçay'ın başını çektiği araştırmacılar,  &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Animal Behaviour&lt;/span&gt;'da yayınlanan çalışmalarında şarkı serçelerinin kimin kavgacı olup kimin olmadığını ayırt edebildiklerini ortaya koydu.  Daha detaylı Türkçe haber için Evrimi Anlamak sitesinin güncesine &lt;a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/2010/10/evrim-caliskani-caglar-akcay-serceler-kim-kavgaci-kim-degil-ayirt-edebiliyor/"&gt;buradan&lt;/a&gt; gidebilirsiniz. BBC'deki haberi de &lt;a href="http://news.bbc.co.uk/earth/hi/earth_news/newsid_9084000/9084464.stm"&gt;buradan&lt;/a&gt; okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok yakında, Müspetilimler'de yeni yazılarla karşınızda olacağız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-7979737253170760686?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/7979737253170760686/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/11/sark-sercelerinin-marifetleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/7979737253170760686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/7979737253170760686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/11/sark-sercelerinin-marifetleri.html' title='Şarkı serçelerinin marifetleri'/><author><name>Mustafa Yucel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/TM8K6c8JIiI/AAAAAAAABhA/kRQTz9TH9hQ/s72-c/sparrow.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-703018497496414933</id><published>2010-05-18T05:43:00.000-07:00</published><updated>2010-05-18T05:55:59.675-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum ve bilim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tıp'/><title type='text'>Sağlık Bakanlığı etik kurulunda ilahiyatçı olur mu?</title><content type='html'>&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S_KJ3GwiYOI/AAAAAAAAEu0/O27xKjh3-D4/s1600/religionmedcartoon.gif" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S_KJ3GwiYOI/AAAAAAAAEu0/O27xKjh3-D4/s320/religionmedcartoon.gif" width="284" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;"Benim üstümde ilaç denemiyorlar, onun yerine ruhani danışman desteği sağlıyorlar"&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Memleketteki ilginç bir tartışmayı kaçırmışız yine: Sağlık Bakanlığı, Mart ayında değiştirdiği "Klinik araştırmalar yönetmeliği"nde, bu araştırmaların hepsinin izin alması gereken etik kurullarına bir adet de ilahiyat mezunu üye atanmasını şart koşmuş. Tahmin edileceği üzere, bu olay basında biraz yankı bulmuş (ama çok da değil herhalde), özellikle "laik" kesim AKP hükümetini dini bilime karıştırmakla suçlamış. Ben konunun politikasına girmeyeceğim -- politik tartışmalar olayın din, bilim ve toplum kümelerinin kesişiminde kalan esasını perdeliyor, "çöp adam" (straw man) argümanları ortalıkta uçmaya başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuya, başlıktaki soruya yanıt vererek başlayalım: kısaca evet, olabilir. Uzun cevabı, din adamlarının ya da daha da genel anlamıyla ilahiyatçıların tıpla ilgili etik kararlara girdi yapmasınında prensip olarak bir yanlışlık yok. Ancak bu "prensip olarak" yargısı, çok sınırlı bir yargı, bir şeyin prensipte olabileceğini söylemek, ne "olmak zorunda" anlamına gelir, ne de pratikte uygulamasını haklı çıkarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsi geçen kurullar hakkında biraz bilgi verelim. Bu kurullar, yeni ilaç ve tedavilerin etkinliğini araştıran klinik araştırmaların etik kurallara uyup uymadığını denetlemekle yükümlü. Yani örneğin yeni bir ilacın tansiyonu düşürmede etkin olup olmadığını araştırmak istiyorsunuz; araştırmayı yapmak için bu kuruldan izin almanız gerekiyor. Kurul, en az 10, en fazla da 15 üyeden oluşuyor. Bu üyelerin içinde temsil edilmesi öngörülen alan ve uzmanlıklar şöyle (bu ilaç klinik araştırmaları etik danışma kurulu için -- kaynak &lt;a href="http://www.iegm.gov.tr/Default.aspx?sayfa=iedk_sop&amp;amp;lang=tr-TR"&gt;burada&lt;/a&gt;):&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size: 9pt;"&gt;- Biri çocuk sağlığı ve hastalıkları  uzmanı olmak üzere, tercihen İyi Klinik Uygulamaları kurallarına göre  düzenlenmiş klinik araştırmalara araştırmacı olarak katılmış en az dört  uzman hekim,&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size: 9pt;"&gt;- Farmakoloji alanında doktora yapmış  veya uzmanlığını almış, tıp doktoru, en az bir farmakolog,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size: 9pt;"&gt;- Bir tıbbi etik uzmanı veya  deontolog,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size: 9pt;"&gt;- Bir halk sağlığı uzmanı,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size: 9pt;"&gt;- Bir eczacı,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size: 9pt;"&gt;- Hukuk fakültesi mezunu bir üye,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size: 9pt;"&gt;- Sağlık mesleği mensubu olmayan,  sağlıkla ilgili bir kurum veya kuruluşta çalışmayan ve klinik  araştırmalarla ilgisi bulunmayan ilahiyat fakültesi mezunu bir üye,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;İlk olarak dikkatimi çeken, tıp ve ezcacılık mesleğinden kurula atanacak üyelerin hangi uzmanlık dalından olmaları gerektiği konusunda görece açık (ve kulağa mantıklı gelen) ifadeler varken, hukuk ve ilahiyat fakültesi mezunlarının hangi uzmanlık dalından olacağı hiç belirtilmemiş. (İlahiyat mezunu üyenin tıp mesleği dışından olması gerekmesi sanırım "tıbbın ilerlemesi" amacını topluma olası zararlar riskiyle dengelemek için, ancak tam da çözebilmiş değilim.) Yani tıp bilimiyle önceden hiç bir ilişkiniz olmasa bile, ilahiyat mezunu olmak sizi bu kurul için yetkin yapıyor, ancak doktorsanız, yetkin görülmeniz için bir klinik araştırmaya katılmanız tercih sebebi. Bu farazi bir kaygı da değil; bu kurullarda şu anda görev yapan dört ilahiyatçının arasında iki tefsir uzmanı, iki de islam ceza hukuku uzmanı var. Bu dört üyenin hiçbirisi, görebildiğimiz kadarıyla, tıbbi bir araştırmanın etik sonuçları, riskleri ve getirileri konusunda oturup düşünmüş, yazıp çizmiş değil. Dolayısıyla bu kurula bir şekilde dinle uğraşmaları dışında bir yetkinlik getirdikleri şüpheli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu demek değil ki bir ilahiyatçı ya da din adamı tıbbi etikten anlayamaz, hasta haklarını koruyamaz. Ancak ilahiyatçıların özel olarak konuya getirdikleri bir şey var mı da illaki bir ilahiyatçı olacak diye sormak da yerinde. Örneğin, yukarıdaki listede en az bir tıbbi etik uzmanı ve bir hukukçu yer alması isteniyor; bu uzmanlık alanlarının bir etik kuruluna bir şeyler katacağı bariz bir şekilde ortada. Ama ilahiyatçıların bu kurula ne katacağını açıklayan düzgün bir argüman görmedim ben. Müzmin muhafazakar "apologist"imiz Mustafa Akyol birşeyler yazmış, ama dediği kaba bir "is-ought" ayrımından, yani bilimin bize ahlaki kurallar veremeyeceği argümanından öteye gitmiyor. Bu genel ilke hakkında ne düşünürseniz düşünün (katılan da var katılmayan da) mesele bu değil burada. Mesele, klinik bir araştırmanın olası risklerini değerlendirmede, bu risklere değecek fayda getirip getirmeyeceğini belirlemede ve hasta haklarının korunmasında ilahiyat mezunu olmanın getirdiği özel bir yetkinlik, bakış açısı olup olmadığı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesele eskiden ilahiyatçıların bu kurulda görev yapamıyor olması da değil. Mevzuatın eski halinde bu son üyede sadece üniversite mezunu olmak şartı aranıyordu; yani bu üyeler ilahiyatçı da olabilirdi. Aslına bakarsanız, bu da çok iyi bir düzenleme değil, zira yine masaya konuyla ilgili bir uzmanlık ya da yetkinlik getirme şartı yok, ancak en azından içinden seçilecek kitleyi sebepsiz yere gelişigüzel şekilde kısıtlamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilim, din ve toplum kesişiminde tartışmamız gereken bir çok konu var. Ancak bu tartışmaların yapıcı olabilmesi için ilk başta amacın sorun çözmek ve doğrusu neyse onu yapmak olduğu konusunda uzlaşmamız gerek. Maalesef Türkiye'de bu ilkeyi kabul etmekten çok uzağız. Bunun gibi anlamsız, gerekçesiz ve sorumsuzca mevzuat değişiklikleri, tarafların birbirlerine zaten az olan güvenini daha da azaltıyor. Bu yüzden de tartışılması gerekenler tartışılmıyor, yapılması gerekenler yapılmıyor, yapılmaması gerekenler ise yapılıyor. O yüzden, siyasi görüşümüz, dini inancımız ve felsefi kabüllerimiz ne olursa olsun, özellikle de halk sağlığıyla ilgili böyle düzenlemelerin gerekçeleri ortaya konulup tartılarak yapılmasını talep etmemiz gerek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-703018497496414933?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/703018497496414933/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/05/saglk-bakanlg-etik-kurulunda-ilahiyatc.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/703018497496414933'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/703018497496414933'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/05/saglk-bakanlg-etik-kurulunda-ilahiyatc.html' title='Sağlık Bakanlığı etik kurulunda ilahiyatçı olur mu?'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S_KJ3GwiYOI/AAAAAAAAEu0/O27xKjh3-D4/s72-c/religionmedcartoon.gif' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-4293811651814605201</id><published>2010-05-12T17:53:00.000-07:00</published><updated>2010-05-12T18:10:39.458-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnsan evrimi'/><title type='text'>Neanderthal insanlarıyla akraba çıktık</title><content type='html'>Hala satılıyor mu bilmiyorum; biz küçükken Martin Mystere isimli bir çizgi-roman vardı. Özel dedektif ile İndiana Jones arası bir karakterin maceralarını anlatırdı. Bu Martin amcanın bir yardımcısı vardı, Java isimli bir Neanderthal insanı. Bu vatandaş dilsiz ama güçlü kuvvetli idi, ve duyuları insanüstü hassastı. Kısacası, insan gibi görünüyor, yürüyor, giyiniyordu, ancak daha "ilkel" atfedilebilecek bazı özelliklere sahipti. Sanırım bu, o zamanlar Neanderthal insanlarından haberi olan bir çok kişinin aklındaki imajı yansıtıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S-tKAOx7qwI/AAAAAAAAEus/ThsEyfTf2b0/s1600/MartinMystere-java1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S-tKAOx7qwI/AAAAAAAAEus/ThsEyfTf2b0/s1600/MartinMystere-java1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;"Neanderthal adamı, havayı vahşi bir hayvan gibi kokluyordu..." Belki bizde de aynı genlerden vardır.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Tabi Martin Mystere'nin ilk sayısı çıktığından beri, Neanderthaller hakkında çok şey öğrendik, öğrenmeye de devam ediyoruz. Neanderthal insanları, günümüzden 30bin yıl öncesine kadar Avrupa'da  yaşamış (bu evrimsel anlamda çok kısa bir zaman) ve modern insanlara en  yakın olan tür; yani gerçek anlamıyla kuzenlerimiz. Geçtiğimiz hafta &lt;i&gt;Science&lt;/i&gt;'da çıkan iki makale, bu kuzenler hakkında bazı çarpıcı bulguları ortaya çıkardı. Makalelerin &lt;a href="http://www.sciencemag.org/cgi/content/full/328/5979/710"&gt;ilkinde&lt;/a&gt;, Richard Green ve çalışma arkadaşları, ilk defa elde edilen Neanderthal &lt;a href="http://evrimianlamak.org/e/S%C3%B6zl%C3%BCk%C3%A7e:Genom"&gt;genom&lt;/a&gt; dizilimini bildiriyor (makalelere erişim açık; bakmanızı tavsiye ederim). Dahası, Neanderthal dizilimini dünyanın değişik bölgelerinden günümüz insanının genomuyla karşılaştırarak modern insanların atalarının Neanderthallerle muhtemelen üremiş olduklarını gösteriyor; yani bir anlamda kuzenden daha da yakın olabiliriz. Bu yargıya ulaşmalarının sebebi, Neanderthallerin genetik olarak Avrupalı ve Asyalılara, Afrikalılara olduklarından daha yakın olmaları, yani Avrupa ve Asya popülasyonları Afrika popülasyonundan ayrıldıktan sonra Neanderthallerle aralarında bir gen akışı olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu bir açıdan çok şaşırtıcı değil; Avrupa kıtasında ve Ortadoğu'da Neanderthallerle modern insanların 50bin yıl kadar bir arada yaşadıklarını arkeolojik bulgulardan biliniyordu. Ancak şimdiye kadar düşünülen, iki türün birbirleriyle üremedikleri idi; bu son bulgular ise aksini gösteriyor; modern insanların en azından bir kısmı, Neanderthallerle daha önce zannettiğimzden daha yakın akraba. Green ve arkadaşlarının tahminine göre Avrasya insanları, yüzde 1 ila 4 oranında Neanderthal soyuna sahip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine aynı araştırma grubunun liderliğindeki ikinci &lt;a href="http://www.sciencemag.org/cgi/content/full/328/5979/723"&gt;makalede&lt;/a&gt; ise, Burbano ve çalışma arkadaşları, bu sefer modern insanlar Neanderthallerden ayrıldıktan sonra genom dizilimlerinde ne kadar değişim olduğunu soruyor. 50 günümüz insan genomuyla Neanderthal dizilimini 14bin değişik noktada karşılaştırarak, Neanderthallerle modern insanın soylarının ayrılmasından itibaren (yaklaşık 500 milyon yıl önce), insan popülasyonlarında neredeyse 90 tane amino asit&amp;nbsp;değişiminin sabitlendiğini (yani aynı değişimin bütün insanlarda göründüğünü) gösteriyorlar. Bu değişimlerin kodlanan proteinler üzerindeki etkisini henüz bilemiyoruz, ancak bu farklılıkların kendi evrimimizi anlamakta önemli katkıları olacağı kesin; zira en yakın akrabalarımızdan bizi ayıranların önemli bir parçası bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyla ilgili &lt;a href="http://insandogasi.blogspot.com/2010/05/neandertaller-ve-biz.html"&gt;İnsan Doğası ve Evrim&lt;/a&gt;'deki yazıyı da okumanızı tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Science&lt;/i&gt; dergisinin konuyla ilgili özel hazırladığı &lt;a href="http://www.sciencemag.org/special/neandertal/"&gt;sayfalara&lt;/a&gt; da bir göz atabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-4293811651814605201?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/4293811651814605201/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/05/neanderthal-insanlaryla-akraba-cktk.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/4293811651814605201'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/4293811651814605201'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/05/neanderthal-insanlaryla-akraba-cktk.html' title='Neanderthal insanlarıyla akraba çıktık'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S-tKAOx7qwI/AAAAAAAAEus/ThsEyfTf2b0/s72-c/MartinMystere-java1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-5383247554441898393</id><published>2010-04-28T08:25:00.000-07:00</published><updated>2010-05-12T21:38:28.978-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnsan evrimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayvan davranışı'/><title type='text'>Şempanzeler ve ölüm</title><content type='html'>Nedense, ta Darwin'in zamanından beri "maymundan gelmek" evrim teorisiyle alay etmek için kullanılan bir terim olagelmiş. Bir keresinde Evrimianlamak.org hakkında benimle röportaj yapan bir radyo sunucusu, hani evrime karşı olduğundan değil de, maymunlar çok çirkin olduğu için maymunlardan gelme fikrine karşı olduğunu belirtmişti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben şahsen maymundan gelmenin neden kötü olması gerektiğini hiç bir zaman anlamadım. Sadece maymunlar değil, kedi, köpek, çalıkuşu ya da toprak solucanı ile uzaktan kuzen olmamız fikri bende huşu ve merak arasında bir duygu uyandırıyor. Özellikle de konu davranış olunca hayvanlar dünyasının geri kalanıyla akrabalığımız çarpıcı şekilde ortaya çıkabiliyor. Bugün bahsedeceğim makaleler de buna örnek teşkil ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S9fJ02VR99I/AAAAAAAAEuM/F0SWhGzsjvw/s1600/Lightmatter_chimp.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S9fJ02VR99I/AAAAAAAAEuM/F0SWhGzsjvw/s320/Lightmatter_chimp.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Fotoğraf: Aaron Logan&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Bilimsel makale genelde insanı hislendiren bir edebiyat dalı  değildir,  ancak Current Biology'nin en son sayısında ardarda çıkan iki  kısa  makale oldukça dokunaklı. Makaleler, iki farklı şempanze (&lt;i&gt;Pan troglodytes&lt;/i&gt;) popülasyonundan, yaşayan en yakın akrabalarımız olan bu büyük insansı maymunların kendi türlerinden bir bireyin ölümü karşısında davranışlarını ele alıyor. Makalelerden &lt;a href="http://www.cell.com/current-biology/fulltext/S0960-9822%2810%2900145-4"&gt;birincisinde&lt;/a&gt;, James Anderson, Alasdair Gillies ve Louise Lock, İskoçya'da Blair Drummond safari parkında yaşayan yaşlı bir şempanzenin ölümünü ve birlikte yaşadığı diğer üç şempanzenin buna tepkilerini betimliyorlar. Ölen şempanze, yaşı 50'nin üzerinde olduğu tahmin edilen Pansy. Diğer grup üyeleri ise yine 50 yaş civarında olan Blossom, ve Pansy'nin kızı Rosie ile Blossom'un oğlu Chippie. Pansy ve Blossom, parka 1970'lerde bir sirk tarafından bağışlanmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2008 yılının Kasım ayında Pansy, giderek daha halsiz ve daha az aktif davranmaya başlıyor ve bakıcıları Pansy'i yazlık adadan alıp kışı geçirmesi için ısıtılmış mekana taşımakta güçlük çekiyorlar. Bunu sonradan başarsalar da, Aralık ayının başında Pansy'nin durumu kötüye gidiyor, yemeden içmeden kesilip gecelediği alanı neredeyse hiç terketmiyor. Grubun geri kalanı bu süreçte normalde olduğundan çok daha sessiz ve durgun davranıp, normalde yattıkları alan yerine Pansy'e yakın geceliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sonunda, 7 Aralık günü Pansy yemeyi tümden bırakıyor; bakıcıları acil bir müdahale gerekmesi ihtimaline karşı diğer şempanzeleri başka bir alana alıyorlar. O gün öğleden sonra, kendini güçlükle ayağa kaldırıp, Rosie'nin önceki gece gecelediği yuvaya gidiyor ve oraya yatıyor. Bundan bir saat sonra Pansy'nin ölmek üzere olduğunu anlayan bakıcıları diğer grup üyelerinin Pansy'nin yanına gelmesine izin veriyor ve olanları video kamerayla kaydediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="385" width="480"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/d89SlFc3qjI&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/d89SlFc3qjI&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaydedilen görüntülerde grup üyeleri Pansy'nin son anlarında diğer grup üyelerinin onun yanında vakit geçirip onu tımar ettikleri görünüyor. Pansy son nefesini verdikten sonra da Rosie yanından ayrılmıyor, elini tutuyor ve geceyi yanında geçiriyor. Sabah yanlarına gelen Blossom ve Chippie, Pansy'nin üstüne dökülmüş saman parçalarını temizliyor; Chippie, sanki Pansy'i uyandırmak istercesine saldırma hareketi yaparak Pansy'nin göğsünü yumrukluyor. Pansy'nin ölümünü takip eden haftalarda hayatta kalanlar daha durgun davranıp, normalden az yiyorlar. Pansy'nin öldüğü platform daha önce her gece kullanılmasına rağmen 5 gece boyunca kimse orada yatmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu davranışlar tıpkı bir yakınını hastalık sonucu kaybeden insanların davranışlarına benziyor. Şempanzeler çok uzun süre yaşayan, güçlü sosyal bağları olan ve empati gösterebilen hayvanlar. Bu yüzden tıpkı insanlar gibi, ölmekte olan bireyi rahat ettirmeye çalışmaları ve sonrasında kederlenip yas tutmaları bir anlamda normal. Dahası, tıpkı insanlar gibi, şempanzeler de her ölüm olayına aynı şekilde tepki vermiyorlar. Örneğin daha önce gözlemlenen kaza ya da saldırı sonucu ölümlerde şempanze grupları çok daha ajite bir şekilde tepki veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şempanzeler ve ölümle ilgili &lt;a href="http://www.cell.com/current-biology/fulltext/S0960-9822%2810%2900218-6"&gt;ikinci makale&lt;/a&gt; biraz daha tüyler ürpertici, ama belki de daha dokunaklı. Dora Biro ve çalışma arkadaşları, Gine'de, Bossou ormanlarında yaşayan bir şempanze grubundaki iki annenin, ölen yavrularının cesetlerini biri 19, diğeri 68 gün boyunca taşımalarını ve sanki canlıymış gibi bakmalarını betimliyor. Bu süreçte cesetler mumyalaşıyor (muhtemelen kısmen de olsa annelerin sinekleri kovalaması sayesinde) ve özellikle 68 gün taşınan cesedin iskeleti kısmen hasar görüyor. Daha da ilginci gruptaki diğer bireyler de mumyalaşmış cesetlerle oynayıp, kollarını ve bacaklarını hareket ettiriyorlar (bu davranış aşağıdaki videoda görülebilir -- UYARI: görüntüler rahatsız edici olabilir).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="385" width="480"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Rl-JWtXJBX4&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/Rl-JWtXJBX4&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cesetleri taşıyan annelerin yavrularının ölü olduğunu gerçekten anlayıp anlamadıklarını şu aşamada bilmek mümkün değil. Ancak yavruların meme emmediklerini ve hareket etmediklerini farkettikleri kesin, cesetleri taşırken normalde kullanmadıkları teknikler kullanmaları buna işaret. Ancak ne olursa olsun, bu gözlemler şempanzelerde anne ile yavru arasındaki bağın, ölümden bile güçlü olabileceğini gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayvan davranışına dair yaygın olan bir görüş, hayvanların (hatta bazılarına göre kendi türümüzün de) hayatta kalmaya ve üremeye programlanmış basit robotlardan ibaret olduğu. Giderek artan veriler ise gösteriyor ki bir çok hayvan çok daha karmaşık ve gelişkin davranışlara sahip. Öyle ki, artık hayvanların "iç dünyası"ndan söz etmek çok da fantastik bir önerme değil. Hastalıktan ölen annesinin elini tutan, geceyi yanında geçiren ve haftalarca iştahı kesilen bir şempanzenin gerçekten de keder hissine sahip olması bence o kadar da uzak bir olasılık değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden belki de "maymundan gelmek" için o kadar da fazla bir mesafe katetmemiz gerekmiyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-5383247554441898393?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/5383247554441898393/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/04/sempanzeler-ve-olum.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5383247554441898393'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5383247554441898393'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/04/sempanzeler-ve-olum.html' title='Şempanzeler ve ölüm'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S9fJ02VR99I/AAAAAAAAEuM/F0SWhGzsjvw/s72-c/Lightmatter_chimp.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-2758058419441104850</id><published>2010-04-09T13:45:00.000-07:00</published><updated>2010-04-09T13:46:17.508-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayvan davranışı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='davranışsal ekoloji'/><title type='text'>Erkek deniz iğnesi hamile kalınca...</title><content type='html'>Müspet İlimler Kumpanyası olarak bugün bir konuk yazarı ağırlıyoruz: Uzay Sezen, ODTÜ Biyoloji Bölümü'nden mezun olduktan sonra Connecticut Üniversite'sinden bitki popülasyon genetiği alanında doktorasını aldı. Şu anda Georgia Üniversitesi'nde doktora sonrası araştırmacı olarak çalışan Uzay, geçtiğimiz ay Nature'da yayınlanan deniz iğnelerinin üreme biyolojisinin evrimi ile ilgili bir makale üzerine çok güzel bir yazı hazırlamış. Bu ilginç hayvanlar hakkında çok şey öğreneceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzay'ın yazısını takiben Çağlar Akçay'ın orijinal makaleyle ilgili bazı eleştirilerini bulabilirsiniz. Bilim dünyasında, özellikle hızla ilerleyen ve tartışmalı olan konularda aynı bulguların farklı bilim adamları tarafından farklı yorumlanması sık rastlanan bir durum. Farklı görüşlere sahip araştırmacılar arasında yürütülen tartışmalar ve ortaya çıkardıkları araştırma soruları en sonunda gerçeğin ne olduğunu daha iyi kavramamızı sağlıyor. Uzay ve Çağlar'ın yazılarıyla bu sürece bir nebze de olsa tanık olacaksınız. Lafı daha fazla uzatmadan sözü Uzay'a bırakıyoruz...&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Erkek deniz iğnesi (&lt;i&gt;Syngnathus &lt;/i&gt;spp.) hamile kalınca...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Dr. Uzay Sezen, Georgia Üniversitesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canlılığın sürekli değişen sorunlara karşı geliştirdiği evrimsel çözümleri anlayabilmek için doğadaki alışılmışın dışındaki üreme biçimlerini mercek altına almakta yarar var. Doğada genel olarak dişiler yavru bakımının getirdiği yük nedeniyle seçici roldedir. Erkekler, dişilerin seçici süzgecine takılabilmek için pek çok kılığa bürünür (eşeysel seçilim). Birbirine evrimsel açıdan yakın akraba olan denizatı (&lt;i&gt;Hippocampus &lt;/i&gt;spp.) ve deniz iğnesi (&lt;i&gt;Syngnathus &lt;/i&gt;spp.) türlerinde doğada görmeye alışkın olduğumuz eşeysel roller değişmiştir. Deniz iğnelerinde hamileliği erkekler üstlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S765O4glEXI/AAAAAAAAEtI/9xMHMxzxwCo/s1600/denizignesi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://2.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S765O4glEXI/AAAAAAAAEtI/9xMHMxzxwCo/s320/denizignesi.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Deniz iğnesi  (&lt;i&gt;Syngnathus leptorhynchus&lt;/i&gt;). Fotoğraf: peter_r (Flickr)&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Bu balıklar eş seçiminde her zaman daha iri yapılı bireylere yönelirler. Denizel ortamda irilik kaynak kullanımındaki verimliliğin ve üretkenliğin doğrudan göstergesidir. İri dişiler daha çok besin depolanmış yumurtalar taşır. İri erkekler dölütlerin (embryoların) gelişimi sırasında daha geniş olanaklar sağlar (savunma, oksijen, besin vs.). Çiftleşme görülmeye değer uzunca bir dans ile başlar. Erkekler çiftleşme sonrasında döllenen yumurtaları dişiden alarak hamileliği üstlenir. Her erkek 12 ile 14 gün süren hamileliği sırasında tek bir dişiden gelen yumurtaları taşır. Dölütler erkeğin vücudundaki özel bir kese içinde gelişimlerini sürdürür. Texas A&amp;amp;M Üniversitesi'nden &lt;a href="http://www.nature.com/nature/journal/v464/n7287/abs/nature08861.html"&gt;Kimberly Paczolt ve Adam Jones&lt;/a&gt;’un gerçekleştirdikleri çalışma hamile erkeklerin bu çok romantik gibi görünen rolü epey değişik bir mizaç ile oynadığını gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alışılagelmiş haliyle dişinin güdümündeki eşeysel seçilim çiftleşme daha gerçekleşmeden işler. Dişi beğenmediği bir erkek ile çiftleşmez. Deniz iğnesinin erkekleri doğada dişilerin tekelinde olduğunu düşündüğümüz bu seçiciliği çiftleşme sonrasına da taşır. Hamilelik erkeklerin üreme hızını yavaşlatır. Erkeklerin yavaşlığı dişilerin üremesine kısıtlama getirdiği için dişiler arasında çiftleşmeye hazır olan erkekler için çekişme başlar (*).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İri bir dişi ile çifleşmenin erkek deniz iğnesi üzerindeki yükü ağırdır. İri dişilerin iri dölütlerini beslemek hamilelik sırasında erkeği tüketir. Yapılan gözlemler böylesi bir hamileliğin ardından gerçekleşen çiftleşmenin sonuçlarının başarısız olduğunu gösteriyor. İşin ilginç yanı gücü tükenmiş bile olsa erkeğin çiftleşmeyi reddetmemesidir. Erkek deniz dikeni art niyetli bir eyleme girişerek kalitesi daha düşük bir dişi ile çiftleşiyor ve hamileliği sırasında bu dölütleri seçici olarak beslemiyor. Hatta daha da ileri gidip dölütleri besin kaynağı olarak kullanıyor (**). Böylece enerji gerektiren hamilelik süreci karlı bir eyleme dönüşüyor. Erkek deniz iğnesi, bir sonraki çiftleşme döneminde karşılaşmayı umduğu afet-i azamı düşünerek kaybettiği zaman dışında ciddi bir zarar görmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S765VOoD4vI/AAAAAAAAEtM/AFU6dcSb6OQ/s1600/denizignesi2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S765VOoD4vI/AAAAAAAAEtM/AFU6dcSb6OQ/s320/denizignesi2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Dişi (büyük) ve erkek (küçük) deniz iğneleri. Fotoğraf: Patrick Nilsson  (Flickr)&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Adnan Menderes Üniversitesi'nden Dr. Murat Bilecenoğlu'ndan aldığım bilgiye göre yurdumuzda Syngnathus cinsinden toplam 7 türe, Nerophis cinsinden ise 2 türe sahibiz. Deniz iğneleri Marmara ve Karadeniz kıyılarında daha yaygın olarak görülüyor. Ege ve Akdeniz sahillerinde yarım metreye kadar inen sığ lagünler içindeki deniz erişteleri (Posidonia oceanica) arasında İzmir Kuş Cenneti, Tuzla, Homa dalyanı, Köyceğiz lagünü, Adana-Yumurtalık lagünü gibi yerler bu balıkların yaşam alanları arasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz iğnelerinin neye benzedigini merak edenler &lt;a href="http://www.nature.com/nature/videoarchive/pregnantpipefish/index.html"&gt;şu videoyu&lt;/a&gt; izleyebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(*) aklıma Adile Naşit’in &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=kQL4db-OM2o"&gt;hamam kavgalı film sahneleri&lt;/a&gt; geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(**) havyarın yüksek besleyici değeri iyi bilinir. Ayrı bir çalışma, dölütlerde bulunan amino asitlerin (protein yapıtaşı) erkeğin karaciğerine ve kaslarına göç ettiğini ve yavruların besin kaynağı olarak kullanılabildiğini gösterdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Yüklenmeyin yiğitlere...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Çağlar Akçay, Washington Üniversitesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bilimi kurallar ve istisnalar silsilesi olarak görsek de, belki de doğadaki çeşitlilik bizim çoğu zaman hayal ettiğimizden daha fazla çıkıyor. Bu durumun kendini en güzel gösterdiği yerlerden biri eşeysel üreme. Biz memeliler her ne kadar genel kuralın ‘yuvayı dişi kuş yapar’ olduğunu düşünsek de (ki bu önermenin ılıman iklimlerde yaşayan kuşlar için doğruluk payı var), doğada yığınla değişik eşleşme sistemi var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan biri deniz iğnesi denilen ufak balıklar tarafından gösteriliyor. Uzay’ın da belirttiği gibi bu balıklarda ‘geleneksel’ (doğa tarihi açısından değil bilim tarihi açısından geleneksel) cinsel roller değişmiş durumda: erkek yumurtaları dişiden alıyor ve özel bir organında (yumurta bohçası diyebiliriz belki) besliyor, düpedüz hamile kalıyor yani. Paczolt ve Jones’ın makalesinde erkeğin hangi dişileri tercih ettiği ve bu dişileri neden tercih ettiği sorusu soruluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzay’ın yukarıda anlattığı ve yazarların da savunduğu hikaye kısaca şöyle: 1) Erkekler büyük dişileri seviyorlar, çünkü büyük dişilerde a) daha çok yumurta var b) bu yumurtalardan çıkan yavruların hayatta kalma şansı daha yüksek. 2) Ama erkekler küçük dişi bulurlarsa pas geçmiyorlar. Tam tersine bu dişilerle çiftleşip yumurtalarını alıyorlar. Ama burada esas amaçları yavruları büyütmek değil, yumurtaları yemek, yani bir anlamda küçük dişiyle çiftleşen erkekler dişileri kandırmış oluyorlar, ve onların sırtından geçiniyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada okuyucularımız ‘Vay namussuz, art niyetli’ diye erkekleri suçlamaya başlamadan bu iki noktayı destekleyen verilere bakmakta yarar var. Bilim her ne kadar objektif veriler ve test edilebilir varsayımlar üzerinden yürüse de bazen (hatta çok sık) veriler ve bilim adamlarının bundan çıkardıkları yorumlar arasında boşluklar olabiliyor. İşin güzelliği bu boşlukları bir yandan yorumlara bir yandan verilere bakarak görebiliyoruz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki birinci noktaya bakarsak, gerçekten de yazarlar erkeklerin büyük dişileri tercih ettiklerini göstermişler. Bu o kadar da şaşırtıcı değil, çünkü bu türün başka akrabalarında da aynı tercih gösterilmiş. Erkeklerin büyük dişileri tercih etmekten kazandıkları getiri açık: daha çok yavru ve bu yavruların daha iyi durumda olması. Bu konudaki verileri yazarların gayet sağlam. Burada dikkati çeken nokta yukarıda anlatıldığı gibi erkeklerin küçük dişilerle çiftleşmeye o kadar da hevesli olmadıkları: tam tersine dişinin boyutu küçüldükçe erkeğin çiftleşmeye razı olması için geçen süre logaritmik olarak artıyor. Bu yazarların yorumlarına karşı çıkabilecek birinci nokta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarlar aynı zamanda erkeklerin büyük bir dişiden hamile kaldıktan sonraki durumlarının küçük bir dişiden hamile kaldıktan sonraki durumlarına göre pek de iyi olmadığını gösteriyorlar. Bu şu iki sebepten biri ya da ikisi birden dolayısıyla olabilir: Birinci ve akla en yatkın sebep, diyelim 10 yavruyu beslemenin, 4 yavruyu beslemekten daha çok enerji sarfı gerektirmesi. Dediğim gibi küçük dişiler daha az yumurta veriyorlar büyük dişilere göre. Dolayısıyla tek başına bu sebep yazarların bulgusunu açıklayabilir. Ama yazarlar ikinci bir sebep daha öneriyorlar, önermekle de kalmayıp makalenin asıl çıkarımı olarak sunuyorlar. Bu ikinci sebepe göre, erkek yukarıda anlattığımız gibi küçük dişilere yalnız daha az besin vermekle kalmıyor, tam tersine küçük dişilerin yumurtalarından (yani dişiden) besin çalıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada dikkati çeken nokta, yazarların bu ikinci sebep için hiç ama hiç verileri olmaması. Bu görüş için sundukları tek veri erkeklerin küçük dişilerle çiftleştikten sonra durumlarının gayet iyi olması. Yukarıda anlatıldığı gibi bu büyük dişilerle girişilen bir hamileliğin daha fazla enerji gerektirmesiyle çok basit bir şekilde açıklanabilecek bir şey. Yazarlar yorumlarını veriyle desteklemek gibi bir dert içinde olsalardı şunları göstermek isterlerdi sanırım: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1)&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Erkekler canlı yumurtalardan besin çalıyor mu? Bu türün yakın akrabası olan başka bir deniz iğnesinde erkeklerin cılız embriyolardan gerçekten besin aldıkları bulunmuş. Ama bu embriyoların ‘yenmesi’ embriyolar başasırız olduktan sonra mı yoksa önce mi bilinmiyor. Hayatta kalma şansı düşük cılız embriyoların erkek tarafından ‘fişinin çekilmesi’ hem erkeğin hem de embriyoların annesinin işine gelmesi ihtimali de yüksek, netekim bu embriyolara harcanacak enerji hayatta kalma şansı yüksek embriyolar için harcanabilir, yani erkekler embriyolar arasında bir ‘triaj’* yapıyor olabilirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2)&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Erkekler canlı yumurtalardan besin çalıyorsa, ve erkekler ile küçük dişiler arasında çıkar çatışması varsa erkeklerin çiftleştikleri küçük dişilerin yumurtalarından (büyük dişilerinkine göre) daha çok besin elde ediyor olmaları gerekiyor. Eğer erkekler yumurtalardan besin elde ediyor ama elde ettikleri besin miktarı dişinin boyuyla doğru orantılıysa bu ortada pek de (anlatılan türden) bir çatışma olmadığını, diğer bir deyişle küçük dişilerin erkekler tarafından sömürülmediğini gösterir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki nokta hakkında yazarların hiç bir verisi yok. Bu durumda yazarların sağlam çıkarımmış gibi sundukları ve popüler medyada da böyle yer bulan (yukarıda da Uzay’ın anlattığı biçimiyle) hikayenin pek de dayanağı olmadığı görüşündeyim. Bu demek değil ki yazarların hikayesi mutlaka yanlış. Tam tersine doğru olabilir. Ama şu anda doğru kabul etmek için bir veri yok. Bunu yanı sıra daha basit alternatif açıklamalar (yazarlar tarafından pek önemsenmese de) mevcut. Birilerinin bu alternatif varsayımları test etmesi gerekiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(*) Kurtarmada oncelik sıralaması&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-2758058419441104850?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/2758058419441104850/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/04/erkek-deniz-ignesi-hamile-kalnca.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/2758058419441104850'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/2758058419441104850'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/04/erkek-deniz-ignesi-hamile-kalnca.html' title='Erkek deniz iğnesi hamile kalınca...'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S765O4glEXI/AAAAAAAAEtI/9xMHMxzxwCo/s72-c/denizignesi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-5291854288984427346</id><published>2010-04-05T21:36:00.000-07:00</published><updated>2010-04-05T21:41:04.688-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Biyogüvenlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum ve bilim'/><title type='text'>Biyogüvenlik yasası geçmiş, duydun mu?</title><content type='html'>Bunu asmakta yine biraz geciktim iş güçten dolayı, ama hakkında daha önceden &lt;a href="http://muspetilimler.blogspot.com/2010/03/biyoguvenlik-yasa-tasarsnn-getirdikleri.html"&gt;yazdığım&lt;/a&gt; (görüşlerim &lt;a href="http://www.turkishjournal.com/i.php?newsid=6605"&gt;burada&lt;/a&gt; da yayınlandı) biyogüvenlik yasa tasarısı TBMM'den 18 Mart günü geçti, akabinde de Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. Duymadıysanız şaşırmayın, zira güzide basın yayın organlarımız daha ilginç meselelerle meşguldü çoğunlukla (mesela hangi general geceyi hangi cezaevinde tutuklu geçirecek?). Ben de yine Nature'da çıkan bir haber sayesinde öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S7q22VOXEZI/AAAAAAAAEss/8lU8ttjDrqo/s1600-h/799px-C5_plum_pox_resistant_plum.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S7q22VOXEZI/AAAAAAAAEss/8lU8ttjDrqo/s200/799px-C5_plum_pox_resistant_plum.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Konuyla ilgili Radikal gazetesinden bir &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&amp;amp;ArticleID=986515&amp;amp;Date=19.03.2010&amp;amp;CategoryID=77"&gt;başlık&lt;/a&gt; yakaladım sadece, o da yasa tasarısı görüşülürken eklenen bir maddeyle bebek gıdalarında GDO'ların yasaklanması ve bu konuda muhalefetle iktidar partisinin uzlaşmış olması üzerine. Tasarının getirdiği götüreceği şeylerle, hele de araştırmaya olası etkisi üzerine hiç bir bilgi ya da inceleme yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, yasa geçti -- bu aşamadan sonra ne yapılabilir diye düşünmek gerek. Edindiğim bilgilere göre üniversitelerde çalışan araştırmacı biyologlar kendi aralarında organize olmaktalar. Geç kalındı elbette ama bu organizasyonun bir şekilde başlaması iyi bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, birkaç adım geri atıp bakarsak, bu olayın gösterdiği şey, toplum olarak, gazetecisinden milletvekiline, bilim camiasından sokaktaki adamına kadar böyle bir konuyla uğraşmak için ne kadar donanımsız olduğumuz. Günümüzde toplum olarak geleceğimizi etkileyen bir çok konu, karmaşık bilimsel ve toplumsal temellere sahip; biyogüvenlik bu konulardan yalnızca birisi -- aynı şey iklim değişikliği, yenilenebilir enerji, doğa koruma, aşılanma gibi bir çok şey için de geçerli. Toplum olarak genel bir bilgisizliğimiz var (dünya'nın güneş etrafında döndüğünden bile çok emin değiliz), ancak daha da vahimi toplum olarak bu sorunların temelinde yatan bilgileri, dinamiklere karşı bir ilgisizlik içindeyiz. Beylik laflarla, çoğu zaman da sorumluluğu politik olarak karşı olduğumuz grupların üstüne atarak, suçlayarak, tartışmadan, tartışıyor gibi yapıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biyogüvenlik yasa tasarısı görüşülürken söz alan milletvekillerinin kendileri ve gruplarının adına yaptıkları açıklamalar buna örnek teşkil ediyorlar (tutanak &lt;a href="http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tutanak_g_sd.birlesim_baslangic?P4=20605&amp;amp;P5=H&amp;amp;PAGE1=13&amp;amp;PAGE2=46"&gt;burada&lt;/a&gt;). Bazıları yasa tasarısı hakkında tek bir kelime bile etmemiş, bazıları jenerik olarak "destekliyoruz" ya da "desteklemiyoruz" demiş, bazıları ise nereden buldukları belli olmayan eksik ve/veya yanlış bilgilerle (&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Triptofan"&gt;triptofan&lt;/a&gt;'ın zehirli bir ilaç olduğunu bilir miydiniz?) bir şeyler savunmaya çalışıyor. Elbette bir yasa tasarısının genel kurula gelmesi uzun bir sürecin sonucu, dolayısıyla bu tartışmanın orada başlamasını ya da TBMM Genel Kurulu'nda bu noktada derinlemesine bir inceleme yapılmasını beklemek yanlış olur. Bahsettiğim sorunun kaynağı değil, bir belirtisi. Esas sorun, süreçte o aşamaya gelene kadar hiç bir tartışma olmaması, gerekli araştırmalar raporlar hazırlanıp kamuoyuna sunulmaması, taslak üzerine uzmanlar tarafından görüş alış verişi yapılmaması... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunların sonunda tam olarak ne yaptığımızı, niye yaptığımızı bilmeden kararlar veriyoruz. Bunun sadece cahillik ya da ilgisizlik sonucu olduğunu düşünecek kadar saf değilim elbet; bu durumdan kar edenler vardır mutlaka. Ama sonuçta doğru süreçte ısrar etmedikçe bu durumun önüne geçilmesi mümkün değil, ondan eminim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Resim, genetiği değiştirilerek hastalığa dirençli hale getirilmiş "C5" eriklerini gösteriyor. &lt;a href="http://commons.wikimedia.org/wiki/File:C5_plum_pox_resistant_plum.jpg"&gt;Scott Bauer&lt;/a&gt;'e ait.&amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-5291854288984427346?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/5291854288984427346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/04/biyoguvenlik-yasas-gecmis-duydun-mu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5291854288984427346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5291854288984427346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/04/biyoguvenlik-yasas-gecmis-duydun-mu.html' title='Biyogüvenlik yasası geçmiş, duydun mu?'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S7q22VOXEZI/AAAAAAAAEss/8lU8ttjDrqo/s72-c/799px-C5_plum_pox_resistant_plum.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-2279474103619465011</id><published>2010-03-27T14:24:00.000-07:00</published><updated>2010-03-28T03:57:11.051-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iklim değişikliği'/><title type='text'>IPCC Baskani: Iklimbilimcileri rahat birakin</title><content type='html'>Hukumetlerarasi Iklim Degisimi Paneli (IPCC) Baskani Rajendra Pachauri, 26 Mart 2010’da The Guardian’da yayinlanan makalesinde birtakim seyleri soylemek, bazilarina cevap vermek zorunda kaldi. Yazdiklarini ozetlemeden once, son aylarda olanlari bir not edelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiginiz gibi, 2007 yilinda IPCC tam versiyonu 3000 sayfayi bulan dorduncu degerlendirme raporunu yayinlamis, kuresel isinmanin buyuk oranla insan kaynakli oldugunu verilerle ortaya koymus, ileriye donuk birtakim senaryolar onermis ve ongoruler yapmisti. Bu ongorulerin bir tanesi de Himalayalar’da bulunan buzullarin 2035 yilinda tamamen eriyebilecegi idi. 2009 sonlarinda bu ongorunun yanlis oldugu savi dillendirilmeye baslandi, 2010’un Ocak ayinda da kurumun da resmen acikladigi uzere bu noktada onemli bir hata mevcuttu. Bu ongoru hakemli bir dergide yayinlanan bir arastirmaya degil de, bir bilim adaminin medyaya verdigi bir roportaja dayaniyordu. Aslinda konunun uzmanlari arasinda yaygin kani Himalaya buzullarinin daha birkac onyil daha dayanabilecegi idi (ne kadar rahatlatici!). Uzun lafin kisasi, raporun bu kismini hazirlamakla sorumlu kisiler isini savsaklamis, ellerindeki verilerin kalite kontrolunu iyi yapmamis, Himalaya buzullarinin erime hizi ile ilgili bilginler arasindaki ortak gorusu rapora yansitamamislardi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi ki ben, IPCC baskaninin aciklamalarina dayanarak, su ana kadar yazida bunun bir “ihmal” oldugunu ima ediyorum. Ancak, IPCC raporunda boyle bir acik bulan, kendilerine medyada genelde “iklim degisikligi suphecileri” denilen gruplar bu olayi kendi amaclari icin kullanmaktan geri durmadilar. Verdikleri tum tepkileri takip etme sansim olmadi, ama son birkac ayda haberlerde gordugum kadariyla bunun kasitli bir manipulasyon oldugunu iddia edip isi Pachauri'yi istifaya davet etmeye kadar goturduler. Hatta Amerikan senatoru James Inhoff, iklimbilimciler icin “adli sorusturma” acilmasini bile iddia edebildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iste boyle bir atmosferde, Pachauri sert bir aciklama yapmak zorunda kalmis. Haksiz da sayilmaz. The Guardian’da ki yazida (link yazinin sonunda) soyle diyor : “Umarim, dunya [iklim bilimciler icin] yeni bir sistemli zulum (=persecution) donemine girmiyordur”. IPCC gibi bir kurumun basindaki ismin boylesine bir hissiyat icinde bulunmasi beni cok urkuttu. Pachauri’nin altini cizdigi uzere IPCC Birlesmis Milletler’e bizzat basvurarak kendi yontemlerinin bagimsiz bir kurul tarafindan denetlenmesini istemis durumda. Bu isi de Akademiler Arasi Kurul – ki ulkelerin bilim akademilerinin bir nevi federasyonu-ustlenmis. Bence bu hatadan ardindan ortaya cikan durum icin daha saglikli bir cozum olamazdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyu takip edecegiz, bakalim bu bagimsiz denetleme nasil bir sonuca ulasacak. Sonuc olarak kuresel isinmanin insan kaynakli oldugu ve Yer Sistemi’nde ani, onarilamaz ve insan kulturune zararli olacak donusumlere neden olabilebilecegi gercegi degismeyecek gibi gorunuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.guardian.co.uk/commentisfree/cif-green/2010/mar/26/dont-hound-the-climate-scientists"&gt;http://www.guardian.co.uk/commentisfree/cif-green/2010/mar/26/dont-hound-the-climate-scientists&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-2279474103619465011?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/2279474103619465011/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/03/ipcc-baskani-iklimbilimcileri-rahat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/2279474103619465011'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/2279474103619465011'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/03/ipcc-baskani-iklimbilimcileri-rahat.html' title='IPCC Baskani: Iklimbilimcileri rahat birakin'/><author><name>Mustafa Yucel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-4920951409739735682</id><published>2010-03-19T10:48:00.000-07:00</published><updated>2010-03-19T12:04:27.395-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TUBITAK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><title type='text'>Eskiler satıştan kaldırılırken, yeni bir evrim kitabı</title><content type='html'>Geçtiğimiz hafta, neredeyse tam bir sene önce yazdığım bir &lt;a href="http://muspetilimler.blogspot.com/2009/03/akyollar-darwinizme-kars.html"&gt;yazıyı&lt;/a&gt; bloga astım. Hatırlarsınız, geçtimiz sene bu zamanlarda Tübitak'da bir evrim skandalı patlamıştı; evrim kuramını ve Darwin'i ele alan kapak ve özel dosyanın Tübitak'ın başkan yardımcısı tarafından sansürlendiği iddia edilmişti. Konuyla ilgili çok yazıldı çizildi, bu asmayı unuttuğum yazı da baba-oğul muhafazakar yazarlar Taha ve Mustafa Akyol'ların konu hakkında söylediklerine yanıt niteliğindeydi. Mustafa Akyol'un argümanı özellikle ilginçti, zira Mustafa Akyol, Richard Dawkins ya da S.J. Gould gibi ateist yazarların kitaplarının çevrilip de, S. Conway Morris gibi dini görüşlere daha sıcak bakan yazarların kitaplarının çevirilmediğini iddia edip, bunun da bir sansür olduğunu savunmuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dediği gerçek midir yoksa insafsızlık mı siz karar verin, ama bu arada Mustafa Akyol'un içi rahat olabilir; zira anlaşılan Tübitak artık Dawkins'in ve Gould'un kitaplarını da &lt;a href="http://www.haberveriyorum.net/haber/tubitaktan-evrim-teorisi-kitaplarina-fiili-sansur"&gt;satmıyor&lt;/a&gt;. Tübitak'ın güncel sipariş formuna &lt;a href="http://www.tubitak.gov.tr/tubitak_content_files/populer/kitaplistesi/kitapistekformu_guncel.pdf"&gt;buradan&lt;/a&gt; erişebilirsiniz, listede genel evrimle ilgili tek bir kitap bile yok (gerçi Modern İnsanın Kökeni isimli, insan evrimi üzerine olan bir kitap listede hala). Tübitak, bu kitapların baskısının tükendiğini ve yeni baskılarının yapılıp yapılmayacağına satış rakamları ve kitapların yayıncılarıyla yapılacak görüşmelere göre&amp;nbsp; karar verileceğini söylüyor. Bahsi geçen kitapların yeniden basılıp basılmayacağını göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tübitak böyle gidedursun, kitap cephesinden güzel bir haber: Dawkins'in Evrim üzerine yazdığı en son kitabı &lt;a href="http://www.kuzeyyayinlari.com/__ky/pgs/bookdetail.asp?ri=48"&gt;Yeryüzündeki En Büyük Gösteri&lt;/a&gt;'nin (The Greatest Show on Earth) Türkçe çevirisi çıktı. Çeviri, Uygar Polat ve Tunç Tuncay Bilgin editörlüğünde, Evrim Çalışkanları'ndan arkadaşlarımız İstem Fer, Kahraman İpekdal, B. Duygu Özpolat ve Uygar Polat'dan oluşan bir ekip tarafından yapıldı. Mutlaka alın, okuyun, okutturun. (Kayda geçmesi için: Dawkins'in en son kitabı ateizm üzerineydi, ancak bu kitapta din konusuna girmeden, yalnızca evrimin ne olduğunu ve kanıtlarından bahsetmiş.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.kuzeyyayinlari.com/__ky/pgs/bookdetail.asp?ri=48"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S6O452fk_8I/AAAAAAAAEqU/AkCmjRSfeBI/s320/48.jpg" width="203" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu arada farketmişsinizdir, son birkaç haftadır blogun tasarımıyla biraz oynamaktayız. Verdiğimiz geçici rahatsızlık için özür dileriz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-4920951409739735682?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/4920951409739735682/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/03/eskiler-satstan-kaldrlrken-yeni-bir.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/4920951409739735682'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/4920951409739735682'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/03/eskiler-satstan-kaldrlrken-yeni-bir.html' title='Eskiler satıştan kaldırılırken, yeni bir evrim kitabı'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S6O452fk_8I/AAAAAAAAEqU/AkCmjRSfeBI/s72-c/48.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-5888118752134772495</id><published>2010-03-16T12:08:00.000-07:00</published><updated>2010-03-16T12:08:09.678-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayvan davranışı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='davranışsal ekoloji'/><title type='text'>İşbirliğinin evrimi</title><content type='html'>(2009 Nisan ayında &lt;a href="http://www.ntvbilim.com.tr/"&gt;NTV Bilim&lt;/a&gt;'de yayınlanan Evrim dosyası içinde yer aldı -- aşağıdaki hafif düzenlenmiş bir versiyonu.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal seçilim hakkındaki yaygın bir kanıya göre, canlılar birbirleriyle sürekli bir rekabet ve çatışma içindedir: bireyler birbirlerini yerler, ya da birbirinin önünden yemeğini alırlar.&amp;nbsp; Ünlü İngiliz şair Tennyson’un mısrasındaki gibi “pençeleri ve dişleri kana bulanmış” bir yerdir doğa. Ancak biraz dikkatli bakarsanız doğa, canlıların birbirleriyle işbirliği yapması ve özveri göstermesinin örnekleriyle dolup taşıyor. Bu örneklerin en çarpıcı olanlarından birisi karıncalar: Bir çok karınca türünde işçi karıncalar, kendi yavrularını yetiştirmek yerine, bütün hayatlarını kraliçe karıncanın yavrularına (yani kardeşlerine) bakmaya adarlar. Başka bir çarpıcı örnek de baklagillerin köklerinde yaşayan rizobium bakterileri: bu bakteriler, kendi ihtiyaçları olmadığı ve bunu yapmak enerji açısından pahalıya mal olduğu halde havadaki azotu mineral hale getirip ev sahiplerine “doğal gübre” sağlarlar. Bu işbirliği, biyojeokimyasal döngüler açısından da son derece önemli, çünkü rizobium bakterilerinin sabitlediği toplam azot miktarı, insan eliyle suni gübre üretiminde sabitlenen miktara eşit.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşbirliğinin ve özgeci (altruistik) davranışların bu kadar yaygın olması, ilk bakışta rekabete dayalı bir evrim kuramına ters geliyor gibi gözükebilir. (Darwin de bu zorluğun farkındaydı.) Ancak, ilk bakış yanıltıcı olabilir: evrim süreci rekabete dayalı olsa bile, bazen rekabette öne geçmenin en iyi yolu uygun ortaklarla işbirliği yapmaktır. Nitekim, son 40 senedir elde edilen sonuçlar sayesinde artık doğal seçilimin nasıl olup da canlılar arasında işbirliğine ve özveriye yol açabildiğini genel hatlarıyla anlamış bulunuyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S51j-RKh-lI/AAAAAAAAEpY/gF8Psku0a9o/s1600-h/800px-Medicago_italica_root_nodules_2.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S51j-RKh-lI/AAAAAAAAEpY/gF8Psku0a9o/s320/800px-Medicago_italica_root_nodules_2.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İşbirliği ve özgeciliğin evrimi problemlerini çözme yolundaki en büyük gelişmelerden biri 1964 yılında İngiliz biyolog William D. Hamilton’un yayınladığı iki makaleden geldi: Hamilton, bireylerin kendi üreme başarılarını düşürme pahasına bile olsa akrabalarına yardım ederek kendi genlerinin bir sonraki nesile daha çok aktarılmasını sağlayabileceklerini matematiksel olarak ispatladı. Bunun sebebi, akraba bireylerin aynı genlere sahip olmaları. Dolayısıyla akrabalarına yardım ederek bir birey, kendi genlerinin kopyalarının gelecek nesile daha çok aktarılmasını sağlayabilir. Aslında bu fikir bir süredir ortada idi: örneğin modern sentezin babalarından J.B.S. Haldane, kendi hayatından “iki kardeş ya da sekiz kuzeni” için vazgeçebileceğini söylemişti. (Çünkü kardeşinizle genlerinizin yarısı, kuzenlerinizle ise yalnızca 1/8’i ortaktır).&amp;nbsp; Hamilton’un katkısı, sezgisel olarak açık olan bu fikrin gerçekte çalışabileceğini matematiksel olarak kanıtlaması idi. Bugün artık özgeciliğin evrilmesini sağlayan koşulları “Hamilton Kuralı” denen eşitsizlikle ifade ediyoruz: r B &amp;gt; C . Burada r, yardım edenle yardım alan arasındaki akrabalık katsayısı (yani aynı genlere sahip olmaları olasılığı, 0 ile 1 arasında bir sayı), B yapılan yardımın yardım alanın üreme başarısını ne kadar artırdığı, C ise yardım edenin üreme başarısından ne kadar kaybettiğini gösteren değişkenler. Yani Hamilton Kuralı bir bireyin yaptığı yardımın, akrabalık katsayısıyla ağırlıklandırılmış faydası, yardım yapmanın bedelinden daha fazla ise o yardım davranışı evrilecektir diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir ünlü İngiliz biyolog, John Maynard Smith tarafından “akraba seçilimi” diye adlandırılan bu kuram, günümüzde karınca kolonilerinin evriminden, erkek yaban hindilerinin ortak olup birbirlerine dişilere kur yapmada yardımcı olmasına kadar bir çok durumda işbirliğini açıklayabilen güçlü bir kuram.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S56lqWuQArI/AAAAAAAAEpg/X-ypRsb0P78/s1600-h/800px-Ant_tending_scales3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S56lqWuQArI/AAAAAAAAEpg/X-ypRsb0P78/s320/800px-Ant_tending_scales3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan bazı işbirliği durumlarında ortaklar bırakın akraba olmayı, aynı türden, hatta aynı alemden bile değiller – yukarıda bahsettiğim rizobium bakterileri ve baklagiller gibi. Böyle durumların evrimsel açıdan sağlamlığı iki tarafın da işbirliğinden bir fayda görmesine ve yardımlarının suistimal edilmemesine bağlı, o yüzden de bunu sağlayacak mekanizmalar evrilmiş. Örneğin soya fasulyesinin köklerindeki rizobium bakterileri eğer azot sabitlemeyi bırakıp yalnızca bitkinin verdiği şekerleri tüketirlerse, bitki kısa zaman içinde bakterilere sağladığı oksijen ve şeker yardımını kesiyor. Bu yüzden azot sabitleyen bakteriler, sabitlemeyenlere göre daha az ürüyorlar (çünkü ev sahipleri onlara yardımcı olmuyor), ve doğal seçilim azot sabitleme özelliğinin evrilmesine yol açıyor. Bu gibi durumlar, evrimsel oyun kuramı kullanılarak inceleniyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetle işbirliğinin evrimi, halen evrimsel biyolojinin en çok ilgi gören alanlardan birisi ve her geçen yıl yeni buluşlara ve tartışmalara sahne oluyor. Bu pek de şaşırtıcı değil, zira işbirliği, çok hücreli yaşamın ortaya çıkmasından, insanların evrimine kadar bir çok konunun temelinde yatıyor. O yüzden, evrim rekabetçi bir süreç gibi gözükse de, nasıl çalıştığını anlamanın yolu çoğu zaman işbirliğini anlamaktan geçiyor desek abartmış olmayız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynakça:&lt;br /&gt;Hamilton’ın çığır açan makaleleri:&lt;br /&gt;Hamilton, W. D. (1964a) The genetical evolution of social behavior 1. Journal of Theoretical Biology, 7, 1-16.&lt;br /&gt;Hamilton, W. D. (1964b) The genetical evolution of social behavior 2. Journal of Theoretical Biology, 7, 17-52. &lt;br /&gt;Alanın günümüzdeki durumunu gözden geçiren bir makale: &lt;br /&gt;West, S. A., Griffin, A. S. &amp;amp; Gardner, A. (2007) Evolutionary explanations for cooperation. Current Biology, 17, R661 -- R672.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resim kaynakları:&lt;br /&gt;1) &lt;i&gt;Medicago italica &lt;/i&gt;(yoncanın yakın akrabası bir bitki) kökleri üzerinde&lt;i&gt; Sinorhizobium  meliloti&lt;/i&gt; bakterisinin oluşturduğu nodüller. Fotoğraf wikimedia'danö &lt;a href="http://commons.wikimedia.org/wiki/File:Medicago_italica_root_nodules_2.JPG" title="User:Ninjatacoshell"&gt;Ninjatacoshell&lt;/a&gt; isimli kullanıcı tarafından çekilmiş.&lt;br /&gt;2) Bir &lt;i&gt;Camponotus compressus&lt;/i&gt; karıncası, pul böceklerine bakarken görülüyor. Pul böcekleri, bitkilerin dallarına yapışarak bitkinin özsuyunu çekerler. Bu özsunun bir kısmı böceklerin vücutlarından taşar. Bir çok karınca türü, pul böceklerinin vücutlarından taşan özsuyla beslenebilmek için bu böcekleri korur ve onlara bakar. Bazen bu karıncalar bitkileri de korur (özellikle de tropik bölgelerde). Böylece üç taraflı bir işbirliği sağlanır. Fotoğraf &lt;a href="http://commons.wikimedia.org/wiki/File:Ant_tending_scales3.jpg"&gt;L. Shyamal&lt;/a&gt;'a ait.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-5888118752134772495?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/5888118752134772495/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/03/isbirliginin-evrimi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5888118752134772495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5888118752134772495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/03/isbirliginin-evrimi.html' title='İşbirliğinin evrimi'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S51j-RKh-lI/AAAAAAAAEpY/gF8Psku0a9o/s72-c/800px-Medicago_italica_root_nodules_2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-2839330382900456838</id><published>2010-03-05T09:32:00.000-08:00</published><updated>2010-03-07T15:10:30.439-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim politikası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim haberciliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum ve bilim'/><title type='text'>Biyogüvenlik yasa tasarısının getirdikleri ve götürebilecekleri</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S5E9-IdHHbI/AAAAAAAAEpI/m-7V5pQRCI4/s1600-h/papaya.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S5E9-IdHHbI/AAAAAAAAEpI/m-7V5pQRCI4/s320/papaya.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Türkiye, Nature ya da Science gibi bilim dergilerinin haber ya da yorum sayfalarına çıktığı zaman, bu genelde iyi bir haberle olmuyor. O yüzden, geçtiğimiz hafta (25 Şubat 2010) Nature’da Türkiye’yle ilgili bir &lt;a href="http://www.nature.com/nature/journal/v463/n7284/full/4631000a.html"&gt;editoriyal yazı&lt;/a&gt; çıktığını duyunca ilk tepkim yılgınlık oldu. Ne yazık ki bu tepkimde haklı çıktım: yazı, TBMM’de kabul edilmeye doğru ilerlemekte olan biyogüvenlik yasa tasarısının, eğer kabul edilirse Türkiye’deki biyomedikal araştırmalara yapacağı etkiyi konu alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz arkaplan bilgisi verelim önce: Türkiye 2000 yılında Cartagena’da imzalanan Uluslarası Biyogüvenlik Protokolüne taraf oldu. Buna göre Türkiye’nin ulusal bir biyogüvenlik yasası çıkarıp uygulamaya koyması gerekiyordu. Düzenlenecek en önemli hususlardan birisi genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) üretimi, ithali ve kullanımı. Nature’ın bildirdiğine göre ilk taslak, bilimadamlarının da katkısıyla hazırlandığı için, ticari amaç için doğaya salınacak organizmalar ile kapalı alanda, yani laboratuarda, güvenlik önemleri altında araştırma için kullanılacak organizmalar arasında gerekli ayrımı yapıyormuş. Ancak aradan oldukça uzun bir süre geçip, iktidar da değişince, yasa tasarısı da değişmiş ve bugünkü halini almış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taslağın kendisini TBMM’nin web sayfasından indirip okumak mümkün (ya da &lt;a href="http://www2.tbmm.gov.tr/d23/1/1-0789.pdf"&gt;buradan buyrun&lt;/a&gt;). Tasarının yaptığı en önemli şey, bağımsız bir biyogüvenlik kurulunun oluşturulması ve bu kurula GDO'la ilgili herşeyi denetleme, izin verme yetkisinin ve görevinin verilmesi. Tasarının 9. maddesi bu kurulun esaslarını düzenliyor. Kurulun 9 üyeden oluşması öngörülüyor, 4’ü Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, geri kalanı da diğer bakanlıkların atayacağı üyeler. Atandıktan sonra kurul üyelerinin 3 sene görev yapmaları öngörülüyor; aynı kişi en fazla iki dönem görev yapabilir deniyor. En az iki kurul üyesinin üniversite ve meslek örgütleri arasından seçilmesi öngörülmüş. Üyelerin en az üniversite derecesine sahip olmaları ve kurulun alanına giren konularda en az 5 senelik tecrübeye sahip olmaları gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurulun görevi, temel olarak Türkiye’de GDO ile yapılacak tüm işlemleri denetlemek. Yasa tasarısına göre Türkiye’de GDO üretmek, ithal etmek, araştırmalarda kullanmak isteyen herkes kurula başvurmak ve bu başvuruların sonuçlarını beklemek zorunda. Nature’a göre bu zorunluluk biyomedikal araştırmaları ağır bir bürokrasi yükü altına sokacak ve pratikte çok yavaşlatacak. Bana kalırsa bu haklı bir kaygı, özellikle yasa tasarısının kilit noktalarda belirsiz bir dille yazılmış olması ve bazı şeylerin ise yasa tasarısıyla düzenlenmiyor olması nedeniyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, tasarının 3. Maddesi 4. fıkrası kurulun 90 gün içerisinde başvurunun kabul edilip edilmediğine karar vermesi öngörülüyor, ancak bir yandan da aynı maddenin 5. fıkrasında karar alma süresi 270 günü geçemez deniyor (ve bu süre 4. fıkradaki kararın bildirilmesinden itibaren başlıyor – karar bildirildikten sonra karar alma süresinin başlamasının bürokrasi evreninde bir anlamı var mıdır bilmiyorum ama bana çok mantıklı gelmiyor). Kurul’un kararlarını 11’er uzmandan oluşan risk değerlendirme ve sosyo-ekonomik değerlendirme komitelerinin raporlarına dayandırması öngörülüyor. Ancak bu kurumların nasıl oluşturulacağı ve karar mekanizmaları çok detaylandırılmamış.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de basitleştirilmiş bir başvuru sürecinden bahsediliyor – daha önceden yapılan başvurularda ve araştırmalarda riskin az olduğu belirlenmiş başvurulara daha basit (ve muhtemelen hızlı) bir süreç uygulanabilir deniyor, ancak bu sürecin tanımlanması yönetmeliğe bırakılmış, o yüzden ne olduğunu bu noktada bilmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak yasa tasarısının GDO’larla ilgili işlemleri düzenleyen kısımları bilimsel araştırma için kontrollü ve kapalı bir ortamda yapılan deneyler düşünülerek yazılmamış, tam tersine bütün başvuruların çevresel ve sosyo-ekonomik etkisi varmış gibi düşünülmüş. Açıkçası kontrollü bir laboratuarda bir E. coli’ye floresans genlerinin aktarılması için bir sosyo-ekonomik etki değerlendirmesi gerektiğini düşünmüyorum. Kaldı ki, yasa tasarısı her değişik gen aktarımı için ayrı bir başvuru istiyormuş gibi duruyor, bu çok büyük ve gereksiz bir bürokratik yük. Dahası başvuru kabul edildikten sonra bile her başvuru için Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na belirsiz bir zaman aralığında rapor hazırlanması gerekiyor, bu da araştırma grupları için fazladan gereksiz bir iş yükü. Basitleştirilmiş işlem fıkrasının öngördüğü yönetmelik bu bürokratik baskıyı bir nebze azaltabilir, ancak yasanın çalışma esasının bu kadar sıkı ve “mikroyönetimci”&amp;nbsp; olması gereksiz ve anlamsız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar bir yana, tasarının 5. maddesi, Türkiye’deki genetik, moleküler biyoloji ve biyoteknoloji araştırmalarını tamamen durdurabilecek nitelikte. Bu maddenin 1.a fıkrası, genetiği değiştirilmiş bitki ve hayvanların üretimini topyekün yasaklıyor. Yani memelilerde X geninin işlevini anlamak için bir knock-out fare yapmak isterseniz, size gurbet yolu gözüktü, zira “yassah kardeşim!” Maddede araştırma için vs. gibi bir istisna gösterilmemiş, tamamen yasak. Sadece bakterilerin genetiğini değiştirebilirsiniz efendim. Ancak dikkat çeken bir nokta, Türkiye'de GD bitki ya da hayvan üretmek yasak ama ithal etmek (izin alabilirseniz) yasak değil. Dışarıdan gelen GDO’ların burada üretilenlere göre daha güvenli olacağı mı düşünülmüş acaba? Yakın zamana kadar büyük miktarlarda genetiği değiştirilmiş tarım ürünü ithal ettiğimize göre, bu ithalatçılar için iyi haber olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak, yeterli donanıma sahip araştırma laboratuarlarında yapılan biyoteknoloji çalışmalarıyla, ticari olarak GDO’ların halka sunulması ya da çevreye salınması birbirinden çok farklı eylemler. Yasa tasarısının en büyük eksiği ikisini de aynı kurallara tabi tutması. Halka sunulan ya da çevreye salınan GDO'ların oldukça sıkı bir denetime ve raporlanmaya tabi tutulması halk sağlığını ve çevreyi korumak adına gayet mantıklı, ve itiraz edilecek bir şeyi yok. Ancak laboratuardaki araştırma faaliyetleri için durum farklı; zira burada deneyler genel olarak kontrollü ortamlarda yapılmakta. Bu kontrollü ortamların yeterince güvenli olduğunun denetlenmesi gerek elbette, ancak bunu her proje için ayrı ayrı yapmak hem gereksiz, hem de aslında etkisiz, zira bir araştırma tesisinin güvenlik önlemlerinin ve protokollerinin ayrı ayrı projelerle değil, bir bütün olarak ele alınması gerekiyor. Eldeki yasa tasarısı bu konuda herhangi bir düzenleme öngörmüyor (örneğin şu tip araştırmaları yapacak tesisler şu güvenlik öğelerine sahip olmalı gibi bir düzenleme getirmiyor). Dahası, araştırma eylemi doğası gereği esneklik isteyen bir eylem. Yani diyelim ki bir deneyiniz çalıştı, onu takip için başka bir deney yapmak istiyorsunuz, bunun için tekrardan bakanlığa başvurup, baştan karar alınmasını beklemek (basitleştirilmiş süreçte bile) araştırmalarınızın aksamasına yol açacak bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası, bu yasa tasarısı GDO ilgili herşeyi tek bir yaklaşımla düzenlemeyi hedefliyor, ancak bunu yaparken bir yandan Türkiye’deki biyomedikal araştırmaları pratikte bitirebilecek kadar büyük bir bürokrasi yükü yaratırken diğer yandan biyogüvenlikle ilgili yapılması gereken bir çok düzenlemeyi es geçiyor (özellikle tesislerin ve altyapının uygunluğunun düzenlenmesi ve denetlenmesi konusunda). Dahası, ismi biyogüvenlik yasa tasarısı olmasına rağmen tasarının tamamı yalnızca GDO’larla ilgili – yani genetiği değiştirilmemiş, ama yine de öldürücü ya da çevreye büyük zarar verme potansiyeline sahip organizmalarla ilgili bir düzenleme yok bu tasarıda. Bu hiç de iç rahatlatıcı bir durum değil açıkçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son söz olarak sürece dair bir şey söylemek gerek. Bu yasa tasarısı 2000 senesinden beri hazırlanmakta olan bir tasarı. Bu süreçte, kamuoyunda biyogüvenlikle ilgili ihtiyaçlarımızın ve yapılabileceklerin tartışılması ve düzenlemelerin ekonomik, sosyal ve araştırma-geliştirme yönünden etkilerinin incelenmesi, düşünülmesi gerekirdi. Kamuoyunda bu olmadığı gibi (tasarının komisyondan geçmesi haber bile olmadı çoğu yerde, açıkçası Nature bu konuyu ele almasa benim de haberim olmayacaktı), konuyla en çok ilgili olan TÜBİTAK ve TÜBA bile büyük ölçüde sessiz kalmış benziyor. TÜBİTAK’ın web sayfasında “biyogüvenlik”, “genetiği değiştirilmiş organizma” ya da “GDO” anahtar kelimeleriyle yapılan bir aramada hiç sonuç çıkmıyor. TÜBA ise, Nature’ın yazısına göre bu konuda bir pozisyon belgesi hazırlamayı planlıyor ama daha sonuç yok. Sonuçta, geleceğimiz için büyük önem taşıyan bu konuda ne yaptığımızı tam bilmeden, tartışmadan, etkili olacağı şüpheli ama gelecek için bedeli büyük olabilecek kararlar alıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Yazının başındaki fotoğraf, Greenpeace'den, genetiği değiştirilmiş papaya ağaçlarını protesto eden bir eylemde çekilmiş)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-2839330382900456838?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/2839330382900456838/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/03/biyoguvenlik-yasa-tasarsnn-getirdikleri.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/2839330382900456838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/2839330382900456838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/03/biyoguvenlik-yasa-tasarsnn-getirdikleri.html' title='Biyogüvenlik yasa tasarısının getirdikleri ve götürebilecekleri'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S5E9-IdHHbI/AAAAAAAAEpI/m-7V5pQRCI4/s72-c/papaya.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-5549909800298600631</id><published>2010-02-22T21:29:00.000-08:00</published><updated>2010-02-23T07:59:08.182-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim politikası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum ve bilim'/><title type='text'>Türkiye'de bilime karşı tutum</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S4NjCC6oDYI/AAAAAAAAEo8/D9m3pVSkuMo/s1600-h/whats_science.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S4NjCC6oDYI/AAAAAAAAEo8/D9m3pVSkuMo/s320/whats_science.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Gecikmeli de olsa, 2010 yılının ilk yazısından sizlere merhaba!   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine uzun bir aradan sonra yaratılışçılarla nasıl tartışmalı, nasıl tartışmamalı diye bir yazı yazacaktım, ama araştırma yaparken dikkatim dağıldı; AB'nin düzenli olarak yaptığı Eurobarometer anketlerinin bilimle ilgili olan kısmını okumaya daldım. Belki duymuşsunuzdur, bu araştırmada yer alan sorulardan birisi de insanın diğer hayvanlardan evrilip evrilmediği sorusuydu; evrimi kabulde açık ara sonuncu olmamız 2006'da Science'da yayınlanan bir makaleye konu olmuştu (buna dair başka bir vesileyle &lt;a href="http://muspetilimler.blogspot.com/2008/12/mslman-lkelerde-yaratllk.html"&gt;bir şeyler çiziktirmiştim&lt;/a&gt; zamanında).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman Eurobarometre araştırmasının tamamını okumamıştım, şimdi karşıma çıktığında tekrar çok ilginç bulgular içerdiğini gördüm. İzlenimlerimden bazıları şöyledir (buraya alıntılamadıım daha bir çok soru var, hepsini okumak için araştırmanın raporuna &lt;a href="http://ec.europa.eu/public_opinion/archives/ebs/ebs_224_report_en.pdf"&gt;şuradan&lt;/a&gt; erişebilirsiniz).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak, Türkiye’de halkın bilimsel bilgiye hakimiyeti oldukça düşük. Aralarında insan evrimiyle ilgili meşhur sorunun da olduğu 13 sorudan oluşan ufak bir testde, anketi yapanların yalnızca yüzde 8’i 10 ya da daha fazla soruya doğru yanıt veriyor. Bu açıdan anketin yapıldığı 32 ülke arasında sonuncuyuz. Ortalama doğru yanıt sayısı yalnızca 5.7 (yine sonuncuyuz). Evrim sorusundan sonra (hatta belki ondan da çok) en çarpıcı sonuçlardan birisi anketi yapanların yüzde 57’sinin Güneş’in Dünya’nın etrafında döndüğünü düşünmesi. Kopernik mezarında ağlıyordur herhalde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimin potansiyeli konusuna gelirsek, Türkiye’de anket yapılanların yüzde 45’i bilimin bir gün evrenin nasıl işlediğini eksiksiz olarak açıklayabileceğini düşünüyormuş. Bu oranın AB ortalaması yüzde 50. Aradaki farkın büyük kısmı Türkiye’de %18’in bilmiyorum yanıtını vermesi, AB çapında ise bu oran yalnızca yüzde 6.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan Türkler bilimin ekonomik kalkınma için iyi bir şey olup olmadığı konusunda biraz kararsızlar. Bir yandan bilimin çevresel problemler gibi problemleri çözecebileceğini ve teknolojik gelişmelerin götürdüğünden daha çok iş olanağı yaratacağını düşünürken diğer yandan bilim ve teknoloji endüstriyel gelişme için gerekli olmadığını söyleyen bir yargıya katılmayanlar yalnızca yüzde 44’de kalıyor. Bu durum temel bilim için daha da kötü: anket yapılanların yalnızca yüzde 27’si temel bilimin kalkınma için önemli olmadığı görüşüne karşı çıkmış. Öte yandan, bilimin hükümet tarafından desteklenmesi gerektiği görüşü oldukça yaygın kabul görmüş (yüzde 80) ve anketi yapanların yüzde 66’sı Türkiye hükümetinin diğer şeylerden kısıp bilime daha çok para yatırmasını destekliyor. Buna karşın örneklemdekilerin yüzde 52’si inanç yerine bilime fazla bağımlı olduğumuzu düşünüyor; yalnızca yüzde 19 bu yargıya karşı çıkmış. Bir diğer yandan ise günlük hayatta bilim bilmek önemli değildir yargısına katılmayanlar yüzde 47, katılanlar ise yüzde 28’de kalmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bilimadamları için önemli başka bir bulgu da örneklenenlerin çoğunun (yüzde 64) bilimadamlarının halkı bilgilendirmek için yeterince çaba göstermediğini düşünmesi. Bu oran, AB ortalamasının (yüzde 59) biraz üzerinde. Bilimadamlarının bildikleri nedeniyle “tehlikeli” olduğunu düşünenlerin oranı ise AB ortalamasının altında (yüzde 59’a yüzde 44). Politikacıların bilimadamlarına danışması gerektiği fikri ise popüler (yüzde 63) ama AB ortalaması kadar değil (yüzde 73).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine başka bir ilginç sonuç da, bilimin araştırabileceği konuların sınırlanıp sınırlanmaması gerektiği konusundaki fikirlere dair: Türkiye’den yanıt verenlerin yüzde 62’si bilimin sınırlanmaması gerektiğini savunurken bu konudaki AB ortalaması yalnızca yüzde 36. Acaba bu sorunun Türkiye’de çağrıştırdıklarıyla Avrupa’da çağrıştırdıkları arasında bir fark mı var, diye düşünüyor insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, Türkiye’de anketi yapanların ezici bir çoğunluğu (yüzde 80), gençlerin bilime ilgisinin gelecekteki refah için çok önemli olduğunu düşünüyor, ancak yüzde 66 oranında bilim derslerinin çekici olmadığını düşünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bütün bu sonuçlar neyi gösteriyor? Burda bardağı yarı dolu olarak da görmek mümkün, yarı boş olarak da. Yarı boş (hatta belki çoğunlukla boş) görmek istersek, bir yandan bilimsel eğitim düzeyimiz yerlerde sürünürken, öte yandan insanların çoğunluğu bilimin etkisinin inanca nazaran haddinden fazla olduğunu düşünüyor. Okullardaki bilim dersleri yetersiz, bilimsel haberleri takip edenler, bilimle ilgili etkinliklere katılanlar çok az. Kısacası toplum olarak bilimden kopuğuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bir de madalyonun öbür yüzü var: o da toplumun ezici çoğunluğu bilimi genel olarak iyi bir şey olarak görüyor ve kalkınmak ve gelecekteki refah için bilime önem verilmesi gerektiğini düşünüyor. İnsanların çoğu bilim konusunda az bilgili olmalarına ve bunu hissetmelerine rağmen yine de bilimin gündelik hayatta nispeten önemli olduğunu düşünüyorlar, ve bilime karşı güven Avrupa'ya nazaran daha yüksek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplamda bilimin Türk toplumundaki yeri konusunda iyileştirilmesi gereken çok şey olduğu tartışılmaz bir gerçek. Öte yandan bu iyileştirmelerin yapılması ve toplumun bilimle bağlantıya geçirilmesi “kazan-kazan” (win-win) tarzı bir hareketle olabilir gibime geliyor. Yani batıda (özellikle de ABD’de) evrim ya da iklim değişikliği gibi konularda yaşanan kültür savaşları, eğer doğru bir strateji izlenirse, Türkiye’de yaşanmak zorunda değil bence. Bunun için Türk kamuoyunda bilime ve bilimadamlarına hala gösterilmekte olan saygı ve güveni korumak, beslemek ve de iyi değerlendirmek gerek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada en anlamlı bulgulardan birisi kamuoyunda bilimadamlarının halka ulaşmak için yeterince çaba göstermedikleri kanısının yaygınlığı. Bu kanıyı değiştirmek biz bilimadamlarının elinde, ve görevimiz; hem desteğimizi eninde sonunda toplumdan aldığımız için, hem de toplumdan kopuk bir meslek olursak bize karşı iyi hisler beslenmesini bekleyemeyeceğimiz için. Benim kişisel gözlemlerim son zamanlarda bilimadamlarının giderek topluma ulaşmak için giderek daha çok çaba gösterdikleri yönünde. Bizim &lt;a href="http://evrimianlamak.org/"&gt;evrimianlamak.org&lt;/a&gt; gibi bilimi geniş kitlelere ulaştırmaya çalışan siteler, bilimadamları tarafından yazılan bloglar ve sayıları giderek artan halka açık sempozyumlar, toplantılar bu eğilimin yansımaları. Umuyorum bu gidişat artarak devam eder ve yakın zamanda bu çabaların meyvelerini Eurobarometer gibi araştırmalarda da görmeye başlarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada kısa zaman önce Turkish Journal internet gazetesinde, Işıl Öz'ün benimle yaptığı bir &lt;a href="http://www.turkishjournal.com/i.php?newsid=6260"&gt;röportaj&lt;/a&gt; yayınlandı; okumadıysanız ilginizi çekebilir. Işıl Öz'ün evrim çalışkanı arkadaşlardan &lt;a href="http://www.turkishjournal.com/i.php?newsid=6322"&gt;Uygar Polat&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.turkishjournal.com/i.php?newsid=6350"&gt;Duygu Özpolat&lt;/a&gt; ile yaptığı güzel söyleşileri de tavsiye ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-5549909800298600631?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/5549909800298600631/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/02/turkiyede-bilime-kars-tutum.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5549909800298600631'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5549909800298600631'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2010/02/turkiyede-bilime-kars-tutum.html' title='Türkiye&apos;de bilime karşı tutum'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/S4NjCC6oDYI/AAAAAAAAEo8/D9m3pVSkuMo/s72-c/whats_science.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-7420751733477273570</id><published>2009-12-16T06:21:00.000-08:00</published><updated>2009-12-16T06:32:04.808-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iklim değişikliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='enerji'/><title type='text'>Kopenhag ve Türkiye, devam</title><content type='html'>Kopenhag'daki iklim değişikliği zirvesinde Türkiye ne yapıyor, pozisyonu nedir diye merak edenlerin aradıkları bilgiye ulaşması pek kolay değil. Zira Türkiye zirveye bir heyet gönderdiyse de bu heyet pek etkin değil, bunun da sebebi Türkiye'nin çok da açık bir politikası olmaması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SyjqcHpMp1I/AAAAAAAAEXs/jbccv740lyA/s1600-h/190px-COP15_Logo.svg.png" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SyjqcHpMp1I/AAAAAAAAEXs/jbccv740lyA/s200/190px-COP15_Logo.svg.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Türk heyeti bugün Kopenhag'daki ilk etkinliğini gerçekleştirerek iklim değişikliğiyle ilgili stratejini açıklamak için bir toplantı &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&amp;amp;ArticleID=969545&amp;amp;Date=16.12.2009&amp;amp;CategoryID=85"&gt;düzenlemiş&lt;/a&gt;. Belgenin kendisini okumadan çok da detaylı bir şey söylemek mümkün değil, ancak anlaşılan Türkiye emisyonarın azaltılması için enerji verimliliği yoluna ağırlık veriyor. Bina yalıtımı, toplu taşıma, atık geri dönüşümü gibi başlıklar öne çıkıyor. Aslına bakarsanız bu yaklaşım o kadar da kötü değil, zira kısa vadede ekonomik ve iklim hedeflerin birbiriyle örtüşebileceği alanlar bunlar, dolayısıyla iyi bir politikayla hem ekonomik gelişme hem de iyi bir emisyon azalımı gerçekleştirilebilir. Ama herşey izlenecek politikanın ve geliştirilecek programların detaylarına bağlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladığım kadarıyla Türkiye'nin şu anki resmi "önerisi" emisyonlarını 2020'ye kadar yüzde 11 azaltması, ancak bu çoğu ülkenin açıkladığı belli bir yıldaki (mesela 1990) emisyonların miktarı değil, şu anda 2020 yılında olmasını öngördüğümüz emisyonların yüzde 11'i. 1990'dan bu yana emisyonların iki katına çıktığı düşünülürse, bu muhtemelen bizim emisyonların da artmaya devam edeceği anlamına geliyor. Türkiye'nin bu öneriye gösterdiği sebep OECD üyesi olmasına rağmen hala gelişmekte olan bir ülke olması ve emisyonlarının diğer OECD ülkelerinin altında olması. Anladığım kadarıyla Türkiye, daha fazlasını yapabilirse yapabileceğini, ancak bağlayıcı hedefler koyup da sonra cezaya maruz kalmak istemediğini belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradaki varsayım emisyonları daha çok azaltmanın ekonomik gelişmeyi olumsuz etkileyeceği. Ancak bunun doğru olup olmadığı çok da açık değil. Bu toplantıda kesin bir karar çıkmasa da önümüzdeki bir kaç yıl içerisinde sera gazı emisyonları uluslararası ticaretde geçerli olan fiyatlara girmeye başlayacak. O noktada emisyonlarını azaltmış ülkeler yarışa önde başlamış olacak. Öte yandan zaman zaman gündeme gelen doğalgaz anlaşmalarının gösterdiği üzere, enerji Türkiye için pahalıya malolabiliyor. Dolayısıyla enerji verimliliğini artırmak kısa vadede ekonomi açısından da muhtemelen iyi olacak bir şey. Kısacası bence kısa vadede enerji verimliliğine yüklenen, kısa ve orta vadede ise yenilenebilir enerji kaynaklarını devreye sokacak bir strateji ekonomik açıdan da Türkiye'ye iyi gelebilir, hem de emisyonları azaltmamızı sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağlayıcı emisyon hedeflerinin bu noktadaki rolü, ileride gerekli politika değişikliklerinin gerçekten yapılacağına dair güçlü bir sinyal olması; bu da ilgili sektörlerdeki aktörler kendilerini buna göre hazırlamasını sağlıyor. Enerji gibi hatırı sayılır yatırım gerektiren bir alanda büyük değişiklikler için bunun gibi güvenceler gerekli, "elimizden geldiği kadar yapacağız" genelde yeterli bir güvence değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada bir uyarı: bunlar genel prensipler, elde pek rakam olmadığı için neyin nasıl sonuçlanacağını bilmek zor. Bu konuda yardımcı olabilecek bazı kaynaklar buldum, ama çok değil. Eğer sizin bildiğiniz bir kaynak varsa (özellikle işin ekonomisiyle ilgili) lütfen bizi mahrum bırakmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, Kopenhag'daki gelişmeler ve Türkiye'nin konumuyla ilgili &lt;a href="http://ozgurgurbuz.blogspot.com/2009/12/iki-derecenin-golgesinde-kopenhag-iklim.html"&gt;şu adreste&lt;/a&gt; işe yarar bilgiler var.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-7420751733477273570?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/7420751733477273570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/12/kopenhag-ve-turkiye-devam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/7420751733477273570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/7420751733477273570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/12/kopenhag-ve-turkiye-devam.html' title='Kopenhag ve Türkiye, devam'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SyjqcHpMp1I/AAAAAAAAEXs/jbccv740lyA/s72-c/190px-COP15_Logo.svg.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-1118826159153000703</id><published>2009-12-13T20:13:00.000-08:00</published><updated>2009-12-13T21:17:34.474-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anket'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iklim değişikliği'/><title type='text'>Kopenhag zirvesi devam ederken iklim değişikliği ve Türkiye</title><content type='html'>Yine uzun bir ara verdik yazmaya, ama yakında gerçekleştireceğimiz bazı gelişmelerle bu ayıbımızı örteceğiz, diyerek ağzınıza bir parmak bal çalayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim basında neredeyse hiç yer bulamıyor, ama şu anda Danimarka, Kopenhag'da büyük bir küresel iklim değişikliği zirvesi devam etmekte. Türkiye'de iklim değişikliği pek gündemde olmamıştır hiç, şimdi de, hele karmaşık bir iç gündem varken, manşetlere taşınmaması şaşırtıcı değil. Bu iklim değişikliğinin bize etkisi az olacak, ya da bir noktada ciddi olarak bu konuda ne yapmamız gerektğini tartışmamız gerekmeyecek anlamına gelmiyor, ama hali hazırda daha tartışma olmadığı gibi, bütün dünyanın dikkatle izlediği uluslararası zirveyi de görmezden geliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden, Amerikan politikasıyla ilgili takip ettiğim bir blogda gördüğüm küresel bir &lt;a href="http://www.gallup.com/poll/124595/Top-Emitting-Countries-Differ-Climate-Change-Threat.aspx#2"&gt;Gallup anketi&lt;/a&gt; biraz şaşırttı beni. Gallup, çok basit iki soru sormuş, 128 ülkeden bir çok insana: 1) Küresel ısınma hakkında bilgi sahibi misiniz? 2) Küresel ısınmanın size kişisel olarak bir tehdit oluşturduğunu düşünüyor musunuz? Türkiye'de anket yapılanların yüzde 74'ü küresel ısınmadan haberdar olduklarını söylerken, yüzde 66'sı bunu kendisine "kişisel olarak ciddi bir tehdit" olarak görüyor. Buna iki yönden bakmak mümkün: bir, nüfusun yüzde 25'i küresel ısınma diye bir şey duymadığını söylüyor, ve bu da kötü bir şey. Ama yine de olayın ne kadar az gündemde olduğunu düşünürseniz o kadar da korkunç değil bence. Yine de, bilgilendirilecek çok insan var daha Türkiye'de. Öte yandan, küresel ısınmayı ciddi bir tehdit olarak görenlerin oranı cesaret verici, yine gündemdeki yeri göz önüne alınınca. Konu hakkında biraz bilgi sahibi olanların yüzde 89'u küresel ısınmanın ciddi bir tehdit olduğunu düşünüyor. Bu, örneğin Amerika'daki orandan (yüzde 97 haberdar, yüzde 63 ciddi tehdit olarak görüyor) çok daha iyi, ve de gelecekte iklim değişikliği konusunda bir şeyler yapılması için umut verici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de burada bir paradoks var: bu kadar çok insan küresel ısınmanın ciddi bir tehlike olduğunu düşünüyorsa, neden gündemde hiç yer almıyor bu konu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye bu noktaya kadar iklim değişikliği konusunda pek de parlak bir sicile sahip değil: Kyoto Protokol'ünü daha bu sene onayladık (2012'de geçerliliği sona erecek). Daha kötüsü, protokolün emisyonlarını azaltmasını öngördüğü ülkeler listesinde olmamıza rağmen, biz sera gazı emisyonumuzu katlayarak artırdık (bkz. aşağıdaki grafik; zaten bir emisyon hedefi de koymamıştık). Bu konuda Türkiye yalnız değil elbet, hedef koyan ülkeler arasında da hedefini tutturamayacak olan çok. Hükümet bu konuda biraz hareketlendi son birkaç senede, bu ilerisi için bir değişimi getirebilir, ancak şimdilik yapılanlar çok da büyük bir fark yaratmışa benzemiyor. Bu da demek oluyor ki daha fazla önlem alınması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SyXIfN3NW_I/AAAAAAAAEXI/VQkk-ABX3Qc/s1600-h/turkeyEmissions.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 194px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SyXIfN3NW_I/AAAAAAAAEXI/VQkk-ABX3Qc/s320/turkeyEmissions.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414954565605612530" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kopenhag zirvesiyle ilgili biraz arkaplan bilgisi içeren, Cumhuriyet Bilim Teknik'den bir yazı &lt;a href="http://www.arkitera.com/h47640-kopenhag-iklim-degisikligi-zirvesi-ve-turkiye.html"&gt;şurada&lt;/a&gt; asılmış, okumanızı tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Grafik, Türkiye'nin 2007'de Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi yükümlülükleri gereği hazırladığı ulusal rapora dayanarak oluşturulmuş; kaynağı &lt;a href="http://www.eea.europa.eu/publications/eea_report_2007_5/Turkey.pdf"&gt;şurada&lt;/a&gt;. GHG: Greenhouse gases, yani sera gazları demek. Şekilde, 1990 senesindeki emisyon 100 kabul edilerek, o zamandan 2007'ye kadar olan değişiklik gösterilmiş.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-1118826159153000703?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/1118826159153000703/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/12/kopenhag-zirvesi-devam-ederken-iklim.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/1118826159153000703'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/1118826159153000703'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/12/kopenhag-zirvesi-devam-ederken-iklim.html' title='Kopenhag zirvesi devam ederken iklim değişikliği ve Türkiye'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SyXIfN3NW_I/AAAAAAAAEXI/VQkk-ABX3Qc/s72-c/turkeyEmissions.png' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-2971390665173576914</id><published>2009-07-21T13:47:00.000-07:00</published><updated>2010-03-18T21:44:49.142-07:00</updated><title type='text'>Einstein curutulmus ?!?!?!</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Helvetica; font-size: medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu blog'un fizikcilerinden biri olarak ben de konuyla ilgili dusuncelerimi paylasmak istiyorum. Konu bir deneyden elde edilen sonuclarin medya araciligi ile aciklanmasi uzerine. Ilk bakista bircok kisi icin neden bu konuya degindigimiz sacma olabilir. Dunyada bircok ornegi olan birsey bu diye dusunenler olmustur ve haklilar. Ornegin, bu sene icinde veya onumuzdeki senenin ilk aylari tekrar calistirmasi beklenen LHC'yi dusunelim. Bu deneyde bilmeyenler icin Higgs bosonun ve supersimetrinin varligi arastirilacagi gibi madde/anti-madde asimetrisi de anlasilmaya calisilacak (bunlarin disinda daha teknik sorular tabiki var cevaplari bekleyen). Ilk aranan Higgs bosonu. Bulunmasi veya bulunmamasi durumunda eminim ki CERN bir basin toplantisi yapip bunu dunyaya aciklayacaktir. Ayni zaman da hakemli dergilerde birden fazla yayin yapilacagindan hic kuskum yok. O zaman biz neden blogumuzda rahatsizlik yasiyoruz. Cevabi cok basit: olayin sunulus sekli: &lt;i&gt;"Einstein curutuldu!"&lt;/i&gt; &lt;b&gt;HAYIR, curutulmedi..&lt;/b&gt;. Cok acik ve net soyluyorum curutulmedi! Bununla ilgili daha detayli asagida kendi dusuncelerimi paylasmaya calisacagim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eger Higgs bosonu bulunursa, Standard model'in teorisyenler tarafindan ortaya atilan bir mekanizmasinin doganin bir parcasi oldugunu anlamis olacagiz. Diyelim ki bulunamadi (LHC'nin en onemli ozelliklerinden biri Higgs'i su an kalan butun enerji seviyelerinde arayacak olmasi). O zaman kimse beklemesin herhangi ciddi bir bilimsel dergide veya gazetede su basliga benzer bir baslik: "Standard model oldu!" veya "Verilen Nobeller geri alinsin" veya "Ustad yanilmis, Higgs curudu!" (Bu arada Higgs mekanizmasini ortaya atan sadece Higgs degil, bu bircok bilim adaminin yogun madde fiziginde aslinda kullandigi bir mekanizma, Higgs diye anilmasi tarihi sebeplerden). Problem iste bu yapilan (sadece) bir deneyle hemen 100 yillik teorinin curutuldugunun iddia edilmesi. Ki soru su, Einstein ozel ve genel gorelilik kuramlarini ortaya attigi zaman Newton curutuldu mu ? Ya da Bohr, Heisenberg, Schrodinger, Dirac ve adini saymadigim bir cok cok degerli fizikci quantum mekanigini yazdiklari zaman Newton mekaniginin sonu mu geldi? Cevap HAYIR! Butun teorilerin belli bir uygulama alani vardir ve bu sinirlar icinde dogru cevaplar verirler. Einstein gosterdi ki eger cisimler isik hizina yakin hareket ederse Newton mekanigi artik yanlis cevaplar vermeye baslayacak, benzer sekilde Schrodinger gosterdi ki elektron gibi temel paraciklar icin F=ma yerine kendi adiyla anilan Schrodinger dalga denklemi kullanilmasi dogru olacak. Adi bu blogda su ana kadar gecmeyen quantum alanlar teorisi, hem ozel goreliligi hem quantum mekanigini icine aliyor, Standard model de bir alanlar teorisi, peki bu teori eksiksiz mi, hayir, cok kucuk mesefeleri (Planck uzunluguna yakin uzunluklari) incelemek istedigimiz zaman biliyoruz ki bir yer gelecek ki yercekiminin quantum teorisine ihtiyac duyacagiz. Kisacasi inceledigimiz fizige gore kullanmamiz gereken fizik kuramlari degisiyor, gectikleri yerin disinda verdikleri cevaplar yanlis diye bu teorilere yanlis demek yanlis. Bu sekilde sunulus sekli sonuclarin bir de sunu merak ettirdi bana: Acaba Einstein veya Bohr cikip basin toplantisi yaptilar mi, &lt;i&gt;"Biz Newton'i curuttuk!"&lt;/i&gt; diye. Hic sanmiyorum, nerdeyse olay yuz yil once oldugu halde.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Einstein curutulmedi dedim. Kimse yanlis anlamasin, eksikleri olamaz, degistirilmesi gerekmez demiyorum. Zaten biliyoruz ki gorelilik teorisi aslinda fiziklerin efektif teori dedikleri bir teori, yani altinda yuksek enerjilerde gecerli olan baska bir teori var, ne oldugunu da bir cok bilim adami bulmaya calisiyor. String teori ya da bazilarina gore loop quantum gravity denen bir teori genel goreliligin arkasindaki teori olabilir (ya da ikisi de degil su ana kadar aklimiza gelmeyen cok daha ilginc bir teori). Zaman gosterecek... Peki neden bu kadar sert bir sekilde curutuldugu iddiasina karsiyim. Cok basit: zamaninda yapilmis bir deney var, teoriye uygun cevaplar veriyor, sonra bu deney tekrarlaniyor farkli sonuclar bulunuyor, hemen sonuc, "&lt;b&gt;Einstein curutuldu"&lt;/b&gt;. Ne malum ikinci deneyin yanlis olmadigi? Birincisi icin hemen yafta yapistiriliyor, onlar yanlis olctu diye. Ilginc degil mi? Bilmeyenler icin gunumuzden, 2009 yazindan bir ornek verelim. Uc adet birbirinin benzeri buyuklukleri olcen deney yapildi: ATIC, PAMELA ve MILAGRO. ATIC ve PAMELA farkli sonuclar verdi, ama bazilari bu iki deneyin aslinda dikkatli incelenirse ayni sonucu verdigine inaniyor. Ama son aciklanan MILAGRO sonuclari ATIC ile kesinlikle celisiyor, PAMELA'nin sonuclarina daha yakin. Bircok kisi bilinmeyen yeni bir fizik teorisinin bu gozlemlerin arkasinda oldugunu dusunerek modeller yaziyorlar. Bu arada bazi fizikciler aslinda bu uc deneyin de yeni fizik habercisi degil ama bazi seylerin hesaba katilmadigini iddia ediyor ve kendilerince aciklama getiriyor. Bu uc deneyin de arkasinda onlarca belki de yuzlerce doktorali bilim adami var. &lt;i&gt;Ama kimse de cikip onu bunu curuttugunu iddia etmiyor aninda.&lt;/i&gt; Demege calistigim, deneye takilan, makaleyi yazan kisi sayisina veya sadece bir deneyin sonucuna gore bircok testi cok basarili bir sekilde gecmis bir teoriyi curuttugunu iddia etmek cok buyuk bir hata. Gunun birinde baska gruplar da benzer sonuclar bulur, bilim adamlari tartisir hatalar veya eksikler bulunur duzeltilir. Hatta yerine yenisi de yazilir teorinin. Buna akli basinda kim karsi cikar? Zaten bilim bu sekilde ilerlemiyor mu? Bu arada bilim kabul edersiniz ki demokratik degil, sonuclar bilim adami sayisina gore degil, doganin ta kendisine gore yanlis veya dogru oluyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu blogda yazilan elestirlere verilen cevap ise bence hayli ilginc. Eger bir bilim adami yuz yillik teoriyi curuttum diyorsa o zaman kendisine "deli" denmesine bile hazirlikli olmali (Altini cizmek istiyorum, kesinlikle direk ve dolayli olarak bunu soylemiyorum. Aklimdaki ornek Lubos Motl ve Peter Woit arasinda string teori ile ilgili gecen 2-3 yillik blog tartismasi, hatta savasi, ilgilenenler gidip bakabilirler tartisma hangi boyutlara kayabiliyor, biz kesinlikle buna karsiyiz zaten elestirecegimiz nokta da bu). Bircok ornegi var &lt;i&gt;"deli"&lt;/i&gt; sayilan, dislanan bilim adamlarinin sonunda tarihe gectigi ve onlara "deli" diyenlerin kimse tarafinda hatirlanmadigi ile ilgili olarak. Eger cidden aciklanan sonuca guven duyuyorsa bilim adami, elestiriye de acik olmali, rahatsiz olmamali, "sen sunu bunu bilmiyorsun" diye elestireni ezmeye calismamali kanimca. Ozellikle bu durumda yaziyi yazan Erol da bir fizikci, bilmeyenlere duyuruyorum! Erol'un yazisinda sahsa yonelik hic bir elestiri yok, sadece sonuclarin aciklama sekliyle ilgili elestiri var. "Sayin Akcay" diye baslayan cevap, sona dogru dalga gecme boyutuna geliyor. Erol "zar atarak" falan yazi yazmiyor, elestirilmek herkesin hosunu gitmez, ama bu bile "sen olme e mi" gibi alayci bir uslup kullanma hakkini kesinlikle kimseye vermiyor. Yakismiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorumumu fizikci olmayanlar icin biraz bunaltici bir sekilde bitiriyorum ama genel gorelilik yerine kanulmaya calisilan teoriyle ilgili teknik sorularim var:&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-Hamilton veya Lagrange tanimlari nedir yeni teorinin, sistemin dinamigini nasil belirleniyor ?&lt;br /&gt;-Hamiltonian veya Lagrangian olmadan nasil quantum teorisi nasil yaziliyor?&lt;br /&gt;-Local korunma kanunlari hangi simetrilerin sonucu ortaya cikiyor? Noether teorimini kullanarak bu koruma yasalarini cikartabiliyor olmamiz lazim.&lt;br /&gt;-Teorinin arkasinda hangi temel presipler var?&lt;br /&gt;-Kara delik var mi yeni teoride? Varsa information paradox'u aciklanabiliyor mu?&lt;br /&gt;-Kara delikler icin entropi event horizon'in alaniyla bagli, hala gecerli bu baglanti?&lt;br /&gt;-Dark energy veya dark matter ile ilgili ne soyluyor yeni teori?&lt;br /&gt;-Yercekimsel dalgalar var mi yeni teoride, yoksa neden NASA LISA icin bosuna mi para harciyor?&lt;br /&gt;-Yercekimi olan bir yerde parcaciklarin quantum statelerini tanimlamak mumkun mu yeni teoride?&lt;br /&gt;-Buyuk patlamadan sonra evrenin gelisimi ile ilgili model nedir? Kozmik alan isimasini aciklayabiliyor mu yeni teori?&lt;br /&gt;-AdS/CFT hesaplarinda genel gorelilik her zaman kullaniliyor? Bu hesaplar yanlis mi bu yeni teoriye gore ?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Not: Yazimda Turkce karakter kullanmadigim icin umarim kimse kusuruma bakmaz.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-2971390665173576914?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/2971390665173576914/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/07/einstein-curutulmus.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/2971390665173576914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/2971390665173576914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/07/einstein-curutulmus.html' title='Einstein curutulmus ?!?!?!'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08404625766069662628</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-5904238529351027423</id><published>2009-07-16T18:21:00.000-07:00</published><updated>2009-07-16T18:37:45.761-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><title type='text'>Küçülen koyunların sırrı</title><content type='html'>Vakit darlığı ve seyahat halinde olmaktan fırsat olmadı bir türlü yazmaya, ama es geçmek olmazdı, en azından bir link vereyim dedim. İki hafta önce, Dr. Arpat Özgül'ün doktora sonrası araştırmaları kapsamında hazırladığı bir makalesi Science'da çıktı. İskoçya'daki ufak bir adada yaşayan vahşi Soay koyunlarının küçülmesinin nedenlerini ortaya koyan veriler, doğal seçilim ve iklim değişikliğinin etkilerine dair önemli şeyler öğretiyorlar bize. Uzun vadede klasikler arasına girebilecek bu makale için Arpat'a tebrikler! Makale ve Arpat'ın bulguları hakkında daha ayrıntılı bilgi isteyenlere, &lt;a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/07/kuculen-koyunlar/"&gt;Evrim Çalışkanları'ndaki&lt;/a&gt; güzel hazırlanmış yazıyı şiddetle tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bu arada bu haftaki Cumhuriyet Bilim Teknik'te de Arpat'la yapılan bir söyleşi yayınlandı.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-5904238529351027423?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/5904238529351027423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/07/kuculen-koyunlarn-srr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5904238529351027423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5904238529351027423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/07/kuculen-koyunlarn-srr.html' title='Küçülen koyunların sırrı'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-5502924782626988598</id><published>2009-07-01T03:40:00.001-07:00</published><updated>2009-07-02T09:39:53.213-07:00</updated><title type='text'>Einstein'ı çürütmek -- II</title><content type='html'>Efendim, blogumuz uzun bir süredir durgun, biliyorsunuz. Ancak görünen o ki, bazı "eski" yazılarımız (internet zamanında) sonradan keşfediliyorlar. Bir süre önce bir Türk fizikçisinin Einstein'in görelilik kuramını "çürütmesi" ve bunu basın açıklamasıyla dünya kamuoyuna sunması konusunda yazdığım &lt;a href="http://muspetilimler.blogspot.com/2008/12/yar-bana-bir-eglence-medet-ya-da.html"&gt;yazı&lt;/a&gt; da öyle oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı ilk yayınlandığında bir kaç yorum almıştı. Çoğu yorum "ben de anlamadım bu işin aslını," diyordu. Birkaç hafta önce ise yazı belli ki söz konusu fizikçi Sayın Prof. Dr. Tolga Yarman'a daha yakın çevrelere ve sonunda da hocamızın kendisine ulaşmış. Hocamız da sağolsunlar nacizane blogumuza birkaç satır yorum yazmaktan gocunmamış, dahası üşenmeden neredeyse cümle cümle yanıt vermiş. Ben biraz daha genel olarak devam edeceğim, kusura kalınmaz ise.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Öncelikle hocamız kendisi ve üniversitesi hakkında yazdıklarımın üslubundan alınmış sanırım. Ben de yazıyı tekrar okuyunca bazı sert kaçan ifadeler gördüm; bugün yazsaydım başka türlü yazardım herhalde. Gerçi blog gibi dinamik bir ortamda bunlar olabilecek şeyler, ama yine de, fazla ileri gittiysek &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SkvfuiFtGDI/AAAAAAAADNA/71XqqrFH1uE/s1600-h/yarman.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 204px; height: 155px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SkvfuiFtGDI/AAAAAAAADNA/71XqqrFH1uE/s320/yarman.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353618572577675314" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;affola. Öte yandan, sayın Yarman'ın yazdıkları, konu hakkındaki fikrimi pek değiştirmedi maalesef.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu basın açıklaması olayında bana esas ters gelen şey yöntemle ilgili idi:  hakemli bir dergide yayınlanmak üzere daha gönderilmemiş bir deneyin sonuçlarını basın açıklamasıyla, hem de sansasyonel olarak ("Einstein'i çürütmek" gibi sözlerle) duyurmak, kabul edilen bilimsel normların dışında ve "reklam kokan" bir hareket. Bu akran denetimi geleneğinin (peer review), tıpkı demokrasi gibi, eksikleri var (özellikle bunun gibi tartışmalı konularda) ama buna rağmen elimizdeki en iyi yöntem. Basın açıklamalarıyla yeri tutulabilecek bir şey değil. Sayın Yarman'ın yorumunda belirttiği gibi basın açıklamasını tek başına değil, çalışma ortaklarıyla yapmış olması da durumu kurtarmaya yetmez, mesele Yarman'a kişisel olarak güvenmememiz değil, sonuçların ne de anlatılış şeklinin bağımsız bir denetimden geçmemiş olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Yarman bir çok link vermiş yorumlarında, bilimsel makalelerine örnek olarak (gerçi linklerden bazıları çalışmıyor), bunların arasında bahsi geçen deneyin yayınlandığı &lt;a href="http://dx.doi.org/10.1088/0031-8949/79/06/065007"&gt;makale&lt;/a&gt; de var. Öncelikle kendisini ve çalışma arkadaşlarını bu yeni yayınlanan &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/Skvg7rYy3SI/AAAAAAAADNI/LjjwnbCMLSw/s1600-h/050405_einstein_tongue.widec.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 163px; height: 202px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/Skvg7rYy3SI/AAAAAAAADNI/LjjwnbCMLSw/s320/050405_einstein_tongue.widec.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353619897923591458" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;makaleleri için tebrik ederim. Ama bunun yayınlanması yöntem ile ilgili dediklerimde bir değişiklik yaratmıyor, zira makale ben yazıyı yazdıktan sonra, Ocak 2009'da dergiye gönderilmiş. Benim dediğim ise (40. baskı), insanların bloglarında hakkında ileri geri konuşacağı basın toplantıları düzenlemeden önce bu sonuçları hakemli dergide yayınlamak gerektiği. Hayır, sonuçlar dünyaya yaklaşan bir göktaşının yörüngesi ya da domuz gribinin DNA sekansı ile ilgili olsa anlardık, ama sanırım bu teorinin o kadar da aciliyeti yok. (Gereksiz bilgi: domuz gribinin sekansı elde edildiği gibi açıklanmasına rağmen, hiç vakit geçirmeden, bir kaç hafta sonra Nature'da da yayınlandı.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de tabi yapılan araştırmanın gerçekten Einstein'ı çürütüp çürütmediği meselesi var. Çok uzatmadan söylemek gerekirse deney, 1963 yılında yapılmış, genel göreliliğin öngördüğü zaman yavaşlamasını ölçen başka bir deneyi (biraz değiştirerek) tekrarlıyor, ve orijinal sonuçlardan farklı sonuçlara varıyor. Bunun önemi, ilk deneydeki sonuçların genel göreliliğin dayalı olduğu yerçekimiyle ivmeli hareketin birbiriyle eşdeğer olması ilkesinden yapılabilecek öngörüyle örtüşmesi, yeni sonuçların ise örtüşmemesi*. Yeni bulgu genel göreliliğin öngördüğünden daha fazla yavaşlama olduğunu gösteriyor, ki bu üstüne gidilmesi gereken ilginç bir bulgu olabilir. Ancak bu bulgu genel göreliliği çürütüyor demek için çok erken, zira genel görelilik (ve zamanın yavaşlamasıyla ilgili öngörüleri) başka bir çok gözlem tarafından destekleniyor, başka bir çok problem için hesaplamalarda başarılı olarak kullanılıyor**. Bu deneyde sonuçların farklı çıkması ilginç, ama  bu deney sonunda "Türk bilimadamı Einstein'i çürüttü" demek, bence en iyi ihtimalle abartma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar bir yana, bu makale esas sorunumu tam çözmüyor da. Yazarlar makalenin sonunda sonuçlarının klasik görelilikle çeliştiğini ama Yarman'ın teorisine daha yakın olduğunu söylüyorlar, ama ne teori var ortada, ne de en azından kabaca bir paragrafda o teorinin ne farkı olduğundan bahsedilmiş. Sayfalarca teoriden bahsetmek zorunda değiller elbette, makale bir deney makalesi sonuçta. Ama başa dönersek, basın toplantısının konusu, bir Türk bilimadamının kuramının Einstein'ınkini altetmesi. Şu halde elimizde olan ise, anormal gözüken bir deneysel sonuç, ve tam olarak ne yaptığını bilmediğimiz bir teori -- yalnızca bu deneyleri motive ettiği ifadesiyle Yarman'ın 2005 ve 2007 senelerinde Rusya'da yapılan iki konferansta sunduğu bildirilere atıf yapılmış. Teknik olarak bunlar yayınlanmış sayılabilir, ama bu kadar önemli olduğu söylenen bir teorik gelişmenin, ve Yarman'ın teorisinin neyi öngördüğünün en azından internetten erişilebilir bir dergide yayınlanması iyi olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lafı daha fazla uzatmanın gereği yok. Kişisel olarak tartışmalı işlere el atan, anaakım düşüncesine karşı çıkanlara sempatim büyük. Ben de kendi çapımda böyle birşey yapmaya çalışıyorum (hatırlatın da bir ara anlatayım ne yaptığımı). Bilimsel yayın işinde ne kadar haksızlık ve politika, çıkar vs. olduğunu ilk elden defalarca gördüm. Ama bunları bahane edip sansasyonel basın toplantılarına girişmek arabayı atın önüne koymak demek. Hele bizim ülkemiz gibi bilim okur-yazarlığının yerlerde süründüğü, gazetelerde bilim haberciliğinin acınası durumda olduğu yerlerde, en hafif tabirle, büyük sorumsuzluk. Bütün bu basın toplantıları ve fantastik iddialar, en sonunda bilimin toplum nezdinde karikatürleşmesine ve mesleğin itibarının azalmasına yol açacaktır. Benim tepkim de bunadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Merak edenler için ilk deneyi yapan Walter Kündig'in makalesi &lt;a href="http://dx.doi.org/10.1103/PhysRev.129.2371"&gt;burada&lt;/a&gt;. Deneyin ana fikri, zamanın yavaşlamasını, dönen bir platform üstüne yerleştirilmiş bir gama ışını kaynağının frekansındaki değişimi gözlemleyerek ölçmek. Yeni deneyi yapan, aralarında Yarman'ın da bulunduğu ekip, başka bir makalede aslında bu ilk deneyde de verilerin işlenmesinde bazı hataların yapıldığını ve onun sonuçlarının da genel göreliliği desteklemediğini iddia ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;** Merak ettim, bu ne kadar önemli bir deneydi diye, genel göreliliği destekleyen, bahsi geçen 1963 makalesine SCI'de yalnızca 45 atıf yapılmış. Yani bu makale bu tarz işleri yapanlar arasında az çok bilinen, ama genel göreliliğin en önemli kanıtlarından biri olmaktan çok uzak bir deney.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir not: Yarman'ın şu anda sitede bulunan yorumlarının altında yaklaşık aynı uzunlukta, İngilizce bir kaç yorumu da vardı. Ancak bu yorumlar hem İngilizce oldukları, hem de bizimle alakası olmayan, başka bir blogdaki eleştirilere yanıt verdikleri için onları sildim. Aynı yorumlar, söz konusu diğer blogda &lt;a href="http://marxistsinspace.blogspot.com/2009/05/intoduction-to-tolga-yarman.html"&gt;mevcut&lt;/a&gt;, ilgilenenlere bakmalarını tavsiye ederim. Ayrıca Tolga Yarman'ın yorumlarından yalnızca birkaç dakika sonra (ne büyük bir tesadüf), bizim için bir ilk daha gerçekleşti; blog sahibi olmanın insan egosu üstündeki etkilerine dair bir mani içeren bir yorum geldi. Anatomik referansları nedeniyle maalesef onu da silmek zorunda kaldık. Kullanıcı adı Oz. olan kişinin alınmayacağını umuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son not: Sayın Yarman'ı "Wikipedia sorumluları" tarafından hazırlanan sayfası için de kutlarız. Büyük düşünür Dr. &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Stephen_Colbert_%28character%29#Characteristics"&gt;Stephen Colbert&lt;/a&gt;'in bize öğrettiği üzere, Wikipedia'da yazıyorsa, doğru demektir, biz birşey diyemeyiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-5502924782626988598?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/5502924782626988598/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/07/yar-bana-bir-eglence-medet-ii-einstein.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5502924782626988598'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5502924782626988598'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/07/yar-bana-bir-eglence-medet-ii-einstein.html' title='Einstein&apos;ı çürütmek -- II'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SkvfuiFtGDI/AAAAAAAADNA/71XqqrFH1uE/s72-c/yarman.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-2516205286399578634</id><published>2009-05-12T16:13:00.000-07:00</published><updated>2009-05-13T18:24:40.935-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim haberciliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Komplo teorisi'/><title type='text'>Gerçekler mi, kim takar gerçekleri?</title><content type='html'>Uzun süren sessizlikten dolayı özür dilerim -- oldukça yoğun bir dönemdi, hala da öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak internette gördüğüm iki yazı nedeniyle duramadım, bir iki laf etmem gerekecek. Birincisi bir blog yazısı: &lt;a href="http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=179303"&gt;Yazıda&lt;/a&gt; 1999 Marmara Deprem'inin Amerika ve İsrail'in geliştirdiği yeni bir teknolojinin denemesi sonucunda oluştuğu iddia ediliyor. Bu normalde gördüğünüz "İsrail'liler sadece müslüman DNA'sına etki eden mutasyon geliştirdi" haberlerinden biraz daha sofistike. Teknoloji deprem yaratıp yıkmak için değil de fay hattında biriken gerilimi kontrollü boşaltıp depremi önlemek için geliştirilmiş. Ama çok gizli nedense, ve insan hayatının ucuz olduğu Türkiye'de denenmiş. O gün Gölcük'teki İsrail heyeti de ondan ordaymış hatta (İsrail'liler gerçekten var mıydı o gün Gölcük'te bilmiyorum). Ama gelin görün ki deney umulduğu gibi gitmemiş, insanlar ölmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hikaye öylesine, zararsız ve sentimental bir tuhaflık olarak görülebilirdi. Ama işin aslı öyle değil. Zira bütün bu hikayeler hedef şaşırtmaca: Türkiye'nin aktif fay hatları üstünde olduğu bilinmesine ve 30-40 senede bir olan büyük depremlere rağmen (herhalde 1855 Bursa &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/1855_Bursa_earthquake"&gt;depremlerini&lt;/a&gt; de İsrail'lilerin elektromagnetik dalgaları yaratmadı) binaların yapısal eksikliklerinden, deprem yönetmeliklerinin uygulanmamasından, afet planlaması yapılmamasından bahsedilmemesi için ortaya atılan hikayeler bunlar. Yazının bir yerinde Avrupa'daki ekiplerin çabucak mobilize olurken Türkiye'de kargaşa yaşanmasının bunun planlı  bir deprem olduğunun kanıtı olarak bahsedilmesi trajik ironinin tepe noktası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi bunu yazan ne idüğü belirsiz, politik amaçları olan birisi, bloguna post eden de bu işten anlamayan saf bir vatandaşımız. Türkiye'nin en kaliteli gazetelerinden olma iddiası taşıyan Radikal'de çıkan şu saçmalığa ne demeli?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"'Domuz gribi'ne ilişkin inanılmaz iddia"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyor ki Radikal'in "haberi" (neden tırnak içine aldığımı anlayacaksınız): Avustralya'dan tanınmış virüs araştırmacısı Adrian Gibbs, domuz gribi virüsünün insan yapımı olduğunu iddia etti. (İsrail'liler burda muhtemelen yakayı sıyırıyorlar, zira domuz kosher değil.) Haber, ana sayfada "Virüs yoksa biyoloji silah mı?" alt başlığıyla verilmiş. Sorun şu ki, gerçekte kimse virüsün biyolojik silah olduğunu iddia etmiyor. Gibbs'in (ki kendisi gerçekten tanınmış ve saygıdeğer bir virüs araştırmacısı) hipotezi, bu virüslerin aşı geliştiren lablardan birinden hata sonucu (örneğin biyolojik atıkların uygun bir şekilde işlenmemesi) domuzlara geçmiş olabileceği yönünde. Bunu destekleyen veriler de oldukça dolaylı (bu virüsün iki farklı virüs soyunun melezi gibi gözükmesi ve domuzlardaki diğer virüslerden daha hızlı mutasyona uğramış olması gibi). Her halikarda ne olup bittiğini anlamak için çok daha fazla DNA sekansının karşılaştırılması gerek. Gibbs'in kendisi de bu olayda art niyet olmadığını düşündüğünü, muhtemelen bu virüslerle çalışan bir laboratuvarda şans eseri iki virüsün bir araya geldiğini söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Burda da bir ironi var; bu sefer daha komik: o da bizde ve dünyadaki onca telaşa rağmen, domuz gribi pek de öldürücü bir virüs çıkmadı; her sene dünya da onbinlerce kişiyi --çoğu çocuk ve yaşlı-- öldüren normal gripten pek bir farkı yok. Yani silah olsaydı herhalde havalı tabanca y da su tabancasıyla eşdeğer bir silah olabilirdi.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki o zaman Radikal neresinden uyduruyor biyolojik silah meselesini? Radikal'in bilim muhabiri (ya da bilimden az çok anlayan herhangi bir editoryal kadrosu--Sayın Berkan kusura bakmasın) olmadığı gibi, böyle işleri haber yapabilecek bir dış muhabiri de yok. Dolayısıyla bu haber de Bloomberg haber ajansında çıkan daha geniş bir haberin kısaltılmış, basitleştirilmiş ve çarpıtılmış versiyonu. Orijinal haberin linki &lt;a href="http://www.bloomberg.com/apps/news?pid=20601087&amp;amp;sid=afrdATVXPEAk&amp;amp;refer=worldwide"&gt;şurada&lt;/a&gt;. Ama Türk halkının detaylı ve doğru bilgiye değil "aman Tanrım, insanlık nereye gidiyor" şeklinde sansasyonlara layık olduğunu düşünen Radikal yazarları ve editörleri, hikayenin kafalarına esen tarafını alıp gerisini de malum anatomik bölgeden uydurmakta sakınca görmemişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radikal'e diyoruz: gerçekten de "&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;amp;ArticleID=922426&amp;amp;Yazar=%DDSMET%20BERKAN&amp;amp;Date=19.02.2009&amp;amp;CategoryID=97"&gt;Daha mükemmel olmalısınız&lt;/a&gt;".&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-2516205286399578634?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/2516205286399578634/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/05/gercekler-mi-kim-takar-gercekleri.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/2516205286399578634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/2516205286399578634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/05/gercekler-mi-kim-takar-gercekleri.html' title='Gerçekler mi, kim takar gerçekleri?'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-6862795444022593013</id><published>2009-03-24T12:08:00.000-07:00</published><updated>2009-03-24T12:10:19.942-07:00</updated><title type='text'>Darwin ırkçı mıydı...</title><content type='html'>... konusunda Evrim Çalışkanları blogunda iki satır yazıverdim, buyrun &lt;a href="http://evrimcaliskanlari.org/blog/2009/03/darwin-turk-dusmani-ya-da-irkci-miydi/"&gt;buradan&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-6862795444022593013?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/6862795444022593013/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/03/darwin-rkc-myd.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/6862795444022593013'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/6862795444022593013'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/03/darwin-rkc-myd.html' title='Darwin ırkçı mıydı...'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-1702701143081064451</id><published>2009-03-17T00:20:00.001-07:00</published><updated>2010-03-15T11:12:17.860-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim felsefesi'/><title type='text'>Akyol'lar Darwinizm'e karşı</title><content type='html'>(Bu yazıyı, Tübitak'taki Darwin skandalı patladığında yazmış, asmış, sonra da bazı düzeltmeler yapmak için çekmiştim; sonra da düzeltmeleri yapmadan bırakmışım. Kısmet bir sene sonrasınaymış. Bu arada Tübitak'daki vaka ile ilgili pek bir gelişme olmadığını da belirtelim -- olayla ilgili bir soruşturma, araştırma olmadı. Editör Çiğdem Atakuman önce görevine iade edildi, sonra daha tekrar görevden alındı sessizce. Bilim ve Teknik, Haziran sayısında Evrim kapağıyla çıktı...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü konuklarımız, baba-oğul Taha ve Mustafa Akyol'lar. Hemen belirteyim, bu iki beyefendiyi, bozuk plak gibi "DNA'nın şans eseri oluşması ihtimali trilyonda bilmemkaçtır"da takılmış yaratılışçı arkadaşlara her zaman tercih ederim. Keşke bütün yaratılış savunucuları onlar gibi olsa. Akyol'lar profesyonel yazar olmanın hakkını vererek, Türkçe'yi iyi kullanan, ve temelde ne dediği anlaşılan yazılar yazıyorlar. Darwin konusundaki tartışmalara hoşgörü mesajları ile başlamalarını da gerçekten takdir ediyorum. Ama yazılarının geri kalanında savundukları görüşlere katılmak mümkün değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taha Akyol, Milliyet'teki köşesinde Darwin konusunu iki kere ele aldı: &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&amp;amp;Date=12.03.2009&amp;amp;ArticleID=1069864&amp;amp;AuthorID=62&amp;amp;b=Darwin%20tartismasi&amp;amp;a=Taha%20Akyol"&gt;burada&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&amp;amp;Date=12.03.2009&amp;amp;ArticleID=1071521&amp;amp;AuthorID=62&amp;amp;b=Ateist%20dostumun%20mektubu&amp;amp;a=Taha%20Akyol&amp;amp;ver=46"&gt;şurada&lt;/a&gt;. Birincisinde Darwin'in sansürlenmesine karşı olduğunu belirttikten sonra (yürekten bir bravo!) Darwin'in bilim değil metafizik olduğunu bombasını sakince odanın ortasına atıveriyor. Bomba diyorum, zira yüz elli senedir hayatlarını Darwin'in teorisini deneyler ve gözlemlerle test etmeye adamış binlerce bilimadamı bu haberi alınca, aralarından ölmüş olanları şüphesiz ki öte dünya'da Darwin'in yakasına yapışacak, ölmemişleri de zaten kalp krizi ve depresyondan kısa zamanda bunların arasında katılacaktır. Zira metafizik dediğiniz şey genelde rahat koltuklarında oturup piposunu tüttüren entellektüellerin aralarında dönen tartışmaların konusudur, metafizik yapmak için kalkıp tropik yağmur ormanlarında günlerce kuş ya da böcek peşinde koşmanız (Wallace), ya da Afrika'da HIV virüsünün insanlara nasıl geçtiğini araştırırken sıtmaya yakalanıp hayatınızı kaybetmeniz (W. D. Hamilton) gerekmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın Taha Akyol bu önemli buluşunu nasıl kanıtlıyor:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Bilim felsefecisi Popper’e göre, Darwinizm “bilimsel” değildir, “metafizik”tir! Çünkü bilimsel metotlarla ‘sınamak’ imkânı yoktur; ne aritmetiğe başvurabilirsiniz ne de deney ve gözleme... Hatta Popper, Toplum Bilimlerinde Öndeyi ve Kehanet adlı ünlü akademik konferansında “Evrim yasası diye bir şey yoktur, yalnızca bitkilerin ve hayvanların değiştiğine, daha doğrusu, değişmiş olduğuna ilişkin tarihsel veriler vardır” diye vurgulamıştır.&lt;/blockquote&gt;Karl Popper "Darwinizm bilim değildir," demiş. Eh, Popper "bilim felsefesi" demek olduğuna göre (yanlışlanabilirlik prensibiyle anılır kendisi), demek ki hakkikatten Darwinizm bilim değilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi burada üç sorun var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi, Popper da bir insan, ve o da hata yapabilir. Her halikarda, kimin dediğinden bağımsız olarak, Darwinizm'in gözleme dayalı olarak sınanamadığının iddia edilmesi bir hata: doğal seçilim, Darwin kitabını bastığı anda zaten deneyler ve gözlemlerle iyi sınanmış bir teoriydi. 1839'dan 1859'a kadar geçen sürede Darwin şirket kurup yumurta satmadı -- fikirlerini test etmekle ve kanıt toplamakla meşguldü. son 150 senedir de sınama işi devam etmekte, ve Darwin'in dediklerinin bir kısmı yanlış çıksa da (mesela kalıtım teorisinin çöpü boylaması çok uzun sürmedi), ve doğal seçilim dışında başka evrimsel süreçlerin varlığını öğrenmiş olsak da (örneğin genetik sürüklenme), Darwin'in temelini attığı kuram sınamalardan başarıyla geçti. Daha başarıyla geçip geçmediği belli olmayan alanlar da var, örneğin eşeysel seçilim, o konularda da tartışma, model geliştirme ve sınama devam ediyor (nacizane yazarınız da bu işe bulaşmış durumda).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi, Taha Bey, Popper'ın "gençlik hali"ne dayandırıyor argümanını: 1978'da Popper'ın kendisi evrim teorisinin metafiziksel bir program olduğu yolundaki görüşlerinin hatalı olduğunu &lt;a href="http://www.talkorigins.org/indexcc/CA/CA211_1.html"&gt;belirtti&lt;/a&gt; (Popper'in 1978'de yaptığı konuşmasının tam metnine &lt;a href="http://www3.interscience.wiley.com/journal/120059156/abstract"&gt;şuradan&lt;/a&gt; (abonelik gerekebilir) erişebilirsiniz).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncüsü de, Popper'in neyin bilim olup neyin olmadığını söylediklerinin yanlışlanabilir olup olmadığına göre ayırma yöntemi bilim felsefecileri tarafından uzun zaman önce terkedilmiş durumda. Bunun temel sebeplerinden biri de, yanlışlanabilirlik ilkesinin ilk bakışta çok açık ve net gibi dururken gerçek dünyada uygulaması neredeyse imkansız, fazla katı bir ilke olması. Aslına bakarsanız felsefede "demarkasyon problemi" diye anılan bilim denen şeyin etrafının çizilmesi problemi, günümüzde üzerinde doğrudan çok çalışılan bir alan değil -- 1960'ların sonunda Lakatos ile Feyerabend'ın efsanevi tartışmalarından sonra bilim felsefesi kendini daha çok bilimin nasıl işlediğiyle ve elde edilen sonuçların diğer felsefe alanlarına etkisiyle meşgul etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak, Taha Akyol'a evrimsel biyolojiyle ilgilenen herhangi bir hakemli bilimsel derginin bu ayki sayısını okumasını öneriyorum, o zaman evrim teorisinin nasıl hergün her dakika sınanmakta ve yenilenmekte olduğunu görecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dediklerime benzeyen bir şeyi, Celal Şengör de Akyol'a yazdığı mektupta belirtmiş. Zaten Taha Bey de bu mektuba gösterdiği tepkide ilk yazıda ileri sürdüğü test edilemez, sınanamaz görüşünden geri adım atıp, "sınanmıştır, şimdilik başarılıdır" cümlesindeki "şimdilik" kaydına vurgu yapmayı tercih ediyor gibi gözüküyor. 150 sene sonra "şimdilik" kaydına vurgu yapmak ya aşırı iyimserlik, ya da insafsızlık; kararı siz verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Bey'in &lt;a href="http://www.mustafaakyol.org/arsiv/2009/03/hangi_darwin.php"&gt;derdi&lt;/a&gt; ise farklı. O da Darwin'in sansürlenmesine karşı olduğunu belirttikten sonra (tekrar, yürekten bir bravo!), ortada başka türlü bir sansürün olduğunu iddia ediyor. Zira Tübitak Dawkins, Gould gibi ateist yazarların kitaplarını yayınlarken, Conway Morris gibi dini yorumlara daha yakın evrimcilerin kitaplarını yayınlamazmış. Efendim Conway Morris'in ismi Akyol'un yazılarında çok geçer oldu. Bunun da sebebi Conway Morris'in doğada bazı örüntüler olduğunu iddia etmesi, evrim yönsüz olmadığını, daha özelde de insanarın ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğunu savunması. Bu, Tanrı'nın planı gibi dini fikirlerle örtüşen bir görüş, zaten Conway Morris de inançlı bir bilimadamı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Conway Morris'in argümanlarının detayını çok takip etmediğimi itiraf edeyim, ama görünen o ki yakınsayan evrime dayalı bir argüman. &lt;a href="http://evrimianlamak.org/e/S%C3%B6zl%C3%BCk%C3%A7e:Yak%C4%B1nsayan_evrim"&gt;Yakınsayan evrim&lt;/a&gt;, farklı atalardan gelme iki soyda birbirine benzer özellikler evrilmesi. Buna örnek, yarasaların ve kuşların kanatları. Anatomik açıdan birbirinden farklı olan bu yapılar, birbirinden bağımsız olarak, ama aynı problemi çözmek için (uçuş) evrilmiş. Akyol'un verdiği örnek ise, ahtapot ile insan gözleri arasındaki benzerlik. Argüman şöyle devam ediyor: birbirinden bağımsız soylar benzer özellikleri geliştiriyorlarsa burada bir şablon olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bu argüman çok da güçlü değil, zira yakınsayan evrimi şablonsuz açıklamak da oldukça kolay. Bunun üç sebebi var. (1) Örneğin, ahtapotlar ve insanlar birbirinden evrimsel olarak oldukça uzak da olsalar, gelişim mekanizmalarının bir çoğu ortak. O yüzden tam olarak birbirinden bağımsız kabul edemeyiz bunları. Dolayısıyla doğal seçilimin üstüne etki ettiği malzeme tamamen farklı değil, aynı öğeleri içeriyor. (2) Yakınsayan evrim, canlılar aynı problemi çözmeleri gerektiği zaman ortaya çıkan bir şey. Bu da zaten kendi başına olabilecek özelliklere bazı kısıtlamalar getiriyor. Örneğin gözlerin çalışması için ışığı belli bir düzleme odaklaması, orada da ışığa duyarlı moleküller bulunması gerekiyor. Bunun için mesela gözün hacmini dolduran maddenin şeffaf olması zorunlu. Ya da kanatların iyi bir süzülme açısına sahip olması gerekiyor, bu da kanatları yassı ve geniş olması anlamında. Fizik kanunlarının empoze ettiği bu kısıtlamalara şablon demek isterseniz ne ala, ama o zaman ayakta durmak için altımızda katı bir yüzeyin olması gerekmesi de bir şablon. (3) Yakınsayan evrim ürünü olan özellikler hiçbir zaman birbirinin tıpa tıp kopyası değil. Yine yarasalar ile kuşların kanatlarını &lt;a href="http://www.evrimianlamak.org/e/Evrim101:K%C3%B6kende%C5%9F_ve_g%C3%B6revde%C5%9F_yap%C4%B1lar"&gt;karşılaştırırsanız&lt;/a&gt; görürsünüz ki birisi el parmakları arasında gerilmiş bir deriden, diğeri kol boyunca dizilmiş tüylerden oluşur. Tabi bunun açıklaması çok kolay: memelilerin tüyleri olmadığı için uçmak için tüy evrilmesi yerine kemiklerin arasında bir deri gerilmesi daha olası. Bu bir şablonu izleyen bir "şef ahçı"dan ziyade evdeki malzemeyle çabucak ne yapılabiliyorsa onu yapmaya çalışan bir ev hanımını andırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Akyol'un argümanının, yakınsayan evrimin neyi kanıtlayıp neyi kanıtlamadığından başka büyük problemleri de var. Öncelikle Akyol, Conway Morris'in görüşlerini tamamıyla yansıtmıyor: Conway Morris evrim kuramının hemen hepsini kabul ediyor, bazı yorumlarında problem görüyor. Daha özel olarak, Akyol'un yakın zamana kadar ateşli savunucusu olduğu Akıllı Tasarım görüşünün hem bilimsel olmadığını, hem de "kötü ilahiyatçılık örneği" olduğunu &lt;a href="http://www.darwinproject.ac.uk/content/view/93/78/"&gt;savunuyor&lt;/a&gt; (9. soruya verdiği yanıtı dinleyin). Dolayısıyla Akyol'un Conway Morris'i sanki Akıllı Tasarım görüşünü savunuyormuş gibi göstermesi düşünsel açıdan pek de dürüstçe değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimsel konuların, evrimin gerçekliği ya da nasıl işlediği gibi, dini ve metafiziksel konulardan ayrılması gerektiği konusunda Mustafa Akyol'a katılıyorum. Ama Akyol, ateist dediği kesimden beklediği özeni kendisi göstermiyor; tam tersine metafiziksel görüşlerini beğendiği yazarların argümanlarını eksik halleriyle kendi pozisyonunu savunuyormuş gibi gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahası, Dawkins'in aynı zamanda ateist olması, onun evrim konusundaki fikirleri  hakkında bir şey ifade etmez. Tübitak tarafından çevirilen kitaplarda da  din hakkındaki görüşlerinden bahsetmiyor Dawkins. Akyol'un bahsettiği kitapların Dawkins ya da Gould ateist olduğu için Tübitak tarafından yayınlandığını düşündürecek bir ibare de yok (en azından Akyol bu konuda bir kanıt sunmuyor). Dawkins ve Gould bütün dünyada popüler evrimin en çok okunan yazarları. Gen Bencildir kitabı çıkalı neredeyse 35 sene oldu ve biyolojide en çok satan ve en etkili olmuş kitaplardan birisi. Gould için de durum böyle. Popüler bilim alanında yayın yapan herhangi bir yayınevinin bu kitapları çevirip yayınlaması kadar doğal bir şey olamaz. Öte yandan, Dawkins'in dini görüşlerini savunduğu kitabı Tübitak tarafından değil, özel bir yayınevi tarafından çevirildi (üstüne üstlük yayımcısı da dava edildi ve Dawkins'in sitesine erişim yasaklandı).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Conway Morris'in kitaplarının çevirilmesini ben de çok isterim, hatta onunla birlikte yine kendileri Hristiyan olan Ken Miller ve Joan Roughgarden'ın kitapları da çevrilsin. Ama evrim üzerine çevrilen kitapların iki elin parmaklarını zor geçtiği ülkemizde Dawkins'in evrim üzerine olan kitaplarının yayınlanmasını ateist sansürcülük olarak nitelemek, üstelik bunu aynı yazarın din üzerine olan kitapları ve web sayfası apaçık sansüre ve baskıya uğrarken yapmak, düpedüz insafsızlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak, baba-oğul Akyol'ların Darwin konusunda hoşgörü çağrısına katılmamak elde değil. Öte yandan ihtiyacımız olan daha fazlası: bir yandan yazıp çizdiğimiz konular hakkında yeterli bilgi, diğer yandan da başkalarında eleştirdiklerimizi kendimiz de yapmamayı becerecek düşünsel dürüstlük.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-1702701143081064451?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/1702701143081064451/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/03/akyollar-darwinizme-kars.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/1702701143081064451'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/1702701143081064451'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/03/akyollar-darwinizme-kars.html' title='Akyol&apos;lar Darwinizm&apos;e karşı'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-828756359694685955</id><published>2009-03-15T22:18:00.000-07:00</published><updated>2009-03-16T10:17:57.559-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrimi Anlamak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstatistik'/><title type='text'>Erkekler daha mı evrimci?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://evrimianlamak.org/"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 80px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/Sb3p31w1EDI/AAAAAAAAC2A/cAJTQf7g6yg/s400/2669_49396644566_18770479566_1327116_1675749_n.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313660280901013554" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir süredir aklıma takılan bir konuda birşeyler yazayım dedim. Malum bizim &lt;a href="http://evrimianlamak.org/"&gt;evrimianlamak.org&lt;/a&gt; sitesinin Facebook'da bir "&lt;a href="http://www.facebook.com/pages/Evrimi-Anlamak-kolay-ve-anlalr-evrim-rehberiniz/18770479566"&gt;fan grubu&lt;/a&gt;" var (kaydolmadıysanız hala, olmanızı tavsiye ederim). Herhangi bir yere reklam vermememize rağmen (websitesi dışında) açıldığından beri üye sayısı üstel olarak artıyor (ikiye katlanma hızı sabit gözüküyor). Bu son Tübitak olaylarında üye kaydolma hızı da normalin çok üstüne çıktı, kalıcı olur mu bilmiyorum, ama olmasa da iyi bir gelişme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız, geçenlerde Facebook'un grup için üye istatistiklerini gösterdiğini öğrendiğimden beri kafamı kurcalayan bir durum var: üyelerimizin çoğunluğu erkek. En son üye olma dalgası başlamadan önce 60:40 idi erkek:kadın oranı, şimdi daha da erkekler lehine kaymış durumda. İnsanın aklına gelen soru: erkeklerin evrimci olma olasılıkları daha mı yüksek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, bilim yaparken sıklıkla karşılaşılan bir durum: bir örüntü görürsünüz, burada üyelerin cinsiyet oranı, ve bunun sebebi için bir hipotez geliştirirsiniz. Hipoteziniz kulağa gayet mantıklı geliyor olabilir, ima ettiği sonuçlar ilginç olabilir, vs. ama bunların hiçbiri hipotezi doğru yapmaz. Buradaki problem, bu sadece bir gözlem olduğu için, gözlemlemediğimiz değişkenlerin etkisini bilemememiz. İdeal olan kontrollü bir deney yaparak gözlemlemediğimiz bir şey bırakmamak. Ama Facebook'da bunu yapmak zor (yaş, coğrafi konum, sosyoekonomik durum gibi başka açılardan benzer bir grup erkek ve kadına siteye üye olmak ister misiniz diye sormak gerek). Bu durumda yapabileceğimiz şey, bu örüntünün olası daha basit açıklamalarını düşünüp onları elemeye çalışmak. Eğer daha basit açıklamayı eleyemiyorsak, Ockham'ın usturasına dayanarak daha karmaşık açıklamalara gerek yok diyebiliriz. Bu istatiksel çıkarsamalrın dayandığı temel prensip: Elinizeki sistemde birşeylerin döndüğünden şüpheleniyorsanız, verilerinizi şüphelendiğiniz şeylerin dönmediği daha basit bir modelle karşılaştırırsınız. Eğer verileriniz bu basit modelden önemli bir farklılık gösteriyorsa birşeylerin döndüğü sonucuna varırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim de ilk aklıma gelen, "acaba Facebook'daki Türklerin kadın erkek oranı 1:1'den farklı olabilir mi," oldu. Bulabildiğim &lt;a href="http://midnightexcess.wordpress.com/2007/11/23/facebook-member-stats-an-update/"&gt;verilerin&lt;/a&gt; bu soruya verdiği yanıt: evet, profilinde cinsiyetini açıklayan Türk erkeklerin Facebook'daki oranı kadınlara göre çok daha fazla. 2007 Kasım'ındaki bir araştırmaya göre (metodlarından tam emin olmasam da), cinsiyetini açıklayanlar arasında (ki bunlar karşılaştırmamız gereken grup), 30:19'a yakın bir oran var. Dikkat ederseniz bu, bizim grupta gördüğümüz oranla hemen hemen aynı. İstatiksel test yapmadım, ama yapmaya da gerek yok. Bizim grubun cinsiyet oranının Facebook'daki Türkler arasındaki orandan farklı olmadığı bariz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla başlıktaki sorunun yanıtı: Hayır, elimizde bunu destekleyecek bir kanıt yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii, bu beraberinde bazı sorular getiriyor: örneğin, neden Türkiye'de kadınlar cinsiyetlerini açıklamada erkeklerden daha çekingen? Cinsiyetini açıklamayanların çoğu kadın mı, erkek mi? Bu soruları bu yazının kapsamı dışında kalıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://midnightexcess.files.wordpress.com/2007/11/fb_stats_update1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 55px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/Sb3o7LgfKdI/AAAAAAAAC14/dP32w4WPAjw/s400/fb_stats_update1-1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313659238766029266" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-828756359694685955?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/828756359694685955/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/03/erkekler-daha-m-evrimci.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/828756359694685955'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/828756359694685955'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/03/erkekler-daha-m-evrimci.html' title='Erkekler daha mı evrimci?'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/Sb3p31w1EDI/AAAAAAAAC2A/cAJTQf7g6yg/s72-c/2669_49396644566_18770479566_1327116_1675749_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-6586835653708394768</id><published>2009-03-15T00:33:00.000-07:00</published><updated>2009-03-15T16:15:07.912-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TUBITAK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><title type='text'>Tübitak vs. evrim devam ediyor</title><content type='html'>Haber blogu olmadığımız için gelişmeleri dakikası dakikasına aktaramıyoruz. Yine de olan biteni bir not düşmekte fayda var. En son yazdığımdan beri Tübitak, temelde Zaman Gazetesi'ndeki haberi tekrarlayan bir basın açıklaması yapıp durumu Çiğdem Atakuman'ın dengesiz davranışı ve "yetki aşımı" ile açıklamaya çalıştı. Çiğdem Atakuman ise, ertesi gün &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&amp;amp;Date=13.3.2009&amp;amp;ArticleID=926035"&gt;yazılı&lt;/a&gt; basın açıklaması yaparak bunu yalanladı --  olayın gazetelere ilk yansıdığı haliyle geliştiğini tekrar iddia etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim olaydan anladığım Bilim ve Teknik hasbelkader bir Darwin sayısı yapacak iken (o da nasıl oldu bilinmez, zira BvT'in evrimi en son kapak konusu yapması tam 10 sene önce, 1999 Şubat'ı), o zamana kadar Bilim ve Teknik'e en az düzeyde ilgi göstermiş Prof. Dr. C., buna bir "Dur!" demeye karar veriyor, ve Prof. Dr'luk ve  diğer bilimum makamlarından gelen güçlerini bir araya toplayarak "Thou shall not pass!" diyor Darwin iblisine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam, biraz abarttım. Demeye çalıştığım, Tübitak'ın hikayesinin inanılabilirliği çok düşük. Atakuman'ın dedikleri ise olup bittiğini bildiğimiz diğer şeylere (Nisan ayında BvT ekibindeki toplu istifalar, yayın kurulunun boş kalması, yayın kurulundan bu olay sonrasında gelen istifa) uyumlu bir tablo çiziyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her halikarda bu olayın iç yüzü, ilgili kişilerin konuyla ilgili emailleri ve diğer yazışmaları kamuya açılmadıkça belli olmayacak. Tübitak doğruyu söylüyorsa ve temize çıkmak istiyorsa bunları açıklamalı. Açıklayamıyorlarsa Cebeci istifa etmeli ya da görevden alınmalı. O da olmuyorsa bütün yönetimin görevden alınması gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bununla ilgili bir hikaye: ABD'de devlet memurlarının yaptıkları işlerle ilgili yazışmaları çok sıkı kayıt altında ve haberama hakkı yasaları sayesinde gazeteciler ve sivil toplum örgütleri -aksini gerektirecek bir şey yoksa- bunlara ulaşabiliyorlar. Bu kayıtlara devlet memurlarının iş adresinden attıkları emailler de dahil. Tabi, en önemli devlet memuru da Başkan, ve başkanın yazışmalarının arşivlenmesini düzenleyen ayrı bir yasa var. Bu yasanın getirdiği kısıtlamalar yüzünden şimdiye kadarki başkanlar göreve başladıktan sonra e-mail kullanmayı bırakıyorlardı. Obama, ofisteyken email kullanacak olan ilk ABD başkanı, ve o bile resmi emaillerini arşivlemek zorunda. O yüzden Tübitak'tan konuyla ilgili emaillerin açıklanmasını istemek hiç de aşırı bir istek değil. Bu insanlar bizim vergilerimizle çalıştıkları için, bize hesap verebiliyor olmaları gerek.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.biyolokum.com/2009/03/sansurden-sonra-gelismeler/"&gt;Biyolokum&lt;/a&gt;'un yazısına da bakınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-6586835653708394768?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/6586835653708394768/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/03/tubitak-vs-evrim-devam-ediyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/6586835653708394768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/6586835653708394768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/03/tubitak-vs-evrim-devam-ediyor.html' title='Tübitak vs. evrim devam ediyor'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-3771497081946424188</id><published>2009-03-11T22:07:00.000-07:00</published><updated>2009-03-11T22:35:41.641-07:00</updated><title type='text'>Doğru söz ve peri masalları...</title><content type='html'>Tübitak'ta yaşanan rezalet hakkında yazan çizen çok oldu, ama Tarhan Erdem'in bugünkü &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;amp;Date=12.03.2009&amp;amp;ArticleID=925680"&gt;yazısı&lt;/a&gt; benim okuduklarım arasında hedefi 12'den vuran tek yazi. Ne eksik ne de fazla söylemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu yazarken merak ettim, bizim muhafazakar basın ne demiş bu konuda diye diye. Etmez olaydım. Buyrun buradan &lt;a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=824417&amp;amp;title=bilim-ve-teknikte-hafta-sonu-darbesi-planlanmis"&gt;yakın&lt;/a&gt;. Zaman Gazetesi'nin hikayesine göre bu iş, Cumartesi gecesi kendi başına kapağı değiştirmeye karar veren, nasıl bulduysa bir yerlerden 15 sayfalık içerik bulan, ama Pazartesi günü bu kararından kendi rızasıyla 180 derece dönen Çiğdem Atakuman'ın suçu. Hatta sayın hocamız Prof. Dr. C., yetişmeyeceğini düşünerek, kalsın böyle bile demiş, ama Atakuman ısrar etmiş. Yalnız Çiğdem Hanım'ın neden böyle bir tutarsızlık yaptığı konusunda herhangi bir spekülasyon yapılmamış, belki de kadın olduğu için böyle şeyleri olağan karşılamamızı bekliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haberin güvenilirliğini merak ediyorsanız, hemen başında ortaya atılan şu iddiaya bir bakın:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"TÜBİTAK'ın aylık popüler bilim dergisi Bilim ve Teknik'in 42 yıllık yayın hayatında Darwin ve evrimle ilgili çok sayıda dosya yayınlamasına rağmen hiç kapak yapmadığı ortaya çıktı."&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;Sonra da şu &lt;a href="http://services.tubitak.gov.tr/edergi/user/yilList1.jsp"&gt;bağlantıya&lt;/a&gt; gidip 1999 yılı sayılarını bulun, Şubat 1999 sayısının kapağını ve içeriğini okuyun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-3771497081946424188?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/3771497081946424188/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/03/dogru-soz-ve-peri-masallar.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/3771497081946424188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/3771497081946424188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/03/dogru-soz-ve-peri-masallar.html' title='Doğru söz ve peri masalları...'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-3399147359664782304</id><published>2009-03-10T21:21:00.000-07:00</published><updated>2009-03-10T23:23:36.726-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TUBITAK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><title type='text'>"Hamdolsun Darwin bizi teğet geçmiş..."</title><content type='html'>Sağır sultan duydu: Tübitak'ın binlerce (yüksekten attığımı sanmıyorum) çocuğun kafasını çelip de anası babasına rağmen fizik, biyoloji okumasını sağlayan popüler bilim dergisi Bilim ve Teknik, resmi olarak sahibinin sesi dergisi haline dönüştü. Darwin yılı nedeniyle nazlanarak da olsa çıkarılacak olan evrim konulu Mart sayısı, Prof. Dr. Ömer Cebeci'nin emriyle durdurulmuş, sayıyı hazırlama gafletinde bulunan genel yayın yönetmeni görevden alınmış, Prof. Dr. C. de &lt;a href="http://sansuresansur.blogspot.com/2009/03/ne-evrimi-melun.html"&gt;"Ben kapakta Darwin göremiyorum"&lt;/a&gt; diyerek Türk milletine verdiği bu üstün hizmetten duyduğu gururu(!) ifade etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayın iç dinamikleri hakkında pek bir şey bilmiyoruz. Ama bilmemize de gerek yok, zira olayın elle tutulacak bir yanı yok. Basın özgürlüğüne müdaheleden tutun, bilimsel gerçeklere zerre kadar saygı gösterilmemesi, ve bilimsel bir kurumda bir bireyin kafasına göre (hem de sıfır yetkinliği olan bir konuda) karar verebilmesine kadar yanlışlar üstüste. Bu rezaleti temizlemenin tek yolu derginin Nisan sayısında bir açıklama ve özür metni yayınlanması, Mart sayısından çıkarılan evrimle ilgili içeriğin yine sansürlenen kapakla yayınlanması ve belki de en önemlisi Prof. Dr. C'nin istifa etmesi ya da görevden alınması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SbdNQI6iLNI/AAAAAAAAC04/jeeP5Bc-b2c/s1600-h/cebeci.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 133px; height: 138px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SbdNQI6iLNI/AAAAAAAAC04/jeeP5Bc-b2c/s320/cebeci.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5311799225173028050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Halinden memnun bir Prof. Dr. Cebeci&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Sonuncusu en önemli diyorum, zira yanlışların sonuçları olmalı. Bilim tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı kuramını ve onun kurucusunu bir popüler bilim yayınında sansürlemeye çalışmak da bir bilim yöneticisinin yapabileceği en vahim yanlışlardan biri. Bunu Prof. Dr. C'ye sinir olduğum ya da kötülüğünü istediğim için yazmıyorum. Bu olay, herhangi bir Prof. Dr.'un egosundan, politik pozisyonundan, kafasının içinde olup bitenden çok daha büyük bir olay. Türk biliminin ve bilim insanlarının güvenilirlikleri, akranları tarafından ciddiye alınmaları ve en önemlisi, kendilerine saygılarıyla ilgili bir şey.  Düşünün Nüket Yetiş'siniz: başkan yardımcınız Darwin'i sansürlemeye kalkıyor ve hiç bir şey olmamış gibi konumunu koruyor, üstüne üstlük bir de pişkin demeçler veriyor. Yarın yurtdışına gittiğinizde "Biz aynen NSF* gibiyiz, onlar kadar objektif ve verimli çalışıyoruz" dediğinizde gülerler size. NSF Darwin'i sansürlemeye çalışmıyor, tam tersine Darwin'in kurucusu olduğu bilim dalının en büyük destekçilerinden birisi. Avrupa'daki akranlarınız da size sorarlar: neden Darwin'in yayınlanmasını engellediniz? Neden bunu yapan insanı hala yardımcınız olarak yanınızda dolaştırıyorsunuz? O noktada Nature gibi dergilere &lt;a href="http://www.nature.com/nature/journal/v435/n7045/full/4351028a.html"&gt;mektuplar&lt;/a&gt; yazıp "bizim bilimsel proje değerlendirme sistemimiz tamamen objektif" demenize kimse inanmaz artık.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. C'nin istifasını ya da görevden alınmasını gerçekten bekliyor muyum? 70 makaleyi aşırdığı ortaya çıktıktan sonra bile dekanlık koltuğundan ayrılmayanların olduğu bir ülkede bu biraz iyimserlik olurdu. Ama doğru olanı söylemek, gerçekleşmesini sağlamak için atılması gereken ilk adım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://politikhayvan.blogspot.com/2009/03/bilim-ve-teknik-secim-hezeyanlari.html"&gt;Politik hayvan&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.biyolokum.com/2009/03/bir-ulkenin-bilim-dergisi-de-sansurlenirse/"&gt;Biyolokum&lt;/a&gt;'un yazılarını da okumanızı öneriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Başlık ntvmsnbc.com'dan bir okuyucu yorumu.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*NSF: National Science Foundation -- ABD'de temel bilim alanındaki araştırmaları destekleyen en büyük devlet kurumu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-3399147359664782304?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/3399147359664782304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/03/hamdolsun-darwin-bizi-teget-gecmis.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/3399147359664782304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/3399147359664782304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/03/hamdolsun-darwin-bizi-teget-gecmis.html' title='&quot;Hamdolsun Darwin bizi teğet geçmiş...&quot;'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SbdNQI6iLNI/AAAAAAAAC04/jeeP5Bc-b2c/s72-c/cebeci.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-7394942039063597209</id><published>2009-03-01T01:07:00.000-08:00</published><updated>2009-03-01T02:41:14.439-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><title type='text'>Lamarck, Mine Kırıkkanat, ve Mustafa Akyol</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SapfVSOVZlI/AAAAAAAACyI/wuWCgTj-FIA/s1600-h/lamarck.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 225px; height: 218px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SapfVSOVZlI/AAAAAAAACyI/wuWCgTj-FIA/s320/lamarck.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5308159930083403346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Türk gazetelerini okumayı akıl sağlığımızı korumak için sınırladığımızdan dolayı bunu kaçırmışız: Mine Kırıkkanat, Vatan Gazetesi'nde Darwin'in dehasını öven bir yazı &lt;a href="http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=223846&amp;amp;Categoryid=4&amp;amp;wid=122"&gt;yazmış&lt;/a&gt;. Yaygınca okunan bir köşe yazarımızın Darwin'i ve evrimi tanıtıcı bir yazı yazması elbette sevindirici. Ama neyi nasıl söylediğiniz de önemli. Ben şahsen yazının kavgacı tonunu sevmedim, ayrıca bir bilimsel teori olarak evrimin sürekli toplumsal ve politik bağlamlarda savunulması açıkçası beni rahatsız ediyor. Tüm bunlar yazarın kendi tercihi, benim eleştirim bir yere kadar anlamlı. Ama yazının sonuna doğru Kırıkkanat'ın bir sözü büyük hayal kırıklığı yaratıyor. Buyrun burdan yakın:&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif;font-size:85%;"  &gt;&lt;br /&gt;Örneğin, ‘biyoloji’ kavramının isim babası Fransız bilim insanı Jean Baptiste Lamarck (1744-1829), Darwin’den tam yarım yüzyıl önce yayınladığı başyapıtı “Zoolojik Felsefe”yle zaten canlı hücrelerin zaman ve çevreye göre değişime uğradığını çözmüş. Canlıların, tekrarlanan hareketle kazandığı fiziki becerinin, kuşaktan kuşağa aktarılarak “evrime” uğradığını zaten gözlemlemiş.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Lamarck, gerçekten de evrim tarihinde önemli bir yer işgal eder. Bunun sebebi, bütün canlıların zamanla değiştiği ve birbirlerinden türediği gözlemlerine dayanan ilk kapsamlı evrim  kuramını geliştirmesi. Ancak, ne yazık ki Lamarck'ın öne sürdüğü evrim mekanizmaları neredeyse tamamen yanlış. Darwin'in (ve doğal seçilimin diğer babası Wallace'ın) büyük başarısı evrim fikrini ilk ortaya atmasında değil, doğru mekanizmayı akıl etmesinde. Yukarıdaki paragraftaki ilk cümle o yüzden yanlış değil, ama ikinci cümledeki "edinilmiş karakterlerin kalıtımı" gerçekten de çok uzun zaman önce bırakılmış bir görüş (ama sondaki notu okuyun) . Bu şekilde, doğruluğu kendinden menkul bir gerçekmiş gibi söyleniverilmesi biyologlara saç baş yolduracak cinsten açıkçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim yerli "akıllı tasarımcı"mız Mustafa Akyol da sağolsun bu hatayı gözden &lt;a href="http://www.mustafaakyol.org/arsiv/2009/02/turk_laikcileri_darwinden_ne_anlar.php"&gt;kaçırmamış&lt;/a&gt;. Kırıkkanat'a cevaben yazdığı yazıda, bu hatadan yola çıkarak Kırıkkanat'ın aslında materyalist ve ateist (tabi Akyol'un lügatında bunlar eşittir laik) felsefeyi pazarlamak peşinde olduğu, bunu da yarım yamalak, savunduğu şeyi bile iyi okumadan yaptığını ileri sürüyor. Kırıkkanat'ın neyin peşinde olduğunu tahmin etmek bana düşmez (ama sonraki yazılarından birinde "Ruhun amacını keşfetmek" konulu bir semineri tavsiye etmesine bakılırsa materyalizmi savunduğunu sanmıyorum). Ancak Mustafa Akyol burada çuvaldıza girişmeden önce iğneyi kendinde denemeli, zira karşı tarafta görmeye tahammül edemediği aynı hataları kendisi de sürekli yapıyor. Bir yandan karşı tarafı bilimi ideolojiye alet etmekle suçlarken, öte yandan kendisi de bilimsel olan ya da olduğunu iddia ettiği (Akıllı Tasarım gibi) görüşleri kendi inançları, ideolojik ve metafiziksel bağlılıklarını savunmak, haklı çıkarmak için kullanmaktan geri kalmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi bunlar bir köşe yazarında olacak şeyler, mesleği gereği bir politik görüş savunacak elbet diyelim. Ama Akyol'un hataları burda da kalmıyor: Akyol, Kırıkkanat'a Lamarckçı kalıtımı yazdığı için biyolojiden sıfır verdikten iki paragraf sonra kendisi Akıllı Tasarım (AT) görüşünü, sanki Darwinci evrim teorisine bir alternatif oluşturuyormuş gibi sunuyor. Halbuki AT, Lamarckçı kalıtımdan bile daha az geçerliliği olan, bilimsel bir hipotez olarak bile değeri olmayan bir görüş. Lamarckçı kalıtımı en azından test edip yanlışlayabilirsiniz (ki doğru olmadığını bu şekilde biliyoruz), ama AT şimdiye kadar "aman Tanrım, bu organizmalar çok karmaşık, hatta sanırım indirgenemez karmaşık, bu evrilmiş olamaz, kesin akıllı bir tasarımcı yaptı bunu," demekten öteye geçebilmiş değil. Dahası, ne zaman AT görüşünü savunanlar bir şeyin "indirgenemez karmaşık" olduğunu ileri sürdülerse, hep "akıllı" birileri çıkıp bunların nasıl evrilebileceğini açıklayan hipotezler geliştirmiş, bunların da hemen hepsi varolan ya da sonradan elde edilen verilerle doğrulanmış (gözün evrimi ve bakteri kamçıcıkları en çok bilinen örnekler). AT'nin bugüne kadar faydalı bir teori ya da veri ürettiğini görmüş, duymuş değilim. Bilen varsa da beri gelsin diyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla, üzülerek söylemeliyim ki Akyol da biyoloji dersinden çakıyor. Seneye Kırıkkanat'la beraber tekrar etmekten zevk alacağını düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Not: Edinilmiş özelliklerin kalıtımı, ya da Lamarkçı kalıtım, orijinal haliyle yanlışlanmış olsa da, yakınlarda biyoloji sahnesine başka bir şekilde dönüş yaptı. Özellikle son 10-15 yılda hız kazanan bir araştırma dalı, epigenetik, Lamarckçı kalıtım mekanizmalarının imkansız olmadığını, hatta belli parametreler içinde oldukça yaygın olduğunu ortaya çıkardı. Epigenetik, "genin üstüne" demek kabaca, bu mekanizmalar da genelde genler dışında olan "bilgi transferi" mekanizmalarını kapsıyor. Örneğin bir hücre bölündüğü zaman, yavru hücrelere yalnızca genetik malzemeyi değil, aynı zamanda o anda hücrede bulunan diğer molekülleri de (örneğin proteinler) bırakıyor; o moleküllerin miktarları, derişimleri ve pozisyonları çevredeki etkenlere bağlı oldukları için, hücre bölünmesindeki toplam kalıtım, bir anlamda, "edinilmiş karakterleri" de içeriyor. Başka bir örnek, DNA'nın bazı noktalarına metil gruplarının eklenmesi ve çıkarılmasış bu eklemeler ve çıkarmalar genlerin anlatımını, yani DNA'dan protein yapılmasını etkiliyor, bu da yine canlılara kendi tecrübe ettikleri çevre hakkında bir miktar bilgiyi yavrularına aktarabilme olanağı sağlıyor. Dolayısıyla bütün kalıtım DNA ve genlerden ibaret değil. Ancak yine de bu tür epigenetik mekanizmalar, Lamarck'ın zamanındaki fikirlerden çok daha incelikli ve etkileri genlere dayalı bir kalıtım sisteminin bağlamında kendini gösteriyor. Dolayısıyla hiç bir sınırlama getirmeksizin edinilmiş karakterlerin kalıtımını kabul edilmiş bir gerçekmiş gibi söylemek affedilir bir hata değil biyoloji açısından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada doğru kalıtım mekanizmasını bulamadı diye Lamarck'a çok da yüklenmemek gerek; Darwin de bu sorun konusunda çok ileri &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/On_the_Origin_of_Species#Variation_and_heredity"&gt;gidememişti&lt;/a&gt;. Kalıtımın ana hatlarını çözmek Mendel'e nasip oldu, detayları ise öğrenmeye hala devam ediyoruz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lamarck'ın resmi, &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Jean-Baptiste_Lamarck"&gt;Wikipedia&lt;/a&gt;'dan aşırmadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-7394942039063597209?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/7394942039063597209/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/03/lamarck-mine-krkkanat-ve-mustafa-akyol.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/7394942039063597209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/7394942039063597209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/03/lamarck-mine-krkkanat-ve-mustafa-akyol.html' title='Lamarck, Mine Kırıkkanat, ve Mustafa Akyol'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SapfVSOVZlI/AAAAAAAACyI/wuWCgTj-FIA/s72-c/lamarck.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-1664788710003032895</id><published>2009-02-12T19:58:00.001-08:00</published><updated>2009-02-12T20:53:26.364-08:00</updated><title type='text'>Darwin, Newton, Leibnitz</title><content type='html'>Muspetilimlerde Darwin yili yazilarini okumak guzel oluyor. Bu yazdigimi Erol'un son yazisina yorum olarak yazacaktim, ama "Origin of Species"den alintilar yapacagim, en iyisi ayri bir post yaratmak olacak. Bu arada, ben de cok yakinda, Darwin'in mercan resifleri hakkindaki teorilerini anlatan bir yazi kaleme alacagim (hem de kirk kisim tekmili birden). Zira daha gecen hafta ogrendim ki Darwin'in bu konu ile ilgili bir kitabi varmis ve harika seyler soyluyor bu kitapta (Structure and Distribution of Coral Reefs, 1889). Zaten Darwin'in dinle bir problemi olmadigi  (yani dini yanlislamak/dogrulama cabasi yok) bu diger alanlardaki (evrim disindaki) calismalarindan/yazilarindan da  anlasilabiliyor. Adamin derdi dogayi anlamak ve ilgi alani sadece turlerin kokeni ile sinirli degil. Zaten tek ilgi alani olsaydi bugun onu konusuyor olmazdik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu din konusuyla ilgili olarak, Darwin "Origin of Species"de  konuya girme ihtiyacini hissediyor - hem de meshur Leibniz-Newton cekismesini ornek vererek. Soyle diyor Darwin baba (Conclusion, 637-638):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"...It is no valid objection that science as yet throws no light on the far higher problem of the essence or origin of life. Who can explain what is the essence of the attraction of gravity? No one now objects to following out the results consequent on this unknown element of attraction; notwithstanding that Leibnitz formerly accused Newton of introducing "occult qualities and miracles into philosophy." &lt;br /&gt;    I see no reason why the views given in this volume should shock the religious feelings of anyone. It is satisfactory, as showing how transient such impressions are, to remember that the greatest discovery ever made by man, namely, the law of the attraction of gravity, was also attacked by Leibnitz "as subversive of natural, and inferentially of revelaed, religion."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabin son satirlarinda yine Newton'un teorisine atif var:&lt;br /&gt;".. There is grandeur in this view of life, with its several powers, having been originally breathed by the Creator into a few forms or into one; and that, whilst this planet has gone cycling on according to the fixed law of gravity, from so simple a beginning endless forms most beautiful and most wonderful have been, and are being evolved"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darwin, israrla kendi teorisinin, tipki yercekimi teorisi gibi, fundamental bir prosesi aciklamakta oldugunu, onun kadar "gercek" oldugunu ve gunun birinde tamamiyle yerlesecegini soyluyor... Ne kadar da hakli cikmis!  Leibniz'in "occult qualities and miracles" dedigi sey ise modern bilimsel teorilerde bulunan, Imre Lakatos'un pek guzel tarif ettigi "metaphysical hardcore of theories" denilen sey olmali. Leibniz'in elestirisi bu bakima bir bilim felsefesi elestirisi gibi gorunuyor, ote yandan Newton hicbir zaman Darwin'in ugradigi kulturel saldiriya ugramadi saniyorum. Halbuki Darwin din/yaratici konusunda kendi pozisyonunu ozellikle baseserinin sonuc kisminda cok net ortaya koymus. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Darwin-Newton baglantisini bilim felsefesi boyutunda inceleyen bildiginiz calismalar varsa lutfen bendenizi haberdar ediniz, ogrenelim... Sanki Darwin Newton'u kiskaniyor gibi hafiften... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese mutlu bir Darwin yili diliyorun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-1664788710003032895?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/1664788710003032895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/02/darwin-newton-leibnitz.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/1664788710003032895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/1664788710003032895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/02/darwin-newton-leibnitz.html' title='Darwin, Newton, Leibnitz'/><author><name>Mustafa Yucel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-2874248274993569364</id><published>2009-02-11T21:36:00.001-08:00</published><updated>2009-02-11T21:39:11.543-08:00</updated><title type='text'>Olivia Judson'dan Darwin için geliyor...</title><content type='html'>Bir süredir NYT'daki köşesini Aaron Hirsch'e devretmiş olan Olivia Judson, Darwin günü için geri dönmüş. Darwin'in kendisi hakkındaki yazısı &lt;a href="http://www.nytimes.com/2009/02/12/opinion/12judson.html?_r=1"&gt;burada&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-2874248274993569364?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/2874248274993569364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/02/olivia-judsondan-darwin-icin-geliyor.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/2874248274993569364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/2874248274993569364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/02/olivia-judsondan-darwin-icin-geliyor.html' title='Olivia Judson&apos;dan Darwin için geliyor...'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-8951501333441453723</id><published>2009-02-11T21:07:00.000-08:00</published><updated>2009-02-11T22:57:57.133-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Darwin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><title type='text'>İyi ki doğdun Darwin!</title><content type='html'>Radikal'e gönderdiğim Darwin Günü yazısı, bakalım yayınlayacaklar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Aynı zamanda &lt;a href="http://www.biyolokum.com/2009/02/darwin-gunu/"&gt;Biyolokum&lt;/a&gt;'un ve &lt;a href="http://nodrylight.wordpress.com/2009/02/12/bir-fikrin-gucu/"&gt;Uygar Polat&lt;/a&gt;'ın yazılarını da tavsiye ederim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi ki doğdun Darwin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Şubat 2009, evrim kuramının kurucusu Charles Darwin’in 200. doğumgünü. Aynı zamanda 2009, Darwin’in başeseri Türlerin Kökeni kitabını yayınlanmasının da 150. yıldönümü. Bu vesileyle, dünyanın dört bir yanındaki evrimciler, Darwin ve mirasını kutlayan ve bunları daha geniş bir kitleye ulaştırmaya çalışan etkinlikler düzenleyecekler. Türkiye’de de Darwin’i ve evrim kuramını daha geniş kitlelere ulaştırmaya çalışan giderek büyüyen ve görünürlüğü artan bir kitle boş durmuyor. Bu sene yapılacak etkinliklerden öne çıkan bir tanesi, uluslararası katılımla Mayıs ayında İstanbul’da gerçekleştirilecek olan II. Evrim, Bilim ve Eğitim Sempozyumu (http://www.evrimsempozyumu.org/).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak çoğu gelişmiş ülkedeki akranlarından farklı olarak, Türkiye’deki evrimciler birbiriyle çelişen, biri bilimsel, biri de toplumsal iki olguyu bağdaştırmaya çalışmak zorundalar. Birinci olgu, evrimin kendisi. Biyolojik evrimi, yani türlerin ortak atadan türedikleri ve doğal seçilim yoluyla çevrelerine uyum sağladıkları önermesini destekleyen kanıtlar sayılamayacak kadar çok. Evrim, Dünya’nın güneşin etrafında dönmesi gibi, bir gerçek. Darwin’in başlattığı, evrim olgusunu açıklayan  kuram da herzamankinden daha canlı ve bilim tarihinin en  sağlam kuramlarından biri olmaya devam ediyor. Rus asıllı Amerikalı biyolog Theodosius Dobzhansky’nin ünlü “Evrimin ışığı altında bakmadan biyolojide hiç bir şeyi anlamak mümkün değildir” sözü, ilk söylendiğinden beri doğruluğundan bir şey kaybetmedi. Tam tersine, evrimsel düşünce hergün yeni alanlara uygulanıyor. Öyle ki, artık “Evrimsel uygulamalar” adında, evrimi uygulamalı bir bilim olarak kabul eden ve tıptan doğa korumaya kadar bir çok alanda uygulamalarını yayınlayan bir bilimsel dergi bile var. Üstelik, evrimsel düşüncenin etkisi yalnızca biyolojiyle  de sınırlı değil. Yaygın bir örnek olarak, biyolojik evrimden esinlenerek tasarlanan “genetik algoritmalar” mühendislikte  kendine pek çok uygulama alanı buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimsel olarak geçerliliği kanıtlanmış evrim olgusu ile çelişen toplumsal olgu ise, Türkiye’de Darwin ve evrim kuramının geniş kitleler tarafından kabul edilmiyor olması. 2006’da yapılan bir araştırmaya göre evrimi kabul etmeyenlerin en çok olduğu Avrupa ülkesi Türkiye . Başka bir çalışmaya göre, Türkiye’nin yarısından çoğu evrim kuramının doğru olmasının mümkün bile olmadığını düşünüyor . İnternet forumları, Facebook grupları gibi ortamlarda evrim tartışması ateşli bir biçimde (genelde çoğu yaratılışçı olan katılımcılara karşı bir avuç evrim yanlısının çabasıyla) sürüyor. Bu tartışmalarda Darwin’e yapılan kişisel hakaretlere rastlamak bile pek sıradışı değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki olguyu birbiriyle nasıl bağdaştırabiliriz? Eğer evrimin gerçekliği bu kadar açık olarak kanıtlanmış ise neden Türkiye’de bunca insan doğruluğunu kabul etmiyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorunun iki yanıtı var: birincisi evrim hakkındaki bilgi eksikliği ve yanlış bilgilendirme. 1970’lerden itibaren ortaokul ve liselerimizde evrim konusunda giderek daha az şey söyleniyor, daha da kötüsü dini temellere dayalı bir yaratılışçılık görüşü fen bilimleri ve biyoloji kitaplarında ve derslerinde yer buluyor . Evrim kuramını anlatması gereken bir çok biyoloji öğretmeni bile evrimi doğru bulmadıklarını söylüyorlar . En son onaylanan ilköğretim fen bilgisi kitabında  yaratılışçılık yer almasa da, evrim ve doğal seçilim konuları anlaşılması zor ve ikna edicilikten uzak bir biçimde anlatılıyor. Hal böyle olunca evrimi “insanın maymundan gelmesi,” ya da “bütün canlıların rastlantısal olarak bir anda meydana geldiği” gibi yanlış biçimlerde tanımlayan çok. Halbuki evrimi destekleyen veriler ve evrim kuramının yapısı çok açık ve net anlatılabilecek, anlaşılabilecek şeyler. Burdaki bir teselli, gönüllü gruplar sayesinde İnternet'te bu konuda giderek daha fazla Türkçe kaynak bulmanın mümkün olması. Özellikle http://evrimianlamak.org sitesini okurlara tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrimin az kabul görmesinin ikinci sebebi de birincisiyle bağlantılı: toplumumuzda yaygın olan bir kanı, evrim kuramının dinle, özellikle de İslam’la bağdaşmadığı yolunda. Bu iddianın temelinde evrime inanmanın materyalizm felsefesine, yani maddeden başka bir şeyin varolamayacağı iddiasına inanmayı gerektirdiği düşüncesi var. Hatta bir çok yazar ve din adamı, Darwin’in, Karl Marx ve Sigmund Freud ile birlikte materyalizmi yaymaya çalışan bir kumpasın parçası olduğunu kendinen menkul bir gerçekmiş gibi tekrarlayıp duruyor. Bunlar, Darwin gibi hayatının çoğunu İngiltere’de Kent’teki evinden ayrılmadan, kendi halinde araştırmalarını yürütüp kitaplarını yazarak geçirmiş bir bilimadamı için büyük iddialar. Ama yine de sormaya değer: evrimi kabul etmek gerçekten  materyalizmi de kabul etmeyi gerektiriyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorunun yanıtı hayır, gerektirmiyor. Burada bilimsel yöntemin maddeye dayalı olması ile bir felsefi tutum olarak materyalizmi birbirinden iyi ayırdetmek gerek. Bir felsefe olarak materyalizm gerçekten elle tutulur, gözle görülür maddeden başkasının varlığını yadsır. Dolayısıyla felsefi materyalizmi kabul ederseniz Tanrı kavramını dışlamış olursunuz. Ancak evrimi kabul etmek böyle bir felsefi tutum takınmayı gerektirmiyor. Tek gereken bilimsel yöntemi benimsemeniz, o da gözlemlediğimiz bir olayı elle tutulur, gözle görülür süreçlerle açıklamaya çalışmak anlamına geliyor. Bilimsel yöntemin maddeye dayanması, doğayı anlamak için kullanılan bir yöntemi yansıtıyor, neyin gerçek olup neyin olmadığı konusunda bir iddiayı değil. Bir benzetme kullanırsak, nasıl bir doktor hastasının sorununu anlamak için elle tutulamayacak, cinler ya da periler gibi açıklamalara rağbet etmiyorsa, evrim bilimi de türlerin kökenini anlamak için doğaüstü bir açıklamaya başvurmuyor. Başvurmasına da gerek yok doğrusu, çünkü türlerin kökenini bilimsel yöntemle açıklamada son derece başarılı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu demek değil ki evrim doğaüstü bir yaratıcının olmadığını varsayıyor ya da kanıtlıyor. Tam tersine, evrim konusunda bildiklerimizi Tanrı’nın canlıları nasıl yarattığının bilgisi olarak kabul edenler ve evrim sürecinde milyarlarca yıl devam eden bir yaratılış olayını görenlerin sayısı hiç de az değil. Günümüzde birçok farklı dinden evrimsel biyolog hem mesleğini icra edip hem de inancını yaşıyor. Galileo’yu neredeyse yakacak olan Katolik kilisesi bile evrim kuramının türlerin kökeninin en iyi açıklaması olduğunu kabul ediyor. Papa hakkında birçok sey söyleyebilirsiniz, ama materyalist ve inançsız olmakla suçlayabileceğinizi düşünmüyorum. Dolayısıyla hem evrimi kabul edip hem de inançlı olmak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak evrim kuramının dini zayıflatmaya ve çökertmeye yönelik materyalist bir kumpas olduğu görüşü gerçeklere dayanmıyor. Evrim, materyalist felsefenin ürünü bir propaganda aleti değil, tıpkı yerçekimi ya da elektrik gibi gözlemlenebilen, tutarlı bir kuramla açıklanabilen ve hatta topluma fayda yaratmak için kullanılabilen bir olgu. Bunu inkar etmenin, geceye gündüz demekten farkı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden gelin Darwin’in 200. doğumgününde  evrim hakkında daha çok şey öğrenelim ve öğrendiklerimizi açık fikirle değerlendirelim. Darwin de bundan başka bir şey istemezdi herhalde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-8951501333441453723?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/8951501333441453723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/02/iyi-ki-dogdun-darwin.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/8951501333441453723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/8951501333441453723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/02/iyi-ki-dogdun-darwin.html' title='İyi ki doğdun Darwin!'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-6121744162502149763</id><published>2009-02-10T16:31:00.000-08:00</published><updated>2009-02-10T20:49:30.544-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Matematik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstatistik'/><title type='text'>Irka (ve etnik kökene) dayalı arama metodları</title><content type='html'>Müspet İlimler Kumpanyası olarak amacımız bütün bilim dallarını "adil ve dengeli" olarak kapsayan haberleri size ulaştırmak. O yüzden ne kadar canımız istemese de (!) evrimsel biyolojiden başka şeylerden de bahsedelim dedik. Bugünkü makalemiz, PNAS'den, istatistik ve siyaset biliminin (bir nevi) kesişiminde: ırka dayalı arama metodlarının tehlikeli insanları (mesela teröristler) yakalamada etkin olup olmadığını inceleyen bir araştırma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irka dayalı arama, örneğin havaalanlarında bavullar kontrol edilirken bazı etnik grupların diğerlerinden daha yüksek olasılıkla, ya da daha dikkatli aranması demek. Bu politik ve etik olarak oldukça çetrefilli bir konu. Bir yandan eğer teröristleri yakalama olasılığınızı artırıyorsa bu herkesin çıkarına olacak bir şey, ama öte yandan masum insanları töhmet altında bırakmak, gereksiz yere eziyet çektirmek gibi problemleri var. Bu makale ise, politik ve etik sorunlara hiç girmeden çok basit bir soru soruyor: bu tip bir arama stratejisinin gerçekten aradığınız teröristi yakalamanın en etkin yolu mu? Makalenin yazarı Texas Üniversitesi ve Los Alamos Laboratuarından William Press, yalnızca temel olasılık hesabı ve optimizasyon teorisi kullanarak çok ilginç sonuçlara ulaşıyor. Birinci sonuç, insanları aradığınız kişi olma ihtimallerine doğru orantılı bir olasılıkla durdurup arama yönteminin herkesi rastgele durdurma yönteminden daha verimli olmadığı yönünde. Yani, örneğin İrlanda kökenli birisinin aradığınız kişi olma olasılığı, atıyorum, Danimarka kökenli birisinden iki kat fazlaysa, İrlandalıları arama olasılığınızı İzlandalıları arama olasılığınızın iki katına çıkarmak bir şey kazandırmıyor -- istediğiniz kişiyi bulma süreniz ortalamada aynı. Bunun sebebi, doğru orantılı arama stratejisinde aslında masum olan ama yüksek risk grubuna dahil olan (bu örnekte İrlandalılar) bir çok insanı aramakla vakit kaybediyor olmanız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki en verimli arama stratejisi ne? Bu sorunun yanıtı, insanları aradığınız kişi olma ihtimallerinin kare köküyle doğru orantılı bir olasılıkla aramak, yani eğer İrlandalıların aradığınız kişi olma olasılığı Danimarkalılardan dört kat fazla ise onları arama olasılığınız iki katına çıkmalı. Bu doğru orantılı arama stratejisine göre çok daha geniş bir dağılım yaratıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, Press'in başka bir sonucu da eğer aradığınız kişiyi durdursanız bile elinizden kaçırma ihtimaliniz varsa (örneğin bavulundaki silahı gözden kaçırırsanız), despotik arama yöntemlerinin (herkesi numaralayıp teker teker aramak) daha demokratik yöntemlere (yani insanları değişik olasılıklara göre, ama yine de rastgele seçmek) göre avantajı azalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarın da belirttiği gibi bu konu basit bir olasılık hesabından çok daha karmaşık, etik, politik ve sosyal soruları içeriyor. Yine de sadece matematiğe dayalı olarak, ideal durumda bu stratejinin çalışıp çalışmadığını bilmek faydalı. Press'in sonuçları gösteriyor ki ırka dayalı aramanın zayıf bir şekli istediğiniz kişiyi bulmada avantaj sağlasa da güçlü bir ırka dayalı profil çıkarma stratejisi yararlı değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makalenin tam metnine &lt;a href="http://www.pnas.org/content/106/6/1716.full"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-6121744162502149763?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/6121744162502149763/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/02/irka-dayal-arama-metodlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/6121744162502149763'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/6121744162502149763'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/02/irka-dayal-arama-metodlar.html' title='Irka (ve etnik kökene) dayalı arama metodları'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-6208599271838407685</id><published>2009-02-08T23:10:00.000-08:00</published><updated>2009-02-09T08:59:57.882-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Darwin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><title type='text'>Darwin'in gölgesindeki adam: Wallace</title><content type='html'>Evet sevgili okuyucular, Müspet İlimler Kumpanyası Darwin'in doğum haftasını kutlamak için tam zamanında blogosfere dönmüş bulunuyor. Verdiğimiz uzun aradan dolayı özür dilemek gerek; akademik yaşam dikkat etmezseniz sürükleyiveriyor.&lt;br /&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 239px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SY_gjcP5mqI/AAAAAAAACww/304CDhO4VDE/s320/wallace.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5300702185921288866" border="0" /&gt;Bu hafta ve sonrasında Darwin'den istemediğiniz kadar bahsedeceğimizden, bahisi evrim kuramının diğer kurucusundan, Alfred Russel Wallace'dan açalım dedik. Hikayeyi biliyor olabilirsiniz: 1858 senesinde Darwin doğal seçilim yoluyla evrim fikrini bulalı bir hayli olmuştu, ancak böylesine iddiaki bir kuramı yeteri kadar kanıt olmadan yayınlamak istemediği için bulabileceği bütün kanıtları ve argümanları bir araya toplayıp birkaç ciltlik bir eser yazmayı tasarlıyordu. Kuramını ve taslak manuskiptleri birkaç arkadaşıyla paylaşmış, ama yayınlamak için hehangi bir hazırlık içine girmemişti. İşte bu esnada, bugünkü Endonezya'da örnek toplamakta olan profesyonel doğa tarihçisi Alfred Russel Wallace'dan gelen bir mektup bütün bu planları suya düşürür: zira Wallace, neredeyse kelimesi kelimesine Darwin'in geliştirdiği kuramın aynısını bulmuştur. Darwin'in bu mektuba ilk tepki olarak planı, Wallace'ın kendinden rica ettiği gibi, makaleyi yayınlamak ve bütün krediyi Wallace'ın almasını kabullenmekti. (Darwin bugün yaşasaydı bilim camiasında kolay kazık yiyebilirdi gibime geliyor.) Ancak Darwin'in senelerdir bu kuram üzerine çalıştığını bilen arkadaşları Charles Lyell ve Joseph Hooker, kendisini Wallace'ın makalesi ile aynı zamanda sunmaya ikna ediyorlar, ve 1858 yılının Temmuz ayında, Linnean Society'de, Wallace ve Darwin'in doğal seçilim teorisi bilim dünyasına sunuluyor. (Burada yaygın olarak bilinen ama yine de ironisinden bir şey kaybetmeyen bir dipnot verelim: Linnean Society başkanı Thomas Bell bütün işaretleri kaçırıp 1858 yılı sonunda o yıl büyük bir bilimsel ilerlemenin yaşanmadığını not düşmüştü.) Bu makalelerin okunduğu toplantı hakkındaki bir belgeye bu &lt;a href="http://www.linnean.org/fileadmin/images/History/Moody_-_Darwin_Wallace_Papers.pdf"&gt;bağlantıdan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hikaye evrimle ilgilenen birçok kişi tarafından iyi bilinir. Bununla ilgili daha az bilinen bir şey ise (en azından benim haberim yoktu), etrafta bazı komplo teorisyenlerinin Darwin'in aslında Wallace'ın mektubunu daha önceden aldığı, ama onun fikrini çalıp kendi makalesini hazırlamak için daha geç almış gibi davrandığını iddia ediyor olmaları. Michael Shermer'in bu iddiayı ele alıp neden gerçekçi olmadığını anlattığı yazısına &lt;a href="http://www.forbes.com/2009/02/05/alfred-russel-wallace-evolution-opinions-darwin09_0205_michael_shermer.html"&gt;şuradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz. Kısaca, Darwin'in doğal seçilim kuramını Wallace'ın mektubundan çok daha önce kağıda geçirdiğini biliyoruz. Zaten Darwin'in Linnean Society'e sunduğu iki makaleden biri, Amerikalı Biyolog Asa Gray'e 1857 yılında yazdığı bir mektubun bir özeti idi. Darwin'in bahsettiği fikirleri 1858'den önce kağıda geçirdiğinin kanıtları oldukça sağlam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her halikarda, Wallace, yaşamı boyunca Darwin'in evrim kuramının kurucusu olarak önceliğinden hiç şüphe duymadı. 1889'da evrim üzerine yazdığı ana eserin ismini Darwinizm koyması da bunun göstergesi. Bu olaylar olurken Wallace 35 yaşında ve geçimini profesyonel olarak örnek toplayarak sağlayan bir doğa tarihçisi idi. Ancak, kısmen bu buluşunun etkisiyle, ama esas Malay Takımadalarındaki çalışmaları ve biocoğrafyaya katkısı nedeniyle ilerleyen yıllarda Wallace'ın kendisi ünlü bir bilim adamı oldu. Dolayısıyla, evrim kuramının esas babası Darwin olsa da, Wallace da hem Darwin olmasaydı da bize doğal seçilimi verecek kişi, hem de kendi adına büyük bilimsel başarılara imza atmış bir doğa bilimci olarak saygıyı hakediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuyla ilgiliyseniz, Alfred Russel Wallace hakkında oldukça yüklü bilgi içeren bir sayfaya &lt;a href="http://www.wku.edu/%7Esmithch/index1.htm"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz. Wallace'ın doğal seçilim fikrine nasıl ulaştığının kendi ağzından hikayesi de &lt;a href="http://www.wku.edu/%7Esmithch/wallace/S599.htm"&gt;burada&lt;/a&gt;. Burada da görülüyor ki Wallace, 80 yaşında bile, hiç de bu konuda hakkının yenildiğini düşünmüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-6208599271838407685?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/6208599271838407685/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/02/darwinin-golgesindeki-adam-wallace.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/6208599271838407685'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/6208599271838407685'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/02/darwinin-golgesindeki-adam-wallace.html' title='Darwin&apos;in gölgesindeki adam: Wallace'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SY_gjcP5mqI/AAAAAAAACww/304CDhO4VDE/s72-c/wallace.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-1726375631475397126</id><published>2009-01-07T19:16:00.000-08:00</published><updated>2009-01-07T20:20:15.100-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='galapagos'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Darwin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><title type='text'>Darwin'in ıskaladığı iguana</title><content type='html'>Darwin'in 1835'de Galapagos adalarına ziyareti bilim tarihinin akışını derinden etkileyen bir olaydı. O zamandan bu yana bu eşşiz adalar zinciri bir çok doğa tarihçisi ve bilim adamına ev sahipliği yaptı, hakkında tonlarca kitap ve makale yayınlandı. Ama bütün bunlar, Galapagos'un hala evrimsel süprizler sunmasına engel değil. Geçtiğimiz hafta Amerikan Bilimler Akademisinin dergisi PNAS'de yayınlanan bir rapor, Darwin'in gözden kaçırdığı bir iguana türünü tanıtıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galapagos adalarında iki iguana cinsi bulunuyor: deniz iguanaları (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Amblyrhynchus&lt;/span&gt;) ve kara iguanaları (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Conolophus&lt;/span&gt;). Kara iguanalarının arasında da şimdiye kadar tanımlanan iki tür var (&lt;em&gt;Conolophus subcristatus&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Conolophus pallıdus&lt;/span&gt;). Ancak İtalya'dan Roma Üniveritesi Tor Vergata'dan Gabriele Gentile ve meslektaşlarının makalesi bu durumu değiştireceğe benziyor. Gentile ve arkadaşları takımadanın en büyük adası olan İsabella'nın en kuzeyindeki Wolf yanardağında yaşayan küçük bir kara iguanası popülasyonunu incelemiş. Bu iguanaların en tuhaf özelliği aynı adada bulunan diğer kara iguanaları (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;C. &lt;/span&gt;&lt;em&gt;subcristatus&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt; türü, aşağıdaki resimde A ve D panelleri) sarı renkte iken bunların pembe üstüne siyah çizgili olmaları (B ve C panelleri). Darwin Galapagos'u ziyareti sırasında Gentile ve arkadaşlarının &lt;span style="font-style: italic;"&gt;rosada  &lt;/span&gt;ismini verdiği bu formu gözden kaçırmış, çünkü Wolf Yanardağı'na kadar hiç gitmemiş, ve bu iguana formu başka bir yerde bulunmuyor. Ancak Darwin Wolf Yanardağı'na gitmiş olsaydı bile bu yaratıkları ıskalaması affedilebilirdi, zira kendisinde sonra 150 sene boyunca o civarda dolaşan kimse bu tuhaf iguanaları farketmemiş, ta ki 1986 senesinde park korucuları tarafından şans eseri görülene kadar. Gentile ve meslektaşları bütün kara iguanaları türleri ve deniz iguanalarından topladıkları kan örneklerinden DNA izole etmişler ve bu DNA'nın dizilimini kullanarak iguanaların bir &lt;a href="http://www.evrimianlamak.org/e/S%C3%B6zl%C3%BCk%C3%A7e:Soyolu%C5%9F?useskin=evrimglossaryskin"&gt;soyoluşunu&lt;/a&gt; çıkarmışlar (soyoluş nedir öğrenmek için &lt;a href="http://www.evrimianlamak.org/e/Evrim101:Soya%C4%9Fac%C4%B1"&gt;buraya&lt;/a&gt; da bakabilirsiniz). Çıkardıkları soyoluş, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;rosada&lt;/span&gt; formu ile diğer kara ve deniz iguanaları arasındaki evrimsel ilişkiyi ortaya seriyor. Buldukları şaşırtıcı sonuç, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;rosada &lt;/span&gt;formunun diğer iki kara iguanalarından daha eski bir tarihte ayrıldığı. Yani bu pembe iguanalar ile diğer kara iguanaları arasındaki evrimsel uzaklık, hali hazırda kabul edilmiş iki tür arasındaki uzaklıktan daha fazla gözüküyor. Ayrılma tarihi olarak yaklaşık 5.7 milyon yıl veriliyor. (Kara iguanaları ile deniz iguanaları arasındaki ayrılma 10 milyon yıl civarında.) Dolayısıyla pembe iguanalar oldukça eski bir soy.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SWV9A66wLtI/AAAAAAAACiA/DcEimiFEUKA/s1600-h/Gentileetal2008.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 231px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SWV9A66wLtI/AAAAAAAACiA/DcEimiFEUKA/s320/Gentileetal2008.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5288770792185671378" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bunun şaşırtıcı olmasının sebebi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;rosada &lt;/span&gt;formunun bulunduğu tek yer olan Wolf Yanardağı'nın 0.35 milyon yıldan daha genç olduğunun tahmin edilmesi. Dahası, şu anda su üzerinde olan adaların en yaşlısı da 3.3 milyon yıl civarında olduğu biliniyor. Dolayısıyla bu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;rosario&lt;/span&gt; dalı diğer kara iguanalarından ayrıldığı zaman bugünkü adaların su üzerinde olmadığı bir zamanda şimdi su altında kalmış (Takımada'nın güneydoğusunda eskiden su üstünde olan ama artık suya batmış bir sualtı sırtı bulunuyor) adalarda yaşıyor olmaı gerek. Sonrasında bilinmeyen bir sebepte bu genç İsabella adası üzerindeki genç bir volkana sıkışmış durumdalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Rosada&lt;/span&gt;'nın bu derin evrimsel geçmişinin şimdi farkedilmiş olması iyi bir şey, zira dar bir yayılım gösteren bu popülasyon nesli tükenme tehlikesi altında. Yazarlar bu formun (daha resmen tür olarak tanımlanmamış olsa da) Uluslararası Doğa Koruma Birliğinin (IUCN) &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/IUCN_K%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1_Listesi"&gt;Kırmızı Listesi&lt;/a&gt;'nde en büyük nesli tükenme riskini ifade eden "kritik tehlikede" kategorisine girdiğini bildiriyorlar. Umarız bu iguanaları korumak için gerekli önemler alınır ve gelecek nesiller Darwin'in ıskaladığı iguana ile tanışma fırsatını kaçırmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makale'nin özetine ve tam metnine erişmek için bu &lt;a href="http://www.pnas.org/content/early/2009/01/05/0806339106.abstract"&gt;bağlantıya&lt;/a&gt; tıklayabilirsiniz. Yukarıdaki fotoğraflar makaleden alınma, Gentile ve arkadaşlarına ait.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referans: Gentile et al. 2009 An overlooked pink species of land iguana in the Galápagos. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;PNAS&lt;/span&gt;. doi: 10.1073/pnas.0806339106&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-1726375631475397126?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/1726375631475397126/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/01/darwinin-skalad-iguana.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/1726375631475397126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/1726375631475397126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/01/darwinin-skalad-iguana.html' title='Darwin&apos;in ıskaladığı iguana'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SWV9A66wLtI/AAAAAAAACiA/DcEimiFEUKA/s72-c/Gentileetal2008.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-7401113711738518238</id><published>2009-01-06T21:12:00.000-08:00</published><updated>2009-01-06T21:35:15.765-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><title type='text'>2009: Darwin yılı</title><content type='html'>Yeni yılın ilk yazısında "Hoşgeldin 2009," diyoruz ve okuyucularımıza mutlu yıllar diliyoruz öncelikle. Bu sene Darwin'in 200. doğum yılı, aynı zamanda Türlerin Kökeni kitabının da yayınlanmasının 150. yıldönümü. Darwin modern evrim bilimini neredeyse tek başına kuran insan (Wallace'a da burada hakkını vermek gerek), ve evrim biyolojisi bugün bütün bilimler arasında en heyecan verici gelişmelerin yaşandığı dallardan birisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nature dergisi'nin Darwin yılı için özel içerik hazırladığını daha önceki bir yazıda &lt;a href="http://muspetilimler.blogspot.com/2008/11/darwin-200.html"&gt;duyurmuştum&lt;/a&gt;. Bu içeriğe geçtiğimiz hafta yeni bir ekleme yapmışlar: son 10 sene içerisinde Nature dergisinde yayınlanmış evrimsel biyoloji makalelerinden bir seçki (&lt;a href="http://www.nature.com/nature/newspdf/evolutiongems.pdf"&gt;buradan &lt;/a&gt;ulaşabilirsiniz). Seçkinin içinde yer alan araştırmaların çoğu kendi başlarına birer yazıyı hakediyor. Benim en çok ilgimi çeken dinazorlarda tüyün evrilmesinin ilk başta uçuş değil, yalıtım nedeniyle olduğunu destekleyen fosiller. Bu günümüzde bariz &lt;a href="http://www.evrimianlamak.org/e/S%C3%B6zl%C3%BCk%C3%A7e:Uyarlan%C4%B1m?useskin=evrimglossaryskin"&gt;uyarlanım&lt;/a&gt; (adaptation) gibi gözüken karakterlerin aslında &lt;a href="http://www.evrimianlamak.org/e/Evrim_101Y:Ard%C4%B1luyarlan%C4%B1m"&gt;ardıluyarlanım&lt;/a&gt; (exaptation) olabileceklerinin iyi bir örneği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu araştırmalara bir göz atmanızda fayda var derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada bizim medya da Darwin yılını tümden es geçmedi, Radikal'deki ufak haberin bağlantısı &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&amp;ArticleID=915370&amp;Date=05.01.2009&amp;CategoryID=81"&gt;burda&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-7401113711738518238?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/7401113711738518238/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/01/2009-darwin-yl.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/7401113711738518238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/7401113711738518238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2009/01/2009-darwin-yl.html' title='2009: Darwin yılı'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-3699491219220569383</id><published>2008-12-25T00:03:00.000-08:00</published><updated>2008-12-25T01:09:30.483-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrimsel psikoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><title type='text'>Evrimsel psikolojinin 4 hatası</title><content type='html'>Bu blogda çoğu zaman evrimsel biyolojinin başarılarından bahsediyoruz, bahsetmeye de devam edeceğiz. Ama her bilim gibi evrimsel biyolojinin de çok sağlam olmayan ve tartışmalı kısımları var. Bunlardan biri de evrimsel psikoloji denen ve isminden de anlaşılacağı üzere, insan psikolojisinin neden ve nasıl evrildiğini araştıran alan. Bir araştırma alanı olarak evrimsel psikolojinin varolması gerektiği tartışma konusu değil; sonuç olarak vücudumuzun her parçası gibi beynimiz ve psikolojik özelliklerimiz de evrilmiş olmalı. Ancak geçtiğimiz 25-30 senelik süreçte Evrimsel Psikoloji (kısaca EP) ismini alan araştırmalar bütünü bu konuya oldukça dar bir perspektiften yaklaşıyor. Bu perspektif kısaca insan zihninin binlerce küçük modülden meydana geldiği ve her bir modülün belli bir uyarlanımsal problemi çözmek için evrildiği hipotezi. Bir benzetme yapmak gerekirse, EP'nin bakış açısına göre zihnin içindeki bu mödüller, bilgisayarınızda yüklü, herbiri başka bir iş yapmak için tasarlanmış programlara benziyor. Örneğin internette gezmek için bir tarayıcı (browser) kullanıyorsunuz. Öte yandan dönem ödevinizi ya da şirket raporunu hazırlamak için bir kelime işlemciye ihtiyacınız var. EP insan zihninin de buna benzer bir organizasyonu olduğunu ileri sürüyor. Örneğin zihinde en iyi eşi seçmek, ya da aldatılıp aldatılmadığını anlamak için ayrı ayrı modüller olduğu iddia ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz senelerde bu bahsi geçen yaklaşımı ve bu yaklaşımı benimseyen küçük ve kendi içinde oldukça entegre araştırmacı grubunu eleştirenlerin sayısı artmaya başladı. (Ben de uzaktan da olsa -- insanlar üzerine çalışmıyorum -- bu tartışmaya bulaştım.) Bir sebepten dolayı EP'yi eleştirenler arasında filozoflar öne çıkıyor. Örneğin bilişsel psikoloji'de saygın bir yeri olan ve modülarite kavramını ilk ortaya atan Jerry Fodor, EP'nin benimsediği masif modülarite hipotezinden (yukarıda anlattığım görüş) hiç hoşnut değil. Son zamanlarda David Buller isminde bir filozof da "Adapting Minds" (Uyarlanan Zihinler -- kitabın ismi EP'nin önemli başvuru kaynaklarından "The Adapted Mind", "Uyarlanmış Zihin"e bir gönderme) isimli kitabıyla EP'yi eleştirenlere katıldı. Bu yazıyı yazmamın sebebi de Buller'in Scientific American dergisinde bu konu üstüne çıkan yeni &lt;a href="http://www.sciam.com/article.cfm?id=four-fallacies"&gt;makalesi&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makalenin detaylarına girmeyeceğim; Buller kısaca EP'nin dört temel hatası olduğunu düşünüyor, ve bence söylediklerinin çoğunda da haklı. (Konuyla ilgiliyseniz Adapting Minds kitabını da tavsiye ederim, Buller EP'nin iddialarına ve teorik temellerine karşı detaylı ve okunabilir argümanlar sunuyor.) Bu yazıyı görmeme vesile olan Larry Moran'ın &lt;a href="http://sandwalk.blogspot.com/2008/12/pop-evolutionary-psychology.html"&gt;blogunda&lt;/a&gt; dediği gibi evrimsel biyologların önemli bir kısmı da (ama çoğunluk olduğundan emin değilim) EP'yi çok ciddiye almıyorlar. İnsan zihninin bilişsel yeteneklerinin evrimi üstüne çalışan, yani evrimsel psikoloji yapan bir çok psikolog bile kendilerini EP grubundan ayırdetmek için araştırma alanları için "evrimsel psikoloji" yerine "bilişsel evrim" (cognitive evolution) ismini kullanıyorlar. Yine de EP özellikle popüler basında oldukça geniş yer bulan ve bir şekilde genel kabul ediliyormuş gibi görülen bir alan olmaya devam ediyor. Bunun sebebini burada bulmak mümkün değil, ama sanırım hem EP'nin iddiaları kadın-erkek arasındaki farklar ile ilgili derin kültürel kanılarla resonans içinde, hem de kullandıkları modülerite kavramı 80'lerden günümüze yerleşmiş teknolojik kültürle uyumlu (o yüzden eğitimli nüfusta bu teoriler prim yapıyor). Buna bir de EP savunucularının gerçekten agresif olduklarını eklerseniz (bunu görmek için yukarıdaki bağlantıda Buller'ın makalesine yapılan bazı yorumları okumanız yeterli), EP'nin neden bu kadar az sorgulandığını anlamak biraz daha mümkün olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak insan zihni evrilmiş bir organ, orası kesin. Ama nasıl ve neden evrildiği konusunda şimdilik iyi bir yanıtımız yok. Arayış sürüyor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-3699491219220569383?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/3699491219220569383/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/12/evrimsel-psikolojinin-4-hatas.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/3699491219220569383'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/3699491219220569383'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/12/evrimsel-psikolojinin-4-hatas.html' title='Evrimsel psikolojinin 4 hatası'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-5454753988350514588</id><published>2008-12-23T08:40:00.000-08:00</published><updated>2008-12-23T11:39:54.984-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='davranışsal ekoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='karıncalar'/><title type='text'>Dr. Pangloss'un karıncaları</title><content type='html'>Voltaire zamanının sınırsız iyimserliğini savunan Fizoloflarıyla dalga geçmek için Candide'ı yazdığında, romanın kahramanının yanına "Olabilecek dünyaların en iyisinde yaşıyoruz" görüşünü savunsun diye Dr. Pangloss'u koymuştur. Roman boyunca Pangloss meydana gelen bütün kötü olaylara iyimser bir açıklama getirse de Candide'in bu sınırsız iyimserliği bırakmasını engelleyemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun karıncalarla ne alakası var şimdi diyeceksiniz. Anlatayım. felsefe dünyasındaki talihsiz (ama olabileceklerin en iyisi) yolculuğunun başlangıcından yaklaşık 200 yüzyıl sonra, 1979 yılında, Dr. Pangloss iki biyoloğun marifetiyle birden kendini bilimsel bir tartışmanın içinde buluverdi. Bu iki biyolog merhum &lt;a href="http://www.stephenjaygould.org/"&gt;Stephen Jay Gould&lt;/a&gt; ile &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Richard_Lewontin"&gt;Richard Lewontin&lt;/a&gt; idi. Harvard'ın bu iki kalburüstü evrimsel biyoloğun derdi organizmaların gösterdiği her fenotipik özelliğin optimal ve uyumlu olduğu önkabülünü eleştirmekti (makalenin metni &lt;a href="http://ethomas.web.wesleyan.edu/wescourses/2004s/ees227/01/spandrels.html"&gt;burada&lt;/a&gt;, İngilizce olarak). Bu fikri belgesellerde çok duyarız. Hayvanların mükemmel duyuları, tam gerekli olduğu kadar zekaları vardır ve çevreleriyle kusursuz bir uyum içerisindedir. İşte Gould ve Lewontin bu varsayımın tam da Dr. Pangloss tarzı bir düşünce biçimi olduğunu ileri sürüyorlardı. Buna göre organizmaların gösterdiği her özellik uyumlu (adaptive) olmak zorunda olmak zor&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_gmlgBiqgSC8/SVEfgE-5LQI/AAAAAAAAJiI/zR2az8qjyto/s1600-h/Leafcutter_ants_transporting_leaves.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_gmlgBiqgSC8/SVEfgE-5LQI/AAAAAAAAJiI/zR2az8qjyto/s320/Leafcutter_ants_transporting_leaves.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5283038473836113154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;unda değildir, bazı uyumsuz gözüken özellikler tamamen başka özelliklerin yan etkilerinden ibaret olabilirler; bunlara uydurma işlevler yüklememize gerek yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gould ve Lewontin'in makalesi çok uzun ve aslında hala süren bir tartışmanın başlangıcı oldu biyologlar arasında. Fakat genel olarak mesleğini icra eden evrimciler bir özelliğe baktıklarında çoğunlukla hala bu özelliğin bir işlevi olduğunu varsayarlar. Çoğu zaman da haklıdırlar. İşte bu hafta bunun güzel bir örneği daha yayınlandı (evet nihayet karıncalara gelebildik).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Leaf-cutting_ant"&gt;Yaprak kesen karıncalar &lt;/a&gt;(Leaf cutting ants, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Atta &lt;/span&gt;ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Acromyrmex&lt;/span&gt; cinsleri) Amerika kıtalarının sıcak kesimlerinde yaşarlar. Bu karıncalar isimlerini en bariz etkinliklerinden, ormandaki ağaçlardan yaprak kesip yuvalarına taşımalarından alıyorlar. Bu yaprakları tabi spor olsun diye kesmiyorlar, yapraklar yuvada mantar bahçelerinin besini oluyor. Bu bahçelerde yetişen mantarlarla karıncalar larvalarını besliyorlar. Yani anlıyacağınız bu çiftçi karıncalar insanların tarım yapan tek canlı olmadığını gösteriyorlar. Bu hayat döngüleri hakkında söylenecek çok fazla şey var tabi, ama bugün biz sadece yeni çıkan kısa bir araştırmaya değineceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kosta Rika'da yaprak kesen karıncalarla çalışan Martin Burd ve Jerome Howard bir süre önce bu karıncaların ne kadar yükü ne kadar zamanda taşıyabildiğini merak edip deney yoluyla bulmuşlar. Ağır yaprak parçaları haliyle yavaş taşınırken hafif parçalar daha hızlı taşınabiliyor. Hesaplayınca ortalama bir işçinin kendi taşıma hızını optimize etmesi için ortalama 35 mg'lık parçalar kesip taşıması gerektiğini bulmuşlar. Fakat normal şartlarda karıncalar ancak 20 mg'dan az parçalar taşıyorlar. Peki neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok olasılık mevcut. Örneğin karıncalar tembellik yapıyor olabilirler. Ya da karıncaların metabolik hızı ancak o kadar yük taşımalarına el veriyor olabilir. Bu ikinci olasılık yukarıda değindiğimiz yan etkiler kategorisine giriyor. Son olarak da bu karıncalar aslında taşıyabileceklerinden daha az taşıyarak koloniye daha çok hizmet ediyor olabilirler. Yani aslında bu davranışları yapabileceklerinin en iyisi. Bu sonuncusu tam da Dr. Pangloss'tan duymayı bekleyeceğimiz şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacılar bu sonuncu olasılığı dört tane karınca kolonisini laboratuvarda besleyerek &lt;a href="http://journals.royalsociety.org/content/a61n7621g8501936/"&gt;test etmişler&lt;/a&gt;. Kolonilere farklı günlerde farklı büyüklükle kesilmiş yapraklar vererek işçilerin yuvaya yaprak taşıma hızlarını ve saat başına işlenen yaprak miktarını ölçmüşler. Sonuçlar açıkça Dr. Pangloss'u haklı çıkarıyor: Saat başına işlenen yaprak miktarı, yani koloninin üretkenliği en büyük ya da küçük yaprak boylarında değil ortalarda bir boyutta en yüksek düzeye çıkıyor. Yani işçiler aslında taşıyabilecekleri en büyük yapraktan küçüğünü taşıyarak kolonilerinin gelişme hızını arttırıyorlar. Bunun bir çok sebebi olabilir. Örneğin büyük yaprakları yuva içinde düzgün bir yere koymak daha çok zaman alıyor olabilir. Ya da büyük yaprakların işlenmesi için yuva içinde tekrar küçük parçalara ayrılması gerekiyor olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebebi ne olursa olsun, bu davranış yukarıda bahsettiğimiz tartışmaya çok güzel bir örnek oluşturuyor. Gould ve Lewontin doğru bir noktaya parmak basıyorlarsa da bazen işlevsiz ya da uyumsuz gözüken bir davranışın organizma ya da super organizma düzeyinde uyumlu olması mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;referans:&lt;br /&gt;Burd, M., and J. J. Howard. 2008. Optimality in a partitioned task performed by social insects. &lt;em&gt;Biology Letters doi:10.1098/rsbl.2008.0398&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;resim: http://en.wikipedia.org/wiki/File:Leafcutter_ants_transporting_leaves.jpg&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-5454753988350514588?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/5454753988350514588/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/12/dr-panglossun-karncalar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5454753988350514588'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5454753988350514588'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/12/dr-panglossun-karncalar.html' title='Dr. Pangloss&apos;un karıncaları'/><author><name>caglar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01084018440274121042</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gmlgBiqgSC8/SVEfgE-5LQI/AAAAAAAAJiI/zR2az8qjyto/s72-c/Leafcutter_ants_transporting_leaves.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-5396942736662555805</id><published>2008-12-22T00:33:00.000-08:00</published><updated>2008-12-22T17:59:44.237-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim haberciliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fizik'/><title type='text'>Yar bana bir eğlence medet, ya da "Einstein'i çürütmek"</title><content type='html'>Efendim, geçen gün gazetelerde &lt;a href="http://www.cnnturk.com/2008/bilim.teknoloji/bilim/12/18/einsteinin.kurami.nasil.curutuldu/505367.0/index.html"&gt;çıktı&lt;/a&gt;, görmüş olabilirsiniz. Istanbul'daki Okan Üniversite'sinden fizik profesörü Tolga Yarman, son 10 senedir üzerinde çalıştığı projenin sonuçlarını alarak, Einstein'ın genel görelilik kuramını çürütmüş, daha doğrusu bu kuramı çürüten kendi kuramı deney yoluyla kanıtlanmış. Büyük başarı, öyle değil mi? Ufak bir sorun olmasaydı belki: bu büyük olay (ki gerçekten büyük olay, genel görelilik Einstein'ın fiziğe yaptığı en büyük katkı) dünyanın herhangi başka bir yerinde olacağı gibi hakemli bir dergide başka fizikçilerin denetiminden geçtikten sonra değil de, özel bir üniversite'nin düzenlediği basın toplantısında &lt;a href="http://okan.edu.tr/tr/okan.php?s=hab_duy&amp;amp;no=507&amp;amp;a_no=1"&gt;duyuruluyor&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir &lt;a href="http://muspetilimler.blogspot.com/2008/08/nasil-bilim-habercilii-yaplmaz.html"&gt;vesile&lt;/a&gt; ile yazmıştım; bilimsel araştırma hakemli bir dergide yayınlanmadan bilimsel araştırma sayılmaz. Bunun nedeni gayet basit: biz hepimiz fizikçi değiliz, dolayısıyla yapılan bu büyük iddiaların gerçek mi abartmalı mı olduğunu bilemeyiz. Kaldı ki hepimiz fizikçi olsak da bu basın toplantısında ve eşlik eden metindeki eğreti ve eksik betimlemeler ne teorinin ne de deneyin ne olduğunu anlamamıza yetmez. Dolayısıyla bilemiyoruz Sayın Yarman acaba gerçekten devrim yaratacak bir buluş mu yaptı yoksa yalnızca yüksekten mi atıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim tahminim ikincisi. Neden mi? Birçok sebebi var.&lt;br /&gt;(1) En başta, genel görelilik çok fazla kanıt tarafından destekleniyor, o yüzden bir deneysel sonucun bu teoriyi aşağı alması beklenecek bir şey değil, bu gibi şeyler genelde 10-20 senelik süreçlerde aksine kanıtların birikmesi ile olacak işler. (Tabi bu Yarman'ın sonuçlarının ilk aksi kanıtlar olması olasığı yok demek değil.)&lt;br /&gt;(2) Yine de bu uzak bir olasılık. Zira Prof. Yarman doktorasını saygın bir üniversitede (MIT) yapmış, dolayısıyla bir bilimsel araştırmanın makalesi yayınlanmadan bitmeyeceğini en azından bir noktada öğrenmiş olması gerek. Bu yüzden eğer yayınlanabilecek kalitede bir teorisi ve verisi olsaydı bunları çoktan Science ya da Nature ayarında bir dergiye göndermişti bile, bu yazıyı da yazmamıza gerek kalmazdı. (Onun yerine Prof. Yarman'ın başarısını öven bir yazı gelirdi.) Ortada yayınlanmaya değer bir sonuç olmadığı kanısını destekleyen bir başka veri de Yarman ve ekibinin geçen sene de gazetelere benzer bir haberle konu olması ve bu (uluslararası fizik dergilerinin prestij sıralaması hakkında gülümseten bazı atmasyonlar da içeren) &lt;a href="http://www.takvim.com.tr/2007/05/07/eko109.html"&gt;haberin&lt;/a&gt; konusu olan araştırmanın bir seneden fazla süre içinde hiç bir hakemli dergide çıkmaması.&lt;br /&gt;(3) Okan Üniversitesi ve Prof. Yarman'ın ortada fol yok yumurta yokken dahi böyle sansasyonel bir açıklama yapmak için her türlü sebebi de var: özel üniversitelerin bir kısmı bakkal mantığıyla işledikleri için bu tarz reklama ihtiyaçları var. Görülen o ki sayın Yarman da reklama hayır diyecek durumda değil: üniversite içindeki politik durumun ne olduğunu tabi bilmiyoruz ama sayın Yarman geçen sene CHP genel başkanlığına da aday olmuş anlaşılan. Wigner madalyası sahibi (ve Yarman'ın aksine bilimsel başarısının tartışılacak bir yanı olmayan) Erdal İnönü'nden sonra Einstein'ı çürüten adam olarak bilinmek eminim ki Yarman'ın politik emellerine zarar verecek bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada amacım Prof. Yarman ya da Okan Üniversitesi'ni töhmet altında bırakmak değil. Belki de (uzak bir ihtimal, ama yine de) gerçekten elde önemli bir bilimsel buluş var. Ama bilemiyoruz. Ve yukarıda anlattığım gibi aksini düşünmek için çok kuvvetli sebepler var. Bu kaygıları gidermek benim görevim değil, kamuoyunu ikna etmek buluşun sahibinin görevi. Bunu yapmanın da en temiz yolu dünyanın her yanında yüzbinlerce bilim insanının her gün yaptığı gibi araştırma sonuçlarını hakemli dergilerin denetimine ve onayına sunmak. Bu iddiaların bilimsel değeri bu şekilde kanıtlanırsa yukarıdaki ithamların hepsi boş ve anlamsız kalır, ben de özür dilerim. (Benim için en mutluluk verici sonuç da bu olur doğrusu.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak bütün bu olayda beni en çok rahatsız eden şeye değinmek istiyorum, o da bu ülkede insanların dayanaksız, belgesiz, makalesi hakemlerden geçmemiş böyle iddiaları ortaya attıklarında sorgulanmadan kabul edildikleri bir medya ve kültür ortamı bulunması. Burda günahın büyüğü okuyucularda değil gazete ve gazetecilerde.  Bilim muhabirliği denen şeyin zaten olmadığı ülkemizde gazeteciliğin tamamı giderek basın toplantılarında söylenenleri kağıda geçirip millete önden öğütülmüş olarak iletmekten ibaret bir aktivite haline geliyor. Çok üzücü bir eğilim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-5396942736662555805?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/5396942736662555805/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/12/yar-bana-bir-eglence-medet-ya-da.html#comment-form' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5396942736662555805'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5396942736662555805'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/12/yar-bana-bir-eglence-medet-ya-da.html' title='Yar bana bir eğlence medet, ya da &quot;Einstein&apos;i çürütmek&quot;'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-206002765388133775</id><published>2008-12-19T13:27:00.000-08:00</published><updated>2008-12-19T13:47:05.150-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doğa koruma'/><title type='text'>Kuyucuk gölü</title><content type='html'>Stanford'dan Çağan Şekercioğlu'nun Kars'da Kuyucak Gölü'nde yürüttüğü doğa koruma ve ekoturizm projesi, ve göldeki kuş popülasyonlarının karşı karşıya bulunduğu tehditler hakkında BBC'de bir &lt;a href="http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/7789585.stm"&gt;haber&lt;/a&gt; çıktı. Haberde aynı zamanda Çağan'la yapılmış kısa bir röportaj da var. Çağan uzun zamandır Türkiye'de bir çok insanın haberi olmayan bir doğal zenginlik alanını korumak ve aynı zamanda orada yaşayanların da bu doğal kaynaktan sürdürülebilir bir şekilde yararlanmalarını sağlamak için çabalıyor. Bu çabaları sonucunda bu sene doğa koruma dünyasındaki en prestijli ödül sayılan Whitley ödülünü &lt;a href="http://www.kuyucuk.org/index.php?option=com_content&amp;amp;view=article&amp;amp;id=36:kuyucuk-goelue-artk-oeduellue&amp;amp;catid=4:haberler&amp;amp;Itemid=38"&gt;aldı&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuyucuk'la ilgili daha fazla bilgiye &lt;a href="http://www.kuyucuk.org/"&gt;şuradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-206002765388133775?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/206002765388133775/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/12/kuyucuk-gl.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/206002765388133775'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/206002765388133775'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/12/kuyucuk-gl.html' title='Kuyucuk gölü'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-7213259987517518927</id><published>2008-12-16T22:44:00.000-08:00</published><updated>2008-12-22T00:31:44.122-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim felsefesi'/><title type='text'>Müslüman ülkelerde yaratılışçılık</title><content type='html'>Bu haftaki (ben bu yazıyı bitirene kadar geçen hafta oldu) Science dergisinde Salman Hameed tarafından yazılmıs iki sayfalık bir makale, İslam dünyasında yaratılışçılığı irdeliyor. Makalenin ana teması evrim fikrinin müslüman ülkelerde nispeten yeni olduğu ve bu konuda yoğun ve ciddi bir tartışmanın henüz yaşanmamış olması. Yazar, müslüman ülkelerdeki durumu özetledikten sonra (maalesef bu bağlamda bizi temsil eden, her zamanki gibi Harun Yahya isminin arkasındaki Adnan Oktar ve grubu), Amerika'daki gibi evrim tartışmasının din ile çatışmaya yol açmaması için neler yapılabileceğini tartışıyor. (Eğer Science'a erişiminiz varsa makaleyi bu &lt;a href="http://www.sciencemag.org/cgi/content/full/322/5908/1637"&gt;bağlantıdan&lt;/a&gt; indirebilirsiniz. Yoksa yazarın kendi sitesine koyduğu dosya şu &lt;a href="http://helios.hampshire.edu/%7EsahCS/Hameed-Science-Creationism.pdf"&gt;bağlantıdan&lt;/a&gt; bulunabilir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makaledeki görüşlerin hemen hepsine katılıyorum. Hameed'in önemli gözlemlerinden birisi İslam inancı ile evrim fikrinin çok da çelişmediği. Gerçekten de Kuran-ı Kerim yaratılışın nasıl olduğu konusunda neredeyse hiç detay vermiyor, verdiği detaylar da evrimle çelişir türden değil. Allah'ın bütün canlıları yaratmış olması bu işi evrim yoluyla yapmış olması fikriyle çelişmiyor. Bu fikre felsefede teistik evrim adı veriliyor, ve İslam dini böyle bir görüş için Hristiyanlık gibi bazı başka dinlere göre çok daha müsait.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de müslümanların evrimi kabul etme oranları batı ülkelerine göre çok düşük (Türkiye'de yüzde 22 yalnızca). Bunun sebeplerini tartışırken Hameed, Hollanda'da yapılan ilginç bir araştırmadan bahsediyor (şu &lt;a href="http://www.isim.nl/files/Review_18/Review_18-48.pdf"&gt;bağlantıdan&lt;/a&gt; ulaşılabilir). Hollanda'da yaşayan Türk ve Faslı müslüman üniversite öğrencileriyle yapılan görüşmelere dayanan bu araştırma, bu öğrencilerin genel olarak mikroevrimi (yani bir tür içinde zamanla ufak değişikliklerin meydana gelmesi) kabul etmekle beraber, yeni türlerin oluşumunu reddettiklerini bildiriyor. Bu iki şeyi gösteriyor. 1) İslam inancıyla evrim arasındaki karşıtlık sanıldığı kadar katı değil. 2) Bu öğrenciler yine de evrimin önemli bir kısmının kendi inançları ile çeliştiğini düşünüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim iddia ettiğimiz gibi çelişkinin teolojik ya da mantıksal temeli yoksa eğer, sebebi başka yerlerde armak gerek. Bence sorunun önemli bir parçası evrimin ne olduğunun doğru bilinmemesi: Türkiye'de en azından, evrim eğitimi içler acısı bir durumda. Dolayısıyla evrim teorisinin tam olarak ne olduğu konusunda kafası karışık insan çok. (reklamlar: şu &lt;a href="http://www.evrimianlamak.org/"&gt;bağlantı&lt;/a&gt; bu konuda çok iyi bir kaynak.) Mesela mikroevrimi kabul ederken makroevrimi reddetmek ortodoks Darwinci evrim açısından çok tutarlı bir tutum değil, zira bu teoride makro ile mikroevrim arasında çok fark yok, temel olarak makroevrim=mikroevrim+bolca zaman. Mikroevrimi kabul ediyorsanız makroevrimi de kabul etmeniz gerekir. Ancak bilgi eksikliğinin etkisi yalnızca kavramların mantıksal bağlarını kaçırmaktan ibaret değil (evrimciler arasında da makroevrim ve mikroevrimin farklı süreçler olabileceğini düşünenler var). Bilgi eksikliği, propaganda ve dezenformasyon için açık alan bırakıyor. Örneğin yaratılış ve akıllı tasarımcıların ağızlarında sakız olan "Evrim rastgeledir, tesadüflere dayalıdır" argümanı. Doğal seçilim hakkında iki satır bir şey okuyan herhangi biri çok çabuk anlayacaktır ki doğal seçilim rastgele değildir, yönlü bir süreçtir. Doğrultusuz olan, ya da genelde olduğu varsayılan (belli şartlar altında bu varsayım da sorgulanmakta evrimciler tarafından), doğal seçilimin üstüne etki ettiği genetik çeşitlilik. Bu, plajdan bin tane taş toplayıp aralarından yuvarlak olanları ayırmaya benziyor: topladığınız taşların şekilleri yuvarlak olmayacaktır, binbir türlü, rastgele bir çok şekilde taş toplayabilirsiniz, ama ayıklama onunda elinizdeki taşlar yuvarlak olacaktır. Doğal seçilim de işte böyle bir ayıklama süreci (bundan daha kaba, ama milyonlarca yıl devam ettiği için etkisi daha büyük).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta evrim eğitiminin eksikliği insanları yanlış bilgilere karşı savunmasız bırakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak din ve evrim arasında algılanan bu çelişkinin tek sebebi bilgisizlik ya da yanlış bilgilendirilme değil. Evrimin anlatıldığı zaman nasıl anlatıldığı, hangi kültürel çağrışımları yaptığı da önemli. Burada da maalesef evrimciler bazen kendi kendilerini ayağından vuruyorlar. Richard Dawkins gibi görünürlüğü yüksek olan evrimcilerin aynı zamanda ateizmi savunmaları, bunu yaparken de evrim teorisini kendi konumlarını destekler göstermeleri evrim teorisinin dini inançla çeliştiği yanılgısını yaratıyor. Amerika'da bunun farkına iyice varılmış durumda, bilim ve dinin bir arada yaşayabileceğini söyleyenlerin sayısı giderek artıyor. Ken Miller ve Joan Roughgarden'ın yakın zamanda çıkan kitapları buna bir örnek. Din ile bilimin çatışmasının kaçınılmaz olmadığı görüşü tamamen yeni değil;  Stephen Jay Gould gibi evrimciler bu görüşü uzun zamandır savunmaktalardı. Yine de son zamanlarda tekrardan güncellik kazandığı bir gerçek. Ne kadar faydası olacak zaman gösterecek, ama bu çabalar en azından evrim teorisinin dindar insanlara tehditkar olmadan anlatılabilmesi ve yapıcı bir tartışma ortamı yaratılması umudunu veriyor. Maalesef Türkiye'de daha bu çabanın başladığını söylemek mümkün değil. Umarım son senelerde başlayan halkı evrim konusunda bilinçlendirmeye yönelik çabalar din ile evrim biyolojisi arasında çatışmanın kaçınılmaz olmadığını da anlatmaya çalışır. Böylece bir kerelik olsun Batı'nın yaptığı bir hatayı tekrarlamadan yolumuza devam etmiş olabiliriz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-7213259987517518927?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/7213259987517518927/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/12/mslman-lkelerde-yaratllk.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/7213259987517518927'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/7213259987517518927'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/12/mslman-lkelerde-yaratllk.html' title='Müslüman ülkelerde yaratılışçılık'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-5895681730669756884</id><published>2008-12-16T10:10:00.000-08:00</published><updated>2008-12-16T11:41:18.718-08:00</updated><title type='text'>Kuşlar yabancı dil öğrenebilir mi?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_gmlgBiqgSC8/SUf5nUfe6DI/AAAAAAAAJYQ/hFDEarD_lU0/s1600-h/Scrub_wren_for_wiki.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_gmlgBiqgSC8/SUf5nUfe6DI/AAAAAAAAJYQ/hFDEarD_lU0/s320/Scrub_wren_for_wiki.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280463542026168370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Her nedense, biz de kuş beyinli sıfatı bir hakaret olarak kullanılır. Halbuki dinazorların akrabası bu kanatlı mahlukatlar, o kadar da salak değiller! Hatta aralarında bazıları var ki (karga, kuzgun ve saksağanları içeren Corvidae grubu) zeka testlerinde bir çok memeliyi geride bırakmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bu yazıda kargalardan değil &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87%C3%B6l_%C3%A7it_ku%C5%9Fu"&gt;çöl çıt kuşlarından&lt;/a&gt; (&lt;i&gt;Malurus cyaneus&lt;/i&gt;) bahsedeceğiz. Ufak ötücü kuşların çoğu gibi bu Avustralya'lı arkadaşların da birbirlerini havada uçan yırtıcı kuşlara karşı uyarmak için kullandıkları kendi türlerine özgü bir ötüşleri var. Kuşların kendi türünün ötüşlerine doğru tepki vermesi çok şaşırtıcı değil tabi, fakat geçen ay basılan yeni bir &lt;a href="http://journals.royalsociety.org/content/u1881p20gu2100k5/"&gt;araştırma&lt;/a&gt; bu kuş beyinli kuşların (!) sadece kendi uyarı ötüşlerine değil başka türlerin uyarı ötüşlerine de doğru tepkiyi verdiğini ortaya koydu. Avustralya Ulusal Üniversite'sinden Robert Magrath ve arkadaşları çöl çıt kuşlarına, &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/White-browed_Scrubwren"&gt;Beyaz kaşlı çalı çıt kuşlarının&lt;/a&gt; (&lt;i&gt;Sericornis frontalis&lt;/i&gt;) uyarı ötüşlerini bir hoperlörden çaldıklarında, kuşların doğru tepkiyi (yani yaptıkları işi bırakıp ortalıktan toz olma) verdiklerini buldular. Bu da aslında o kadar şaşırtıcı değil, zira bu iki türün uyarı ötüşleri birbirlerine çok benziyor. Dolayısıyla kuşların doğru tepki vermesi ötüşlerin birbirine benzerliğiyle açıklanabilir. Fakat araştırmacılar bu çok benzer ötüşleri Avustralya'nın çalı çıt kuşlarının bulunmadığı başka bir köşesinde çaldıkları zaman, bizim çöl çıt kuşları hiç oralı olmamış. Dolayısıyla çıt kuşlarının birbirinin ötüşlerini tanıması sadece ötüşlerin benzerliğinden ileri gelmiyor gibi gözükmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacılar bununla yetinmeyip, çöl çıt kuşlarıyla aynı ortamda yaşayan ama çok farklı bir uyarı ötüşü olan bir bal kuşu türünün ötüşlerini kaydedip, hoperlörden çıt kuşlarına çalmışlar. Eğer çıt kuşlarının kaçma tepkisi vermesi ötüşün akustik benzerliğine bağlıysa, kuşların kaçmamasını bekleriz. Fakat kuşlar aynı ortamda yaşadıkları (sympatrik oldukları) bu kuşların ötüşlerine de aynı kaçma tepkisini vermişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetle, bu ufak kuşlar birlikte yaşadıkları diğer kuş türlerinin ötüşlerini de kendi ötüşleri kadar iyi biliyorlar, bu ötüşler kendilerininkinden oldukça farklı olsa da. Bu hemen akla bir öğrenme mekanizmasını getiriyor, kuşlar yaşamları boyunca etraflarındaki kuşların ötüşlerini öğrenerek kendi güvenlikleri için kullanabilecekleri bilgi miktarını arttırıyor olabilirler. Öte yandan, bu yeteneklerinin altında yatanın bir öğrenme mekanizması olduğu (her ne kadar olasıysa da) kanıtlanmış değil, bu popülasyonlar arasında hızlı bir evrimleşmeyle gerçekleşmiş de olabilir. Fakat mekanizması ne olursa olsun, bu ufak kuşlar başta bahsettiğimiz deyimi pek de haketmediklerini kanıtlıyorlar. Siz, siz olun bir daha kuş beyinli lafını kullanacakken iki defa düşünün.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Referans &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div  style="font-family:arial;"&gt;  &lt;span style=";font-family:arial;font-size:85%;"  &gt;Robert D. Magrath, Benjamin J. Pitcher, Janet L. Gardner&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:85%;"  &gt; 2008, Recognition of other species' aerial alarm calls: speaking the same language or learning another?    &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Proc. Roy. Soc. B, DOI: 10.1098/rspb.2008.1368&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fotoğraf: http://en.wikipedia.org/wiki/File:Scrub_wren_for_wiki.jpg&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-5895681730669756884?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/5895681730669756884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/12/kular-yabanc-bir-dili-renebilir-mi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5895681730669756884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5895681730669756884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/12/kular-yabanc-bir-dili-renebilir-mi.html' title='Kuşlar yabancı dil öğrenebilir mi?'/><author><name>caglar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01084018440274121042</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_gmlgBiqgSC8/SUf5nUfe6DI/AAAAAAAAJYQ/hFDEarD_lU0/s72-c/Scrub_wren_for_wiki.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-4195797120337278106</id><published>2008-12-02T11:45:00.000-08:00</published><updated>2008-12-02T13:03:46.520-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayvan davranışı'/><title type='text'>Dunyanın en eski kolektif davranışı...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/STWRmFRBSxI/AAAAAAAAB-0/ZkgBgA5F3sk/s1600-h/322_224_F1.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 423px; height: 151px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/STWRmFRBSxI/AAAAAAAAB-0/ZkgBgA5F3sk/s320/322_224_F1.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5275282621969025810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;...şaşırtıcı biçimde karideslerden geliyor. Çin'de bulunan erken Kambriyen döneme ait (525 milyon yıl önce) yeni bir takım fosiller birbirine sıkı bir şekilde bağlanmış karideslere ait gözüküyor. Yunnan Üniversitesi'nden Hou Xian-Guang liderliğindeki ekibin bulduğu fosiller bazıları 20 bireyden oluşan 22 adet zincir içeriyor. Bulgunun ilginç tarafı günümüzdeki karideslerin bu davranışı sergilememesi. Günümüzde çiftleşmek için bir araya gelip zincirler oluşturan canlılar var, ancak bu karideslerin zincirleri daha çok göç etme amaçlı gözüküyor. Zincirler oldukça da sağlam gözüküyorlar; birçoğu kıvrılıp bükülmesine rağmen kopmamışlar, o yüzden araştırmacılar bireylerin birbirlerine uzuvlarıyla tutunduklarını düşünüyor (uzuvlar fosilleşmediği için bunu kanıtlamak mümkün değil).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmayı anlatan makale &lt;a href="http://dx.doi.org/doi:10.1126/science.1162794"&gt;Science&lt;/a&gt;'ın 10 Ekim sayısında (abonelik gerekiyor). Fotograflar Science dergisinden, bahsi geçen fosilleri gösteriyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-4195797120337278106?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/4195797120337278106/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/12/dunyann-en-eski-kolektif-davran.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/4195797120337278106'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/4195797120337278106'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/12/dunyann-en-eski-kolektif-davran.html' title='Dunyanın en eski kolektif davranışı...'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/STWRmFRBSxI/AAAAAAAAB-0/ZkgBgA5F3sk/s72-c/322_224_F1.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-6536499456291234041</id><published>2008-11-29T18:28:00.000-08:00</published><updated>2008-11-30T08:09:42.013-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğa tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Arkeoloji'/><title type='text'>İsrail’de 12.000 yıllık Şaman mezarı bulundu  </title><content type='html'>&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;link style="font-family: verdana;" rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CMYucel%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;link style="font-family: verdana;" rel="themeData" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CMYucel%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx"&gt;&lt;link style="font-family: verdana;" rel="colorSchemeMapping" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CMYucel%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;EN-US&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="&amp;#45;-"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:0; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;} @font-face 	{font-family:Calibri; 	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; 	mso-font-charset:0; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin-top:0cm; 	margin-right:0cm; 	margin-bottom:10.0pt; 	margin-left:0cm; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	mso-bidi-font-size:11.0pt; 	font-family:"Times New Roman","serif"; 	mso-fareast-font-family:Calibri;} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	font-size:10.0pt; 	mso-ansi-font-size:10.0pt; 	mso-bidi-font-size:10.0pt; 	mso-fareast-font-family:Calibri;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:72.0pt 72.0pt 72.0pt 72.0pt; 	mso-header-margin:36.0pt; 	mso-footer-margin:36.0pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Table Normal"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;Doğu Akdeniz kıyılarında günümüzde İsrail, Filistin ve Lübnan’ı kapsayan bölgede yaklaşık 15000-11000 önce yaşayan toplulukların oluşturduğu kültür Natuf kültürü olarak biliniyor.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Bu evre, insanlık tarihinin en eski yerleşik yaşam izlerini barındırıyor. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Natufluların &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;yerle&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;im alanlar&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;tam anlam&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;yla bir k&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;y olmaktan ziyade, uzun s&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;reli konaklamalar için kullan&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;lan kamp alanlar&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;yd&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;. Öl&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;lerini de &lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;zel olarak d&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;zenlenmi&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; mezarl&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;k alanlar&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;na g&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;m&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;yorlad&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; ki bu daha &lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;nceki d&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;nemlerde g&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;r&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;lmemi&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; bir sey. Literat&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;rde Natuflular&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;n tam anlam&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;yla yerle&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;ik olup olmad&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ığı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; tart&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ış&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;mas&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;uzun s&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;redir mevcut. &lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;Ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;zellikle bu g&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;ne kadar Natuf toplumunda tabakala&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;ma/i&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ş&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;b&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;l&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;m&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;n&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;n olup olmad&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ığı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;, dini inançlar&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;n&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;n ne oldu&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;u konusunda bir kan&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;t mevcut de&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;ildi. Bu ba&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ğ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;lamda PNAS’da geçen ay yay&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;nlanan cal&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ış&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;man&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;n &lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ö&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;nemi b&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;y&lt;/span&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;ü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;k. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;Küdüs Yahudi üniversitesi, Weizmann Enstitüsü ve Connecticut Üniversitesi’nden biliminsanlarinin calışması (Grosman et al. PNAS, vol 105, no 46 - Nov. 18, 2008) Natuf kültürüne ait olduğu bilinen bir mezarlık alanında cok özel bir kişinin mezarını günışığına çıkarmış. Arastırmacılar bu mezarın yaşlı ve engelli bir kadına ait oldugunu bildiriyor. Bununla birlikte mezarda 50 kaplumbağa kabugu, yaban domuzu, inek, leopar, kartal iskeleti kalıntıları, taşlar ve bir insan ayağı kalıntıları bulunmus. Genelde Natuf mezarlarında kemik ve taş parcaları bulmak sürpriz sayılmıyor ama bu kadar çeşitli hayvan kalıntılarına rastlanması, mezardaki taşların dizilis biçimi ve mezarın yapımına gösterilen olağandışı özen Grosman ve meslektaşlarını bu mezarın Natuf toplumunda özel bir yere sahip olan birisine ait olduğu sonucuna götürüyor. Araştırmacılar bu sonuçtan yola çıkarak &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;mezarın aslında bir Şamana ait olduğunu öne sürüyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;Şamanlar, ozellikle hem avcı-toplayıcılıkla hem de küçük ölçekli tarımla geçinen topluluklarda ortaya çıkabilen, doğaüstü güçlerle topluluğun geri kalan kesiminin iliskisini düzenleyen ve iyileştirici güçleri bulunan insanlar. Üstelik şamanların önemli bir kısmı engelli kimseler... Bu calışmayla Grosman ve meslektaşları, çok büyük ihtimal bilinen en eski şaman mezarını günışığına çıkartmış oluyor. Bu buluşu umarım daha detaylı arastırmalar izler ve insanlığın evriminde cok onemli bir yere sahip olan Paleolitik-Neolitik geçişi (yani yerleşik yasama geçiş, tarımın başlaması, bunu izleyen sosyal değişimler...) konusunda bilgilerimiz artar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span  lang="TR" style="font-size:85%;"&gt;Buyrunuz makalenin linkini:  &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.pnas.org/content/early/2008/10/31/0806030105.abstract"&gt;A 12,000-year-old shaman burial from the southern Levant (Israel)&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-6536499456291234041?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/6536499456291234041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/11/israilde-12000-yllk-aman-mezar-bulundu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/6536499456291234041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/6536499456291234041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/11/israilde-12000-yllk-aman-mezar-bulundu.html' title='İsrail’de 12.000 yıllık Şaman mezarı bulundu  '/><author><name>Mustafa Yucel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-635413169225990683</id><published>2008-11-24T23:50:00.001-08:00</published><updated>2008-11-25T11:17:00.562-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim felsefesi'/><title type='text'>Darwin 200</title><content type='html'>Nature dergisi bu haftaki sayısını Darwin'in 200. doğumyılına (2009 senesi; aynı zamanda Türlerin Kökeni kitabının yayınlanmasının 150. yıldönümü) adamış. Bu vesileyle bir de özel &lt;a href="http://www.nature.com/news/specials/darwin/index.html"&gt;sayfa&lt;/a&gt; açmışlar web sitelerinde -- bakmaya değer. Yazılar ingilizce ve bazıları abonelik gerektiriyor, ama gerektirmeyenleri de var. Örneğin yakın zamanda tekrar alevlenmiş olan grup seçilimi tartışmasındaki gelişmeleri özetleyen şu &lt;a href="http://www.nature.com/news/2008/081119/full/456296a.html"&gt;yazı&lt;/a&gt; okumaya değer. Gözün evrimiyle ilgili görsel açıdan çekici bir &lt;a href="http://www.nature.com/news/specials/darwin/gallery/index.html"&gt;sunum&lt;/a&gt; da dikkat çekici parçalar arasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir ilginç içerik de evrim konusuna ilgili bilim adamlarının ve başka şahsiyetlerin bu sembolik yıldan neler beklediklerini söyledikleri &lt;a href="http://www.nature.com/nature/journal/v456/n7220/full/456317a.html"&gt;parça&lt;/a&gt; (bunun için abonelik gerekiyor maalesef). İfade edilen fikirlerden bazıları sürpriz değil, ama ilginç olanları da var. Bunlardan birisi psikiyatrist Randolph Nesse'nin yazısı: modern tıp eğitiminin evrim teorisiyle daha entegre olması gerektiği konusunda. Gerçekten de gelişmiş ülkelerde bile doktorlar çoğunlukla minimal bir evrim eğitimi alıyorlar. Evrimsel biyolojinin tıp bilimine katkısı büyük, hem tedaviler hem de metodoloji açısından (örneğin &lt;a href="http://evolution.berkeley.edu/evolibrary/article/0_0_0/medicine_01"&gt;buraya&lt;/a&gt; bakabilirsiniz), ancak çoğu doktor evrim teorisini yeteri kadar öğrenmeden mezun oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir ilginç katkı, Mısır'ın en önemli aydınlarından birisi İsmail Serageldin'den geliyor: kendisi, Darwin'in evrim teorisinin insanoğluna kendisini yeniden tanımlaması için en büyük araçlardan birini verdiğini söyledikten sonra, ortaçağda İslam Dünya'sındaki açık düşünsel ortamı ve "kanıtlara dayalı bilimin" takdir edilmesi durumuun yeniden yakalanması gerektiğini söylüyor. Sonuna kadar katılınılacak bir görüş. Ortaçağ İslam biliminin doğal seçilimi Darwin'den yüzlerce sene önce keşfetmeye çok yaklaşmış olması gerçeğinin karşısında bugün Müslümanların evrimden bihaber olmaları ve yanlış bilgiler ve safsatalarla karanlıkta bırakılmaları büyük bir rezalet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki Serageldin'in yazısı kadar candan onaylayamayacağım bir katkı da bizim muhafazakar blogcu Mustafa Akyol'dan geliyor.  Akyol'un temennisi Darwinizm'in "ideolojiden arındırılması". Bundan kastı, Richard Dawkins gibi düşünürlerin evrim teorisini kullanalarak kendi inançlarını (özellikle ateizm) kabul ettirmeye çalışmayı bırakmaları. Prensip olarak bu temenniye katılsam bile bir kaç sorun görüyorum. Birinci ve en önemli sorun burada ima edilen suçlama: evrim teorisinin ideolojik olarak motive edilen bir teori olduğu. Dawkins ve Daniel Dennett gibi insanların din konusunda güçlü inançları olabilir, evrim teorisi de argümanlarında yer alıyor olabilir. Ama bu teorinin kendisinin ideolojik olduğu anlamına gelmez -- sadece Dawkins ve Dennett'in ideolojik kişiler olduğunu gösterir. Evrim bilimine şimdiye kadar Dawkins'e (ve onun temsil ettiği pozisyona) katılan, katılmayan, kızan veya takdir eden onbinlerce kişi katkıda bulunmuş, bulunmaya da devam ediyor. Bu insanları buluşturan bir ideoloji değil, herkesin görebildiği, dökümente edilebilen, elle tutulabilen kanıtlar ve bu kanıtlar ile test edilebilen hipotezler. Evrimcilerin herbirinin ideolojisi olduğu doğrudur, ama bir bilgi bütünü olarak evrim biliminin ideolojisi olduğunu ima etmek büyük haksızlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci problem de Mustafa Akyol'un üç paragraflık yazısında bile kendiyle taban tabana çelişmeyi başarması. Zira Akyol, Dawkins'in evrimi kullanarak ateizmi savunmaktan vazgeçmesini talep ettikten hemen sonra Simon Conway Morris gibi evrimde "anlam" ya da "yaratılışın kanıtını" gören düşünürlerin fikirlerinin yayılmasını istiyor. Görünen o ki Akyol'a göre bilimde ideoloji kötü bir şey, kendi ideolojisi olmadığı sürece. Akyol'un bloglarında ve gazete yazılarında da sürdürdüğü bu tutumu (Akyol'un "bilimsel" olduğunu iddia ettiği akıllı tasarım hakeretinin ideolojik motivasyonunu savunduğu şu &lt;a href="http://www.nationalreview.com/comment/akyol200512020813.asp"&gt;yazı&lt;/a&gt; iyi bir örnek) çok samimiyetsiz buluyorum. Dahası Akyol, özgürlük, bilimsellik ve tolerans gibi değerleri belli kesimlere karşı çok da haklı olarak savunurken bu değerlere kendi ideolojisine daha yakın olduğu ortada olan Adnan Oktar gibi kişilerden gelen saldırılara karşı genel bir sessizlik içinde. Oktar'ın kitaplarındaki sahte fotoğraflar, yanlış bilgilendirmeler ve organizasyonunun interneti yasaklara boğma çabaları hakkında Akyol'dan daha pek bir şey duymadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Akyol bir yana, siz Darwin 200'e bir göz atın -- bu sene çok hareketli geçeceğe benzer.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-635413169225990683?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/635413169225990683/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/11/darwin-200.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/635413169225990683'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/635413169225990683'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/11/darwin-200.html' title='Darwin 200'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-2730637579973002908</id><published>2008-11-23T12:07:00.000-08:00</published><updated>2008-11-23T22:21:54.566-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doğa koruma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='galapagos'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ekoloji'/><title type='text'>Yerli mi yabancı mı?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SSoSDjKI_cI/AAAAAAAAB6M/U57DByD0AaY/s1600-h/iguanacoast.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 248px; height: 167px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SSoSDjKI_cI/AAAAAAAAB6M/U57DByD0AaY/s320/iguanacoast.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5272046165977267650" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın bir çok yerindeki doğa koruma çalışmalarının en büyük parçalarından birisi, korunmaya çalışılan ekosistemlerin yerlisi olmayan türlerin yayılımının engellenmesi ve mümkünse ekosistemin bu yabancı türlerden ("işgalci türler" de denir) arındırılmasıdır. Bu yabancı türler genelde insanlar tarafından isteyerek (mesela Avustralya'daki koyunlar ve Pasifik adalarındaki domuzlar) ya da istenmeden (gemilerin kargo bölmelerinde seyahat edereke bir çok adaya yayılan fare ve sıçanlar ya da gemilerin balast sularında ya da gövdesine yapışarak denizden denize seyahat eden zebra midyesi gibi deniz canlıları) normalde olmamaları gereken yerlere taşınan canlılar. Bu türlerin bazıları çok yayılıp zarar vermezken bazıları da işgal ettikleri ekosistemleri çökme noktasına getirirç Örneğin domuz ve fare gibi çok şeyi yiyen ve bir çok koşulda hayatta kalabilen türler yerli hayvanları ve bitkileri yok olma noktasına kadar azaltabilirler. O yüzden korumacılar genelde yabancı türleri sevmezler, onları ait olmadıkları ekosistemlerden atmaya çalışırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu hafta Science'da çıkan kısa bir makale, belki de süpriz sayılabilecek bir zorluğa dikkat çekiyor. Doğa koruması açısından önemli bir çok alanda yabancı türlerin insanlar tarafından ekosisteme getirilmeleri o ekosistemlerin bilimsel olarak incelenmeye başlamasından çok daha önce başlamış. Dolayısıyla bir çok ekosistemde ne gerçekten yerli ne değil kesin bilmiyoruz, tahmin etmek zorundayız. Bunu yapmanın bir çok yolu var, sözkonusu olan türlerin başka yerlerdeki dağılımı, yaşam öyküsü (yani ne kadar hızlı geliştiği, ne zaman ürediği, vs.), adadaki diğer türlerle ilişkisi gibi bilgilerden bir tahmin elde etmek mümkün. Ancak yine de böyle tahminler yüzde yüz doğru çıkmıyor. Science'da yayınlanan makale de buna bir örnek: İsviçre'deki Bern ve İngiltere'deki Oxford Üniversiteleri'nden van Leeuwen ve arkadaşlarının Galapagos adalarındaki araştırmaları botanikçilerin daha önceden yabancı tür olduğunu düşündüğü altı bitki türünün adada insanlardan çok daha önce varolduğunu gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;van Leeuwen ve meslektaşları, takımadaların en büyüklerinden birisi olan Santa Cruz adasındaki 4 bataklıktan örnek toplamışlar ve bu örneklerdeki fosil polenleri incelemişler. Bildiğiniz gibi polenler bitkilerin tozlaşmasını sağlayan (yani erkek eşey hücresini dişi eşey hücresine ulaştıran) toz parçacığı büyüklüğünde nesneler. Her türün poleninin mikroskop altında ayırdedilebilen kendine özgü bir yapısı olduğundan bir polen örneğinde hangi türlerin temsil edildiğini anlamak mümkün. Polenlerin bu araştırmayı mümkün kalan bir özelliği de göl ve bataklık tabanlarında uzun süre bozulmadan kalabilmeleri. Dolayısıyla bir bataklık tabanından dikey bir örnek alıp katmanları radyometrik yöntemlerle tarihlendirmek ve hangi tarihte hangi türlerin polenlerinin olduğunu bulmak mümkün. van Leeuwen ve meslektaşları da bu yöntemi izleyerek bu altı türün insanların Galapagos'a ulaşmasından binlerce yıl önce adada varolduğunu göstermişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sonuç iki açıdan önemli: birincisi fosil polen analizinin koruma çalışmalarında önemini gösteriyor. İkincisi de neyin yerli neyin yabancı tür olduğunu anlamanın zorluğna işaret ediyor. Koruma çevrelerinde yabancı türlere yaklaşım geleneksel olarak bunlarla savaşmak ve ait olmadıkları yerlerden bunları atmak mantığına dayalı. Son zamanlarda bu yaklaşımın yabancı türler sorununu çözmenin en iyi yolu olup olmadığı tartışılmaya başlandı. Bu sonuçlar da sanırım bu tartışmaya katkıda bulunacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyla ilgili ingilizce ufak bir haber metnini &lt;a href="http://www.nytimes.com/2008/11/25/science/25obplants.html?_r=1&amp;amp;ref=science"&gt;burada&lt;/a&gt; bulabilirsiniz. Fotoğrafın konuyla doğrudan alakası yok -- bahsi geçen Santa Cruz Adası'dan, Galapagos'a endemik deniz iguanası.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-2730637579973002908?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/2730637579973002908/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/11/yerli-mi-yabanc-m.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/2730637579973002908'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/2730637579973002908'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/11/yerli-mi-yabanc-m.html' title='Yerli mi yabancı mı?'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SSoSDjKI_cI/AAAAAAAAB6M/U57DByD0AaY/s72-c/iguanacoast.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-5765366108180226843</id><published>2008-11-17T08:47:00.000-08:00</published><updated>2008-11-17T09:52:25.175-08:00</updated><title type='text'>Evinizi su basarsa ne yaparsınız?</title><content type='html'>Eğer su kalıcı ise, yeni bir ev almak en mantıklısı. Maldiv adaları da anlaşılan böyle &lt;a href="http://www.guardian.co.uk/environment/2008/nov/10/maldives-climate-change"&gt;düşünüyor&lt;/a&gt; (konu hakkında Economist'in &lt;a href="http://www.economist.com/opinion/displaystory.cfm?story_id=12601940"&gt;yazısını&lt;/a&gt; da tavsiye ederim&lt;a href="http://www.economist.com/opinion/displaystory.cfm?story_id=12601940"&gt;&lt;/a&gt;). En yüksek noktası deniz seviyesinden yalnızca 2.4 metre yüksekte olan bu ada devleti global ısınma yüzünden okyanus altında kalma tehlikesi altında. Uluslararası İklim Değişimi Panel'inin (IPCC) raporuna göre deniz seviyesi 2100 yılına kadar 11 ila 77 cm arasında bir miktarda yükselecek. Maldivler gibi ada devletleri için büyük bir tehlike. Maldivlerin nüfusu 300000 kişi civarında; dünyanın geri kalanı bu kadar insana yer bulmakta zorlanmayabilir. Ama daha ciddi vakalar da var: 150 milyonluk Bangladeş'in topraklarının yüzde 11'inin su altında kalması için Bengal Körfez'indeki suların 40 cm yükselmesi yeterli (ki bu da hemen hemen IPCC aralığının orta değeri).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de durum nedir peki? Bangladeş kadar kötü bir durumda olmadığımız kesin, zira Anadolu çok daha yüksek bir toprak parçası. Ancak ağızlara sakız olmuş üç tarafımızın denizlerle çevrili olması, ve en büyük şehirlerimizin bir çoğunun deniz kıyısında olması, deniz seviyesinin yükselmesinin Türkiye'ye de büyük etkisi olabileceğini gösteriyor. Benim bulabildiğim veriler 1993-2003 arasında Akdeniz'in tamamı için yılda 2 mm'lik bir artış gösterirken, Doğu Akdeniz'de artış yılda 9 mm (bağlantı &lt;a href="http://www.cosis.net/abstracts/EGU04/06590/EGU04-J-06590.pdf"&gt;buradan&lt;/a&gt;). Öte yandan başka bir modelleme çalışması Akdeniz'de 2100 senesinde beklenen ortalama yükselmeyi 13 cm olarak belirliyor (şu anki hızla modelin öngördüğü hız arasındaki farkı açıklayan bir çok teknik sebep olabilir). Bu modelleme çalışması haklı çıkarsa çok büyük bir problem yaratmayabilir ama şimdiki trend devam ederse, bu 2100 senesine kadar 87 cm'lik bir artış demek ki kıyı şeridinin önemli bir kısmı (kumsallar, sahil yolları, yalı evleri, vs.) su altında kalabilir demek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki genel olarak iklim değişikliği konusunda biz ne yapıyoruz? İnternette böyle bir sayfa buldum, çok incelemeye vaktim yok şu anda, yalnızca &lt;a href="http://www.iklimlerdegisiyor.info/"&gt;bağlantısını&lt;/a&gt; koyuyorum (Türkçe versiyonu bende çalışmadı). Bir de bu konuda bizim Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü'nün dergisinde yer alan bir yazının &lt;a href="http://www.meteor.gov.tr/2006/kurumsal/ekitap/4mevsim5/6-iklim_degisikligi.pdf"&gt;bağlantısını&lt;/a&gt; koyuyorum. Eğlenmek ya da umutsuzluğa kapılmak size kalmış. Ben şahsen en çok sondaki şu öneriyi sevdim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çözümü başka yerde (BM, Kyoto Protokolü, vb.) aramak yerine gerçekçi çareler üretilmeli"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-5765366108180226843?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/5765366108180226843/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/11/evinimizi-su-basarsa-ne-yaparsnz.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5765366108180226843'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5765366108180226843'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/11/evinimizi-su-basarsa-ne-yaparsnz.html' title='Evinizi su basarsa ne yaparsınız?'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-8263372362523038081</id><published>2008-11-09T14:14:00.001-08:00</published><updated>2008-11-09T14:40:44.031-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Arkeoloji'/><title type='text'>Göbekli Tepe ve insanın toplumsal evrimi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://media.smithsonianmag.com/images/gobeklitepe_nov08_7.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 203px; height: 260px;" src="http://media.smithsonianmag.com/images/gobeklitepe_nov08_7.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Urfa'da kazı yapan Alman arkeolog Klaus Schmidt'in bulguları hakkında Smithsonian Enstitüsü'nün dergisinde bir &lt;a href="http://www.smithsonianmag.com/history-archaeology/gobekli-tepe.html?c=y&amp;page=1"&gt;yazı&lt;/a&gt; çıktı. Göbekli Tepe mevkiindeki kazıda bulunan oymalı anıt taşların dünyanın en eski idabet yerine ait olduğu düşünülüyor. Kaç yaşında mı? 11.000 yıl. Yani meşhur &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Stonehenge"&gt;Stonehenge&lt;/a&gt; kalıntılarından 6000 yıl daha eski. Bu bulgunun önemi insanların toplumsal evrimindeki önemli bir dönüm noktasına denk gelmesinden kaynaklanıyor. Eğer kalıntıların tarihlemesi doğru ise, bu ibadet yeri insanların yerleşik yaşama geçtikleri ve bitki ve hayvanları evcilleştiklerini düşündüğümüz tarihten biraz daha erken kurulmuş demek. Bu da genel geçer kabul edilen, insanların önce yerleşik yaşama geçtikleri sonra da bu yeni yaşam biçiminin gereği olarak sosyal organizasyonlarının geliştiği teorisini başaşağı çeviriyor. Bu bulgular, önce sosyal organizasyonun geliştiğini, sonra yerleşik yaşama geçildiğini öneriyor. Bununla uyumlu olarak, kazı yerinde bulunan hayvan kemikleri avcı ve toplayıcı bir yaşam tarzına işaret ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten oldukça heyecan verici bir bulgu. Arkasının geleceği de hemen hemen kesin: daha alanın yalnızca yüzde 5'ini kazabilmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik şikayetimizi de ekleyelim: Türkiye insanın toplumsal ve kültürel evrimi açısından bulunmaz bir zenginlik üzerinde oturuyor, ama bu zenginlik ne okullarda ne de basında kendine yer edinebiliyor (bkz: &lt;a href="http://muspetilimler.blogspot.com/2008/04/ingilizleri-buyulemek.html"&gt;ingilizleri büyülemek&lt;/a&gt;). Ama bu konuyu Mustafa ve Çağlar'a havale ediyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Göbekli Tepe üzerine Wikipedia &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Gobekli_Tepe"&gt;başlığını&lt;/a&gt; okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Resim Berthold Steinhilber'e ait, smithsonian.com sitesinden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-8263372362523038081?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/8263372362523038081/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/11/gbekl.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/8263372362523038081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/8263372362523038081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/11/gbekl.html' title='Göbekli Tepe ve insanın toplumsal evrimi'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-4961548861897483365</id><published>2008-11-03T22:33:00.000-08:00</published><updated>2008-11-04T08:01:54.954-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><title type='text'>evrimianlamak.org hakkinda soL Gazetesi'nde röportaj</title><content type='html'>&lt;a href="http://haber.sol.org.tr/kultur_sanat_spor/evrim_caliskanlari.html"&gt;Buradan&lt;/a&gt; okuyabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-4961548861897483365?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/4961548861897483365/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/11/evrimianlamakorg-hakkinda-sol.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/4961548861897483365'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/4961548861897483365'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/11/evrimianlamakorg-hakkinda-sol.html' title='evrimianlamak.org hakkinda soL Gazetesi&apos;nde röportaj'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-1216765695494753739</id><published>2008-11-02T22:45:00.000-08:00</published><updated>2008-11-04T08:02:32.499-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><title type='text'>Katolik kilisesi ve evrim</title><content type='html'>Başlık fazla iddialı muhtemelen, zira çok birşey yazmaya vaktim yok, ama &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&amp;ArticleID=906137&amp;Date=03.11.2008&amp;CategoryID=79"&gt;bu haberi&lt;/a&gt; es geçmek istemedim (benim gibi Türk "gazeteciliği"nden yaka silkmiş birisiyseniz &lt;a href="http://www.timesonline.co.uk/tol/comment/faith/article5054745.ece"&gt;buradan&lt;/a&gt; da yakabilirsiniz). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatikan uzun zamandır (1950'lerden beri) teistik evrim görüşünü benimsemiş durumda. Bunun en açık ifadesi 1996'da 2. John Paul'un Papalık Bilimler Akademisi'ne yaptığı &lt;a href="http://www.ewtn.com/library/PAPALDOC/JP961022.HTM"&gt;konuşma&lt;/a&gt;. Kısaca Vatican diyor ki evrim olmuştur, kanıtları çoktur (John Paul'un sözleri ile evrim "artık yalnızca bir hipotez değil... birbirinden bağımsız [bilimsel araştırmaların] plan ya da niyet olmaksızın [evrimi destekler yönde] yakınsaması, bu teorinin lehine güçlü bir argüman."), ama evrim sürecini de Tanrı yaratmıştır, yani evrim Tanrı'nın canlıları yaratma şeklidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatikan bu pozisyonunu şu anda da korur gözüküyor. Ama 2005 senesinde Avusturyalı Kardinal Schönborn evrim aslında Hristiyanlık'la uzlaşamaz anlamına gelen laflarla suyu biraz bulandırdı. O zamandan bu yana evrimciler yeni Papa'nın (ki oldukça muhafazakar görüşleri olduğu bilinir) Kilise'yi yine evrimden uzaklaştıracağı kaygısı taşıyorlardı. Ancak 16. Benedikt şimdiye kadar korkulan şeylerden hiçbirini yapmadı, bu haberde bahsedildiği gibi Mart ayındaki konferansa yaratılışçı ya da akıllı tasarımcı "bilim adamları"nın çağırılmaması da Kilise'nin pozisyonunu koruduğunun bir göstergesi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katolikler şimdiye kadar ABD'deki evrim tartışmalarının büyük ölçüde dışında kaldılar. Bunun bir sebebi Katolik Kilise'si ABD'den yönetilmiyor olması, dolayısıyla Katolik din adamlarının görüşleri ABD'ye özgü kültürel savaşlara çok hassas değil, ama diğer bir sebebi de yukarıda bahsettiğim uzlaşmacı pozisyon. Ancak edindiğim izlenime göre ABD'deki Katolik din adamları bu işe giderek daha çok ilgi duymaya başlıyorlar ve görüşleri de ister istemez evanjeliklere göre çok daha ılımlı ve uzlaşmacı. Bu sürecin tartışmayı daha mantıklı zeminlere çekmesini umabiliriz. Darısı bizim aklı başında din adamlarımıza diyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyla ilgili Wikipedia başlığına &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Evolution_and_the_Roman_Catholic_Church"&gt;şuradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-1216765695494753739?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/1216765695494753739/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/11/katolik-kilisesi-ve-evrim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/1216765695494753739'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/1216765695494753739'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/11/katolik-kilisesi-ve-evrim.html' title='Katolik kilisesi ve evrim'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-6944600174075353742</id><published>2008-10-13T11:33:00.000-07:00</published><updated>2008-10-13T12:21:41.903-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim haberciliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim felsefesi'/><title type='text'>Kaos- James Gleick</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/SPOd-VRUwAI/AAAAAAAAANk/hlu74L5pVGM/s1600-h/chaos_book.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/SPOd-VRUwAI/AAAAAAAAANk/hlu74L5pVGM/s320/chaos_book.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5256718884258758658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bizim bolumde bazen odalarina cekiduzen vermek isteyen profesorler artik raflarinda yer vermek istemedikleri kitaplari, yayinlari kutuphanede masalarin uzerine birakiyorlar. Birkac ay once bu yolla elime bir kitap gecti ve okumaya basladim: James Gleick - Kaos...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaos teorileri ciddi bicimde ortaya atilip ilgi toplamaya baslayali yaklasik 25-30 yil oluyor ve hem doga bilimleri hem de sosyal/ekonomik bilimlerde uygulamalarina rastlaniyor.  Gunumuzde Kaos arastirmalarinin geldigi yeri bilmiyorum, ama bu arastirma alaninin dogusunu James Gleick 1987'de yayimlanan "Kaos" kitabinda cok basarili bir bicimde sunmakta.  Gleick kitabini daha cok unlu Kaos arastirmacilarinin hayatlarindan kesitler uzerinden anlatiyor, yani bir yandan bilimi ogrenirken diger yandan da Feigenbaum, Lorenz, Mandelbrot ile ve daha bircok arastirmaci ile tanisiyoruz.  Kitabin seviyesi ozellikle bu alanin uzmani olmayan ama bilim ile bir sekilde hasir nesir olan okuyuculara uygun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlarin yaninda, "Kaos" ozellikle bu teorinin uygulamada ne derecede basarili oldugu sorusunu cevapsiz birakiyor, zaten bir kitapta anlatilabilecek birsey degildir sanirim. Kitabin benim sevdigim yani aslinda her satirinda hakim olan ruh hali: yani baslangictaki Kaos arastirmacilarinin ne kadar buyuk bir heyecan duydugu. Hemen hemen hepsi kendi alanlarinin klasik konulariyla calisirken (superiletkenlik, parcacik fizigi, meteoroloji, vs...) dogadaki karmasiklik  uzerine kafa yormaya basliyorlar. Daha dogrusu yeni seyler calismak, bir bakima haritasi olmayan topraklarda yol almak  istedikleri icin bu yolu seciyorlar.   Ve kisisel olarak hepsinin kendi eski alanlarinda kalsalardi duyamiyacaklari bir heyecan duydugunu ve tatmin oldugunu ogreniyoruz.   Sonucta temelleri saglam bir arastirma programi kuruyorlar ve onlarin cizdigi yoldan ozellikle karmasik sistemlerin lineer olmayan dinamigi uzerine pekcok sey ogreniliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simdi, benim merak ettigim nokta, bu  profesor  boyle bir kitabi neden artik kitapliginda istemez? Birinci olasilik, bu kaos teorileri gecerliligini kaybetmis ve profesorumuz de bu isleri cok yakindan takip ettiginden ve bilim tarihine de ilgisi olmadigindan kitabi elden cikarmak istemistir. Diger olasilik profesorumuz "ben okudum baskalari da nasiplensin ogrensin" diyerek kitaba benim gibi bir tipin atlayacagini ongormustur.  Aklima gelen son olasilik da profesorumuze artik bu islerin bos geldigi ve emekliliginin yaklastigidir...  Netice itibariyle tesadufen de olsa elime gecen bu kitabi herkese tavsiye ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-6944600174075353742?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/6944600174075353742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/10/kaos-james-gleick.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/6944600174075353742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/6944600174075353742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/10/kaos-james-gleick.html' title='Kaos- James Gleick'/><author><name>Mustafa Yucel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/SPOd-VRUwAI/AAAAAAAAANk/hlu74L5pVGM/s72-c/chaos_book.gif' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-2879745268510675841</id><published>2008-09-18T16:53:00.000-07:00</published><updated>2008-09-18T17:51:06.653-07:00</updated><title type='text'>Deniz tabani hidrotermal kaynak ekosistemleri</title><content type='html'>Alvin ile Pasifigin tabanina yaptigim yolculuk ile ilgili kisisel izlenimlerimi apazlama.blogspot.com'da yayinlamistim. Bu fotoroman tadinda yazida ise biraz daha blogumuzla ilgili olsun, bilimsel boyutuna bakalim istedim... Akabinde yorum bolumunde tartisma vs yapabiliriz... &lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/SNLsNpCBUAI/AAAAAAAAANc/0gvYBHLN9zk/s1600-h/08epr0277.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/SNLsNpCBUAI/AAAAAAAAANc/0gvYBHLN9zk/s320/08epr0277.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247516234936832002" /&gt;&lt;/a&gt;Alvin'in bir dalisi yaklasik sekiz saat suruyor, yukaridaki resim bir recovery oncesinden, resimde gorulen yuzucu de Alvinin ustunde gemiyle iletisim icinde. Bu hidrotermal kaynak ekosistemlerinin en carpici yani hidrojen sulfure dayali kemosentez bazli besin agi, zira burada isik yok haliyle. Asagida gorulen  seyler "riftia" tup solucanlari (buyuk ve uzun olanlari), ki iclerinde sulfur-oksitleyici bakterileri barindiriyorlar. Riftia yaklasik 20 dereceye kadar olan su sicakliklarini seviyor ve deniz tabanindaki yer secimini (nasil oldugunu bilmiyoruz) buna gore yapiyor. Bir de daha kucuk "tevnia" tup solucanlari var ki (ince olanlari) 35-40 dereceye kadar su sicakliklarina tahammul edebiliyorlar. Burada su ne kadar sicaksa hidrojen sulfur konsantrasyonunun da o kadar yuksek oldugunu belirtmeliyim, zira hem sicak su  hem de hidrojen sulfur civardaki hidrotermal kaynaklardan geliyor. &lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/SNLr3hrXg6I/AAAAAAAAANU/yEph2qGM_zU/s1600-h/Epr08wide0013.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/SNLr3hrXg6I/AAAAAAAAANU/yEph2qGM_zU/s320/Epr08wide0013.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247515855005647778" /&gt;&lt;/a&gt;Iste asadiga bu kaynaklardan birini goruyoruz. Bunlara "black smoker" deniyor zira kaynagin getirdigi cozunmus demir ve hidrojen sulfur deniz suyuyla karisinca kaynak suyunun pH i artiyor ve demir sulfur mineralleri cokelmeye basliyor. Bu hadise de sanki bir baca etkisi veriyor. Zaten bacanin kendisi de bu demir, bakirin sulfurlu minerallerinden olusuyor...&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/SNLrmwYxdJI/AAAAAAAAANM/BrsFF74cbtU/s1600-h/2222.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/SNLrmwYxdJI/AAAAAAAAANM/BrsFF74cbtU/s320/2222.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247515566896411794" /&gt;&lt;/a&gt;Alvin iki koluyla genellikle bu sularin sicakligini olcuyor, ornek topluyor, bazen tum bir bacayi devirdigi falan da oluyor bu arada. Sonra bu ornekleri bu satirlari yazan kulunuz gibi adamlar labda cozunmus kimyasallari icin analiz ediyor...Bu gordugunuz su cikisinin aslinda okyanuslara yeni su getirmiyor (nehirler getiriyor mesela), lakin burada kritik olan mevzu bu sistemin okyanusa buyuk miktarlarda metal getirmesi ve magnezyum gibi elementler icin de bir "sink" islevi gormesi. Metaller cok kritik onemde, zira tum canlilarin enzimatik aktiviteleri icin az oranda da olsa (cogu zarar hersey gibi) metallere, ozellikle demir, cinko, nikel ve bakira ihtiyaclari var. Planktonlarin ispanak yeme gibi bir sanslari olmadigina gore bu dogal metal girdileri okyanus biyojeokimyasi icin baya ehemmiyet arzediyor...&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/SNLrgi4AbNI/AAAAAAAAANE/NMJTbQDHFNk/s1600-h/1111.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/SNLrgi4AbNI/AAAAAAAAANE/NMJTbQDHFNk/s320/1111.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247515460190104786" /&gt;&lt;/a&gt;Sicak su cikisi sadece bu bacalara has bir olay degil, deniz tabaninin cesitli yerlerindeki catlaklardan da sicak su cikisi olabiliyor. Asagida gorulen alan da boyle bi olaya taniklik ediyor. Ilginc olan sey buranin heniz tup solucanlari tarafindan kolonize edilmemis olmasi, bu da bu catlagin yeni olustugunu gosteriyor. Dikkatinizi cekecegi uzere deniz tabani camsi bir karakterde, zira burada gecmiste olan magma cikisi sonucu lavlar aniden sogumus ve bu hale gelmis. On planda da Alvin in o dalis icin dibe getirdigi ekipmani goruyoruz...&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/SNLq810x4WI/AAAAAAAAAM8/z8tsD85lTqQ/s1600-h/2008_06_12_17_14_45.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/SNLq810x4WI/AAAAAAAAAM8/z8tsD85lTqQ/s320/2008_06_12_17_14_45.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247514846801551714" /&gt;&lt;/a&gt;Asagida Riftia solucaninin uzerinde hidrojen sulfur olcumleri yapiliyor. Sagda gorulen metal borunun ucunda bizim gelistirip kullandigimiz mikroelektrotlar bulunuyor, bunlari Alvin'in icinden bilgisayarimizdan kontrol ediyoruz. Riftia bu olcumler yapilirken savunmaya gecmis, besin almak icin cikardigi agzini (altta baska bir solucanda goruluyor - kirmizi renkli) icerde tutuyor. Anlasilan onu kormutmusuz... Hayvan genelde bu agziyla icindeki bakteriye isini gormesi icin gereken bilesenleri sagliyor. Tabi bu ikilinin iliskisinin detaylarini pek bilmiyoruz ve doktor Erol bey gibi mutualizm ustune doktora yapmis arkadaslarimizin ve diger yetkililerin buradan dikkatini cekiyoruz...  &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/SNLqwB6pXoI/AAAAAAAAAM0/cQY1hf9TfPE/s1600-h/2008_06_12_18_14_06.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/SNLqwB6pXoI/AAAAAAAAAM0/cQY1hf9TfPE/s320/2008_06_12_18_14_06.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247514626709085826" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha fazlasi icin:&lt;a href="http://apazlama.blogspot.com/2008/09/alvin-ile-okyanusun-derinliklerine.html" style=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://apazlama.blogspot.com/2008/09/alvin-ile-okyanusun-derinliklerine.html" style="text-decoration: none;"&gt;http://apazlama.blogspot.com/2008/09/alvin-ile-okyanusun-derinliklerine.html&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;a href="http://www.ocean.udel.edu/extreme2002/index.html"&gt;http://www.ocean.udel.edu/extreme2002/index.html&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Konuyla ilgilenenler icin onerebilecegim  referanslar:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Luther et al 2001, &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Chemical speciation drives hydrothermal vent ecology&lt;/span&gt;, &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 16px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Nature&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;410&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;, 813-816&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 16px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; "&gt;Von Damm 1990, &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; line-height: normal; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; "&gt;Seafloor Hydrothermal Activity: Black Smoker Chemistry and Chimneys. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; "&gt;Annual Review of Earth and Planetary Sciences &lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal; "&gt;Vol. 18: 173-204&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana; font-size: 12px; line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-2879745268510675841?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/2879745268510675841/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/09/deniz-tabani-hidrotermal-kaynak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/2879745268510675841'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/2879745268510675841'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/09/deniz-tabani-hidrotermal-kaynak.html' title='Deniz tabani hidrotermal kaynak ekosistemleri'/><author><name>Mustafa Yucel</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_U4rZpjERj6U/SNLsNpCBUAI/AAAAAAAAANc/0gvYBHLN9zk/s72-c/08epr0277.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-5025084678545761933</id><published>2008-09-18T13:57:00.000-07:00</published><updated>2008-09-18T14:40:50.632-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kuşlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kuş şarkısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayvan davranışı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='davranışsal ekoloji'/><title type='text'></title><content type='html'>Kuş şarkısı biz insanları her zaman büyülemiştir. Doğanın bu usta müzisyenleri geçtiğimiz yüzyılda artık sadece aşk acısı çeken romantiklerin değil bilimadamlarının da dikkatini çekmeye başladı. Bu bilimadamları çoğunlukla ılıman iklimlerde yaşadığı için ve bu iklimlerdeki kuş türlerinin çoğunda sadece erkekler şarkı söylediği için yakın zamana kadar kuş şarkısının evrimsel işlevi hakkındaki genel kanı şarkının iki işlevi olduğu yönündeydi: erkeklerin kendilerine eş bulmak için bir nevi seranat yapması ve kendi bölgelerini koruması.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_gmlgBiqgSC8/SNLI9YvC_QI/AAAAAAAAI5w/b-_VAL18zmE/s1600-h/2+copy_9.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_gmlgBiqgSC8/SNLI9YvC_QI/AAAAAAAAI5w/b-_VAL18zmE/s320/2+copy_9.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247477472777403650" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda ise tropikal iklimlerdeki ötücü kuşların daha çok çalışılması sonucu bu görüş değişmeye başlıyor yavaşta olsa. Burada bahsedeceğim &lt;a href="http://web2.uwindsor.ca/courses/biology/dmennill/pubs/2008CurBio1314.pdf"&gt;çalışma &lt;/a&gt;da bu konudaki en son örneklerden biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tropiklerde bir çok kuş türünde hem erkek hem de dişi şarkı söyler, yani düet yaparlar. Bu düetin işlevi hakkında gırla varsayım varsa da bugüne kadar bu varsayımları birbirinden ayırt etmek çok mümkün olmuyordu, netekim düetçi kuşların çoğu görüş mesafesinin çok düşük olduğu yağmur ormanlarında yaşamakta, dolayısıyla kuşları gözlemlemek zor (zaten varsayımlardan biri de kuşların bu yüzden düet yaptıkları).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanada'daki Windsor Üniversitesi'nden Dan Mennill ve Cornell Üniversitesi'nden Sandra Vehrencamp'in Current Biology dergisinde yayınlanan son çalışmasında araştırmacılar bu sorunu farklı yerlere yerleştirilmiş 8 tane mikrofonla çözmüşler. Devamlı kayıt yapan sekiz tane mikrofonla ses çıkaran bir hayvanın yerini sesin değişik mikrofonlara ulaşması arasındaki zaman farkını kullanarak bulabilirsiniz (tabi yeterince zamanınız ve bilgisayarınız varsa).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mennill ve Vehrencamp ilkin 19 tane çifti hiç rahatsız etmeden dinlemişler. Sonuçlar gösteriyor ki kuşlar düetlerin yarısından çoğunu birbirlerine on metreden daha yakın yapsalarda bazen birbirlerinden 100 metreden fazla uzaktayken de düet yapabiliyorlar. Daha da ilginci düetler ortalamada kuşların birbirlerine yaklaşmasıyla sonuçlanıyor, ve genelde düeti başlatan kuş daha çok yaklaşıyor öbürüne. Yani düetler gerçekten çiftlerin birbirilerinin yerlerini bulmasına yarıyor olabilir. Fakat yine de düetlerin çoğunluğu birbirlerinin yakınındayken yapılıyor. Bu da düetlerin çiftin arasındaki bağı kuvvetlendirmeye yarabileceği ya da daha başka bir koordinasyon işlevi olabileceğini düşündürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci deneyde araştırmacılar kuşların düetleri bölgelerini savunmada da kullandıklarını gösteriyorlar. Bu deneyde kuşlara iki hoperlörden başka bir çiftin düetini çalan araştırmacılar kuşların düet sıklığının oldukça arttığını ve de genel olarak dişilerin dişi şarkısı çalan hoperlöre, erkeklerinse erkek şarkısı çalan hoperlöre yaklaştıklarını buluyorlar. Bu da akla bir çok işlev getiriyor, örneğin araştırmacılar hem erkeklerin hem de dişilerin eşlerini kaybetmemek için kendi cinsinden olan kuşa daha fazla tepki gösterdiklerini düşünüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak düet yapan kuşlar bizim kuş şarkısına bakışımızı ve genel olarak bu kuşlarda çiftler arasındaki koordinasyonla ilgili fikirlerimizi değiştireceğe benziyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mennill DJ and Vehrencamp SL (2008) Context-dependent functions of avian duets revealed through microphone array recordings and multi-speaker playback. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Current Biology&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; 18:1314-1319.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-5025084678545761933?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/5025084678545761933/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/09/ku-arks-biz-insanlar-her-zaman.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5025084678545761933'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5025084678545761933'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/09/ku-arks-biz-insanlar-her-zaman.html' title=''/><author><name>caglar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01084018440274121042</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_gmlgBiqgSC8/SNLI9YvC_QI/AAAAAAAAI5w/b-_VAL18zmE/s72-c/2+copy_9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-1817851145771130884</id><published>2008-08-26T14:48:00.000-07:00</published><updated>2008-08-30T23:56:04.927-07:00</updated><title type='text'>Burdur'da dev Marcus Aurelius heykeli</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SLpAL6Bf-bI/AAAAAAAABrg/HId5mueAKCY/s1600-h/20080826071028aurelius.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SLpAL6Bf-bI/AAAAAAAABrg/HId5mueAKCY/s320/20080826071028aurelius.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5240571689697278386" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Burdur'un Ağlasun ilçesinde bulunan Sagalassos antik şehrinden bir haber: Belçika'dan Prof. Marc                   Waelkens'in yürüttüğü kazıda bir Roma hamamının içinde Roma'nın "5 iyi imparator"unun sonuncusu Marcus Aurelius'un dev bir heykeli bulunmuş (heykelin ayağı 80 cm uzunluğunda). Kazıyı yürüten ekip heykelin bu imparatorlar dönemine dair bir seriye ait olduğunu düşünüyor -- daha önce de Hadrian'ın yine gerçek yaşamdakinden büyük bir heykelini bulmuşlar. Buluntunun önemi heykelin büyük ölçüde zarar görmemiş olması -- Sagalassos kazısının genel anlamda önemi de şehrin çok az yağma görmüş olması deniyor. Konuyla ilgili haberi ve Prof. Waelkens'le bir röportajı okumak için &lt;a href="http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2008/08/080826_saga.shtml"&gt;burdan&lt;/a&gt; buyurun. Kazının web sayfası da &lt;a href="http://www.sagalassos.be/"&gt;burada&lt;/a&gt; (İngilizce). (Heykelin başının fotoğrafı BBC'den.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-1817851145771130884?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/1817851145771130884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/08/burdurda-dev-marcus-aurelius-heykeli.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/1817851145771130884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/1817851145771130884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/08/burdurda-dev-marcus-aurelius-heykeli.html' title='Burdur&apos;da dev Marcus Aurelius heykeli'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_njAW-Bwx1qk/SLpAL6Bf-bI/AAAAAAAABrg/HId5mueAKCY/s72-c/20080826071028aurelius.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-5178851966051330574</id><published>2008-08-12T12:34:00.001-07:00</published><updated>2008-08-13T10:23:53.837-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim haberciliği'/><title type='text'>Nasil bilim haberciliği yapılmaz</title><content type='html'>Dün gazetelerde Yeditepe Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma ile ilgili bir &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&amp;amp;ArticleID=893040&amp;amp;Date=13.08.2008&amp;amp;CategoryID=79"&gt;haber&lt;/a&gt; yayınlandı. Habere göre Genetik ve Biyomühedislik Bölümü'nden araştırmacılar "tıpta devrim yaratacak" bir "buluş"a imza atmışlar. Haberden anlaşılana göre 20 yaş dişinin gelişiminde rol alan diş folikülü* hücrelerinden elde edilen kök hücrelerin yeniden programlanarak embriyonik kök hücre elde edilmesi söz konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haber önce Mütevelli Heyeti Başkanı Bedrettin Dalan'ın açıklamalarıyla başlıyor. Ben hayatımda hiç bir üniversitenin mütevelli heyeti başkanının o üniversitedeki araştırmayı duyurmak için basın açıklaması yaptığını duymadım. Sanırım bunda biraz "mal sahibi" mantalitesi var. Dalan'ın yapılan iş konusunda biraz fikri olduğu ama anlayışının çok basit bir düzeyde kaldığı belli. Ama olabilir böyle şeyler, esas meselem o değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efenim sonra sazı sayın bölüm başkanı Prof. Dr. Fikrettin Şahin alıyor. Hoca efendi acaba araştırmayı bizzat yürüten öğretim üyesi mi yoksa sadece bölüm başkanı olduğu için mi konusuyor bilemiyoruz -- haberin hiç bir yerinde bu söylenmiyor. Prof. Dr. Şahin'in &lt;a href="http://genetik.yeditepe.edu.tr/faculty_research/fikrettin_sahin.htm"&gt;web sayfasına&lt;/a&gt; göre kendisi bitki patojeni olan mikroorganizmalara karşı bütünleşik mücadele yöntemleri üzerine çalışıyor, o yüzden araştırmayı kendi yapmış olması pek olası değil. Araştırmayı bizzat yapan kimseden (ki bu kimse öğretim üyesi değil, muhtemelen bir doktora ya da master öğrencisi) hiç bir şekilde bahsedilmiyor. Onun yerine sahneyi mütevelli heyeti başkanı ve bölüm başkanı paylaşmışlar gözüküyor. Bölüm &lt;a href="http://genetik.yeditepe.edu.tr/faculty_research.htm"&gt;sayfasına&lt;/a&gt; bakınca kök hücrelerini doğrudan araştırma alanları arasında listeleyen iki genç (ve kadın) öğretim üyesi var, onların ismi haberin hiç bir yerinde anılmıyor. Belki de gerçekten bu araştırmada parmakları yoktu, ama gazeteciler kimsenin ismini vermediği için bu soru akıllarına geldi mi gelmedi mi bilmiyoruz bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim geçelim bu "credit" meselesini. Yapılan işin kendisine gelelim. Efenim yukarıda belirttiğim gibi sanırım olay 20 yaş dişinden elde edilen kök hücrelerin yeniden programlarak embriyonik kök hücre haline getirilmesi. Sanırım diyorum, çünkü ne Dalan'ın (ki kendisi bu yüzden suçlanamaz) ne de Prof. Dr. Şahin'in açıklamalarından pek bir şey anlaşılmıyor. Prof. Dr. Şahin'in açıklamaları biraz daha anlamlı, ama akılda yine o kadar çok soru kalıyor ki hiç bir şey söylemese de çok farketmeyecek. Diyor ki Prof. Dr. Şahin "dental folikül hücreleri [dental yerine diş dese olmaz çünkü] doğumdan sonra doku üreten tek kök hücre türü. Şimdi: kök hücre ne demek, doku üretmek ne demek, bunlar neden önemli? Neden bu bizi ilgilendirmeli? Bu soruların yanıtları ne Prof. Dr. Şahin'in beyanatında var ne de gazeteci arkadaş bu konuda bir açıklama vermiş. Neyse ki Türkçe Vikipedi'de bu konuda biraz &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%B6k_h%C3%BCcre"&gt;bilgi&lt;/a&gt; var, o yüzden ben de girmeyeceğim bu konulara. Zaten esas mesele de bu değil. Aynı eleştiri plazmiler, virüs vektörleri (vektörleri fizik konusu mu sanırdınız?) vesaire gibi yazının sağına soluna serpilmiş bir çok terim ve kavram ile ilgili de yapılabilir. Prof. Dr. Şahin bu kelimeleri öylesine atıyor ortaya, ama ne teknik açıdan yeterli detay içeren bilgi verdiği ne de adam gibi temel düzeyde açıklama yaptığı için hiç bir şey söylememiş oluyor. Biyoloji okuyalı uzun zaman olmuş (ya da hiç okumamış) nüfusumuzun büyük çoğunluğu için bu laflar muhtemelen aşağı yukarı "hobo hobo hobo" anlamına geliyordur. Sebep de bu insanların cahil ya da aptal olması değil, anlatanın anlatamaması. Bu bahsedilen şeyleri 7 yaşındaki ilkokul öğrencisine bile anlatmak mümkün, ama bu öyle yarı türkçe yarı ingilizce-latince terimleri arka arkaya sıralayarak olmaz. Ben biyolog olmama rağmen baya düşünmek ve biraz araştırma yapmak zorunda kaldım bu açıklamanın ne anlama geldiğini. O zaman bile bir çok varsayım ve açıklanmamış nokta kalıyor. Mesela viral vektörler yerine plazmid kullanınca neden kanser riski azalıyor, bu konuda hiç bir şey söylenmemiş ki araştırmanın en önemli noktası bu gibi. Daha temel olarak, viral vektörler ya da plazmidler neden lazım, o bile söylenmemiş. (Cevap: Kök hücreyi yeniden programlayıp embriyonik kök hücre haline getirmek için içine birkaç tane yeni gen koymak gerekiyor, ondan bu yöntemler kullanılıyor, ama bundan yazının hiç bir yerinde bahsedilmiyor.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi burda esas sorumluluk gazetecilerin, zira onların işi insanlara anlaşılır ve doğru haber vermek. Ama bu haberde içerikle ilgili tek yaptıkları Dalan ve Prof. Dr. Şahin'in sözlerini olduğu gibi aktarmak. Haberin hazırlanması sırasında hiç bağımsız araştırma yapılmadığı çok bariz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son ve en önemli olan nokta da bütün bu yaygaraya karşı bu araştırmanın bilimsel açıdan gerçek önemini bilmiyoruz, bilemeyiz de. Bunun da yukarıdaki araştırmanın ne olduğunu adam gibi anlatamama sorunundan daha ciddi bir sebebi var: bahsi geçen araştırma henüz hiç bir hakemli dergide yayınlamamış. Yayınlanmak üzere hazırlanıp bir dergiye gönderilmiş mi ondan bile hiç bir ses yok. Sadece patent başvurusu yapıldığı söyleniyor. Hakemli dergide yayınlanmak neden önemli? Çünkü aramızda çok az insan kök hücre konusunda uzman, hatta bunların da ancak bir kısmı dişten elde edilen kök hücrelere özelleşmiş. Benim bu konudaki bilgim genel biyoloji eğitimimden, arada okuduğum haberler ve dinlediğim konuşmalardan (ve bu haber üzerine yaptığım ufak bir araştırmadan) geliyor. Ama bu grubun bahsettikleri yöntemin yeniliği, güvenilirliği, deneysel yöntemlerinin kalitesi ve potansiyeli hakkında yargı vermeye yetkin değilim. O yüzden bana anlatılan bu hikayeye güvenemem, her ne kadar Yeditepe Üniversite'sine güvenim sonsuz olsa da -- insanların kendilerini kandırmaları bile o kadar basitken...  Halbuki bu araştırma önce bir hakemli dergiye gönderilse, orada değerlendirilse, bu alanda yetkinlik sahibi olan uzmanlar bu araştırmada yapılan işin kalitesi ve ileri sürülen sonuçların ve yorumların doğruluğunu kontrol etmiş olacaktı. Bu kontrol sırasında eğer araştırmanın eksiği varsa bunların kapatılması istenecek ve muhtemelen araştırmacılar tarafından bu eksiklikler kapatılacak, yanlışlar düzeltilecek ve araştırma sonuçları hem daha güçlü hem de daha güvenilir olacaktı. Bizim açımızdan en önemli kısmı da, ileri sürülen iddiaların bağımsız uzmanlar tarafından da onaylandığını bilecek, güvenimiz artacaktı. Burda mesele araştırmanın ileride bir gün hakemli dergide yayınlanıp yayınlanmaması değil (muhtemelen yayınlanacaktır), haberin ve bu tantananın araştırma yayınlanmadan, bu aşamalardan geçmeden ortaya çıkmış olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunları yazmamım sebebi Yeditepe Üniversite'sindeki Genetik ve Biyomühendislik bölümüne güvensizlik duymam, şarlatanlık yaptıklarını düşünüyor olmam değil. Aksine, bölümün web sayfasındaki bilgilere bakılırsa genç, dinamik ve üretken bir bölüm. Zaten eleştirilerimin hemen hepsi esas gazetecilere (gerçi yayın çıkmadan basın toplantısı düzenlemek muhtemelen bölüm ya da üniversite yönetiminin işgüzarlığıdır -- öğrenci çekmek için mi diye düşünüyor insan). Ama bilimadamları olarak yaptığımız işi halka anlatırken doğru şeyleri yapmalıyız. Yoksa ya ciddiye alınmayız, ya da tam tersine insanlar bu bilim denen şeyin anlamadıkları bir hokus pokus meselesi olduğunu düşünürler. Haberi yapan gazetecilerin öyle düşündüğü belli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Diş folikülü, gelişmekte olan dişi çevreleyen torba benzeri bir doku.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-5178851966051330574?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/5178851966051330574/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/08/nasil-bilim-habercilii-yaplmaz.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5178851966051330574'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/5178851966051330574'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/08/nasil-bilim-habercilii-yaplmaz.html' title='Nasil bilim haberciliği yapılmaz'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-8247581870552192189</id><published>2008-08-08T15:23:00.000-07:00</published><updated>2008-08-08T15:51:32.832-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><title type='text'>Evrime karikaturde de yer yok</title><content type='html'>Emre Ulaş'ın Avea için çizdiği reklam karikatürünü Zaman gazetesi "editleyerek" yayınlamış. Karikatürde -muhtemelen biyoloji- dersi anlatan öğretmen üzerinde bir maymun bir de insan resmi bulunan bir panoya işaret edip soruyor: "İnsanoğlu iki ayağı üzerinde ne zaman yürümeye başlamıştır?" Hınzır çoçuklardan biri de "Avea'ya geçince anca doğrulttuk belimizi," cinsinden bir yanıt veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahnenin zaten Türkiye için biraz olağandışı olmasını bırakın (biyoloji öğretmenlerinin evrime bakışı için &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/454971.asp"&gt;şu haberi&lt;/a&gt; okuyabilirsiniz), Zaman gazetesinde bu reklamı yayınlama kararı verenlerin bir maymunla insanın aynı panoda gösterilmesine tahammülsüzlüğü düşündürücü. Hani evrimi kabul etmeyebilirsiniz ama bir karikatürde geçmesine dahi dayanamıyorsanız bir sorun var demektir. Reklamların bu şekilde "rötuşlanması" geçenlerde yine -Milli Gazete'de- gündeme gelmişti, o olay hakkında Politik Hayvan'ın yazısını &lt;a href="http://politikhayvan.blogspot.com/2008/05/iki-resim-arasindaki-yedi-farki-bulunuz.html"&gt;şurdan &lt;/a&gt;okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyla ilgili haber için şu &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&amp;amp;ArticleID=892583&amp;amp;Date=09.08.2008&amp;amp;CategoryID=77"&gt;linke&lt;/a&gt; buyrun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-8247581870552192189?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/8247581870552192189/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/08/evrime-karikaturde-de-yer-yok.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/8247581870552192189'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/8247581870552192189'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/08/evrime-karikaturde-de-yer-yok.html' title='Evrime karikaturde de yer yok'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-535576650605520653</id><published>2008-07-30T00:24:00.000-07:00</published><updated>2008-07-30T15:00:19.816-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Doğa tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><title type='text'>Alkolik akrabalarımız!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_njAW-Bwx1qk/SJAhM_uziGI/AAAAAAAABqw/Z6w6kuMvKkw/s1600-h/Ptilocercus_lowii.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 181px; height: 267px;" src="http://bp0.blogger.com/_njAW-Bwx1qk/SJAhM_uziGI/AAAAAAAABqw/Z6w6kuMvKkw/s320/Ptilocercus_lowii.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228715674527041634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu hafta PNAS'de çıkan bir &lt;a href="http://www.pnas.org/content/early/2008/07/25/0801628105.abstract"&gt;makale&lt;/a&gt; kronik alkol tüketiminin insanlara mahsus olmadığını gösteriyor. Almanya'daki Bayreuth Üniversitesi'nden Frank Wiens ve arkadaşlarının araştırmasına göre Malezya'nın batısındaki yağmur ormanlarında yetişen bir palmiye türünün (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Eugeissona&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tristis&lt;/span&gt;) çiçekleri, ortalama yüzde 0.6 oranında alkol içeren nektar üretmekte. Bu nektarı içen de çiçekleri geceleri ziyaret eden birkaç memeli türü. Bu "akşamcı" türler arasında primatlardan sonra en yakın akrabalarımızdan &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Tree_Shrew"&gt;ağaç sivrifareleri&lt;/a&gt; takımının iki türü de var. Wiens ve meslektaşlarının hesaplarına göre bu türlerden kalem kuyruklu ağaç sivrifaresi (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ptilocercus lowii&lt;/span&gt;) ortalama üç gecede bir sarhoş geziyormuş. Bu ufak hayvanlar alkolü boylarından beklenmeyecek kadar iyi kaldırıyorlar anlaşılan: araştırma sırasında kimse bu hayvanların yalpaladığını ya da herhangi bir sarhoşluk belirtisi gösterdiğini görmemiş. Belli ki "öpüjcem abisii!" davranışı evrimin sonraki bir aşamasında ortaya çıkmış!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konumuza geri dönersek: nektardaki alkol oranının yüksek olmasının nedeni özel çiçek tomurcuklarında yaşayan bir maya türü. Bu tomurcuklar tıpkı bira yapılan fermentasyon odaları gibi görev görüyor (zaten yazarlar da çiçeklerin bira imalathanesi gibi koktuğunu söylüyorlar). Nektarın neden bu kadar çok alkol içerdiği ise henüz kesin değil: bir olasılık nektardaki uçucu alkolün, çiçeklerin tozlaşlaşmasını sağlayan bu memeli türlerini doğru zamanda çiçeklere çekmeyi kolaylaştırıyor olması.  Bu durumda alkol bu tozlaşma &lt;a href="http://www.evrimianlamak.org/e/S%C3%83%C2%B6zl%C3%83%C2%BCk%C3%83%C2%A7e:Mutualizm"&gt;mutualizminin&lt;/a&gt; işlemesini sağlayan bir sinyal molekülü olarak kabul edilebilir. Başka bir olasılık da alkolün nektarı istenmeyen tüketicilere karşı koruyor olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak: bu kadar alkol kullanmalarının sonucunda bu zavallı hayvanlar nasıl oluyor da siroz olmuyorlar? Bu sorunun cevabı metabolizmalarında gizli görünüyor: bu palmiyenin nektarından beslenen hayvanların kürklerinde çok yüksek miktarda etil glukuronit -- alkolü bertaraf eden metabolik yollardan birinin son ürünü -- bulunmuş. Etil glukuronit'i bertaraf eden metabolik yol insanlarda pek önemli değil, ama bu küçük memelilerde çok daha aktif olma olasılığı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu uzak akrabalarımız bizden daha iyi içici olmak için evrilmiş gözüküyorlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Notlar:&lt;br /&gt;PNAS: Proceedings of the National Academy of Sciences of the USA; Amerikan Bilimler Akademisinin dergisidir. Bütün bilim dallarından makaleler yayınlar ve dünyanın en prestijli bilimsel dergilerinden biridir.&lt;br /&gt;Resim kaynağı: Londra Zooloji Cemiyeti -- Wikimedia Commons üzerinden (&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Image:Ptilocercus_lowii.jpg"&gt;bağlantı&lt;/a&gt;)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-535576650605520653?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/535576650605520653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/07/alkolik-akrabalarmz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/535576650605520653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/535576650605520653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/07/alkolik-akrabalarmz.html' title='Alkolik akrabalarımız!'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_njAW-Bwx1qk/SJAhM_uziGI/AAAAAAAABqw/Z6w6kuMvKkw/s72-c/Ptilocercus_lowii.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-2329739943631443165</id><published>2008-07-25T14:25:00.000-07:00</published><updated>2008-07-29T00:25:36.179-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><title type='text'>Günümüzde evrim</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_njAW-Bwx1qk/SI7FedcxitI/AAAAAAAABqk/VTHZUymbnv8/s1600-h/Podarcis_sicula.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 280px; height: 210px;" src="http://bp2.blogger.com/_njAW-Bwx1qk/SI7FedcxitI/AAAAAAAABqk/VTHZUymbnv8/s320/Podarcis_sicula.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228333344515787474" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;NYTimes'da Olivia Judson son kırk yılda gözlemlenen evrimsel değişikliklerdan bazılarını &lt;a href="http://judson.blogs.nytimes.com/2008/07/22/a-natural-selection/index.html?ref=opinion"&gt;anlatıyor&lt;/a&gt;. Örneğin, Princeton'dan ünlü evrimciler Peter ve Rosemary Grant'in 1970'lerden beri dokümente ettiği Galapagos Adaları'ndaki Darwin ispinozlarının gaga büyüklüklerindeki değişimler: büyük gagalı kuşlar büyük tohumları (ve küçük gagalılar küçük tohumları) açabildikleri için her sene değişik büyüklüklerdeki tohumların çokluğu bir sonraki seneki popülasyonun ortalama gaga büyüklüğünü etkiliyor [1]. İşin güzel yanı, Grant'ler ve çalışma arkadaşları, gaga büyüklüğünü kontrol eden genetik ve gelişimsel mekanizmaları da ortaya çıkarmaya başladılar [2].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir ilginç örnek de 36 sene önce Hırvatistan'daki Pod Kopište adasındaki popülasyondan alınıp Pod Mrčaru adında başka bir adaya konulan 5 çift duvar kertenkelesinin (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Podarcis sicula)&lt;/span&gt; başlattığı deneysel popülasyon [3]. Mrčaru adasındaki kertenkeleler Kopište'deki akrabalarına göre çok daha fazla bitki yemeye başlamışlar (diyetlerindeki bitki miktarı hacmen %4-7 civarından %34-61'e çıkmış) ve aynı zamanda önemli morfolojik değişimler geçirmişler. Değişimlerin bir kısmı niceliksel: Mrčaru kertenkelelerin kafaları daha geniş, uzun ve yüksek ve ısırma kuvvetleri daha fazla. Bunun sebebi, yedikleri bitkilerin aşağı yukarı yarısının yaprak ve dal gibi yüksek selüloz içeren bitki kısımları olması. Ama daha ilginci, bu kertenkeleler geldikleri popülasyonda hiç olmayan bir karakter de sergiliyorlar: midelerinde yiyecek geçişini yavaşlatan ve mide bakterilerinin fermentasyon yapıp selülozu sindirmesini kolaylaştıran valfler ortaya çıkıyor (aynı zamanda sindirim sistemindeki bakteri florası da büyük bir değişimden geçmiş). Bu tür valfler başka otobur kertenkelelerde görülse de &lt;span style="font-style: italic;"&gt;P. sicula&lt;/span&gt;'da daha önce görülmüş değil, hatta bu türün dahil olduğu Lacertid kertenkelelerinde çok nadir rastlanan bir karakter. Böylece sadece 36 senede evrim ata popülasyonda bulunmayan bir karakteri değişik bir seçilim baskısına maruz kalan yeni popülasyonda ortaya çıkarabiliyor. Bu aynı zamanda &lt;a href="http://www.evrimianlamak.org/e/S%C3%B6zl%C3%BCk%C3%A7e:Yak%C4%B1nsayan_evrim"&gt;yakınsayan evrimin&lt;/a&gt; de bir örneği kabul edilebilir. Tabi bütün hikaye bitmiş değil; bazı sorular hala yanıt bekliyor. En bariz sorular hangi genlerin bu değişimlere yol açtığını bulmak, ve fenotipik değişkenlik bu değişimlerde bir rol oynuyor mu oynamıyor mu ona bakmak (yumurtadan yeni çıkmış yavrularda bile bu valflerin bulunuyor olması fenotipik değişkenliği biraz daha az olası yapıyor bana kalırsa).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim, Judson'ın yazısına geri dönersek: bahsettiği örneklerin hepsi doğal seçilim yoluyla mikroevrim üzerine; dolayısıyla yaratılışçıların tepkisini öngörmek pek zor değil. Ancak bu örneklerin (ve daha tonlarca var böyle örnekler) hepsinde ortak nokta evrim teorisinin bu değişimleri açıklamanın ve anlamanın tek yolu olması. Bu örnekler ve diğerleri, Judson'ın sözleri ile "evrimin hiçbir zaman tatile çıkmadığının" kanıtı. Bir dahaki sefere birisi sizi çalıntı (ve yanlış tanımlanmış) fosil fotoğraflarıyla evrimin gerçekleşmediğine ikna etmeye çalışırsa, Güney Adriyatik'e bir yolculuk yapmasını önerebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referanslar:&lt;br /&gt;[1] Grant, P. R. and Grant, B. R.  2002.  “Unpredictable evolution in a 30-year study of Darwin’s finches.”  &lt;em&gt;Science&lt;/em&gt; 296: 707-711(okumak için &lt;a href="http://www.sciencemag.org/cgi/content/abstract/296/5568/707"&gt;bağlantı &lt;/a&gt;-- abonelik gerekebilir)&lt;br /&gt;[2] Arhat Abzhanov, Meredith Protas, B. Rosemary Grant, Peter R. Grant, and Clifford J. Tabin "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bmp&lt;/span&gt;4 and Morphological Variation of Beaks in Darwin's Finches" &lt;em&gt;Science&lt;/em&gt; 305: 1462-1465. (&lt;a href="http://www.sciencemag.org/cgi/content/abstract/305/5689/1462"&gt;bağlantı &lt;/a&gt;-- abonelik gerekebilir)&lt;br /&gt;[3] Herrel, A. et al 2008. “Rapid large-scale evolutionary divergence in morphology and performance associated with exploitation of a different dietary resource.” &lt;em&gt;Proceedings of the National Academy of Sciences USA&lt;/em&gt; 105: 4792-4795. (&lt;a href="http://www.pnas.org/content/105/12/4792.abstract"&gt;bağlantı &lt;/a&gt;-- abonelik gerekebilir)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Podarcis sicula&lt;/span&gt; fotoğrafı &lt;a href="http://commons.wikimedia.org/wiki/User:Lycaon" title="User:Lycaon"&gt;Hans Hillewaert&lt;/a&gt;'a ait&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-2329739943631443165?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/2329739943631443165/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/07/gnmzde-evrim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/2329739943631443165'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/2329739943631443165'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/07/gnmzde-evrim.html' title='Günümüzde evrim'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_njAW-Bwx1qk/SI7FedcxitI/AAAAAAAABqk/VTHZUymbnv8/s72-c/Podarcis_sicula.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-1066216650893551077</id><published>2008-04-30T00:10:00.001-07:00</published><updated>2008-07-26T10:59:10.065-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim haberciliği'/><title type='text'>Ingilizleri buyulemek</title><content type='html'>Haber şu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=253826&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kendine saygi duyan bir gazete yoneticisi olsam (mesela o "Yasam Servisi"nin sefi) uykularim kacar bu haberi yayinlarken: adam senin ulkene gelmis kocaman bir sayfalik hikaye hazirlamis, roportajlar, fotograflar; sense sadece adamin haberinin haberini yapiyorsun. Cok mu zor iki muhabire boyle bir haber hazirlatmak? Hic olmamasindan daha iyi elbet boyle haberlerin, ama ulkemde "gazetecilik"in gazete okumak, "kaliteli gazetecilik"in de yabanci gazete okumaktan ibaret olmasi cok uzucu....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-1066216650893551077?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/1066216650893551077/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/04/ingilizleri-buyulemek.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/1066216650893551077'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/1066216650893551077'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/04/ingilizleri-buyulemek.html' title='Ingilizleri buyulemek'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-3943342991712551631</id><published>2008-03-04T22:55:00.000-08:00</published><updated>2008-07-26T10:58:26.253-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim haberciliği'/><title type='text'>Bilimin basite indirgenmesi</title><content type='html'>Ülkede bilim haberciliğinin olmadığını zaten biliyorduk (genel olarak habercilik bu durumdayken başka bir şey beklemek de saflık olurdu) ama Hürriyet'in web sayfasında çıkan bir haberi görüp de tepesi atmamak, beklentiler ne kadar düşük olursa olsun mümkün değil. Habere göre bir vatandaş uçmayı becermiş ve bu becerisiyle bilimi "kilitlemiş," zira şaşkınlık içerisinde kalan bilimadamları ne bu olguyu gerçekdışı olarak reddedebliyorlarmış ne de açıklayabiliyorlarmış. Bu marifetin kaynağını bilimadamları ancak "beyinde yaratılan bir çeşit yerçekimsiz [yerkeçim denmiş - EA] ortam"a bağlayabilmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızılacak o kadar nokta var ki çaresizliğe kapılmak çok kolay. Şu anda bana en sinir bozucu gelen bilimin uydurma, yalanlarla dolu bir hikaye ile basite indirgenmesi. Bir ilüzyonistin gösterisi ile kilitlemek mümkün olduğuna göre bu bilim denen şey çok da ciddi bişi olamaz. İşin daha da ironik tarafı bilimi kilitleme marifetini gösteren Criss Angel adlı ilüzyonistin kendisi doğaüstü güçlere sahip olduğunu iddia edenleri rezil eden bir programda jüri. Haberin linki aşağıda, Criss Angel hakkında da Wikipedia linkinden bilgi edinebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/dunya/8361907.asp?gid=229&amp;amp;sz=14140"&gt;Hurriyet'teki yazi&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Criss_Angel"&gt;Criss Angel hakkında Wikipedia sayfası&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-3943342991712551631?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/3943342991712551631/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/03/bilimin-basite-indirgenmesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/3943342991712551631'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/3943342991712551631'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/03/bilimin-basite-indirgenmesi.html' title='Bilimin basite indirgenmesi'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-3952997983260046049</id><published>2008-01-16T00:32:00.000-08:00</published><updated>2008-01-16T00:53:46.996-08:00</updated><title type='text'>Eşitlik</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_tSwXM3gyVow/R43C3yp8neI/AAAAAAAAACs/8iELcBZQWcQ/s1600-h/Human-Rights-Campaign.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_tSwXM3gyVow/R43C3yp8neI/AAAAAAAAACs/8iELcBZQWcQ/s320/Human-Rights-Campaign.gif" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5155991412155391458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta kampüste yürürken durduruldum... Amerika'daki eşcinsel hakları hakkında konuştuk. Klasik, yoldan geçen vatandaşın ilgisini çekmek için çarpıcı birkaç istatistik falan... Herşey iyi, güzel, hoş... Sonra Human Rights Campaign'e üye olmaya inka edildim...Daha da güzel... Elime bir zarf verdiler, 'Welcome' diyor... Ben de 'Hoşbulduk' dedim içimden... Tamamen yalakalık, onu da geçtim... Zarfın içinden bir etiket çıktı, aynen şu yandaki resim gibi, hatta aynısı... Diyorlar ki: bunu herkes için eşitlik adına, her insan kişinin görebileceği bir yere yapıştırın ya da bir arkadaşınıza verin!!! &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;SÜPER!!!!&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hani verilmeye çalışılan mesaj ne kadar genel, onu oturup tartışırız, ama ben en genel şeklinde almak istiyorum ve soruyorum:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Kaçımız egomuzu yenip, bu ideali savunmaya hazır?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-3952997983260046049?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/3952997983260046049/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/01/geen-hafta-kampste-yrrken-durduruldum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/3952997983260046049'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/3952997983260046049'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/01/geen-hafta-kampste-yrrken-durduruldum.html' title='Eşitlik'/><author><name>Can</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08404625766069662628</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_tSwXM3gyVow/R43C3yp8neI/AAAAAAAAACs/8iELcBZQWcQ/s72-c/Human-Rights-Campaign.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-7204716536325393803</id><published>2008-01-14T22:28:00.000-08:00</published><updated>2008-01-14T22:33:19.807-08:00</updated><title type='text'>Ahlakın kökeni</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Steven Pinker'ın NY Times'daki uzunca &lt;a href="http://www.nytimes.com/2008/01/13/magazine/13Psychology-t.html?pagewanted=1&amp;amp;ei=5087&amp;amp;em&amp;amp;en=98ce460aefda898e&amp;amp;ex=1200459600&amp;amp;adxnnlx=1200373701-sK7CxVfuNpib7c%20Tu9gM0w"&gt;makalesi&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esas ilginç olan kısım bana kalırsa 7. sayfada bahsettiği iki genel prensip. Bana kalırsa dediğinde doğru bir şeyler var ama yine de problemleri çözmüyor (mesela ortak fayda, tamam ama faydayı kim tanımlayacak?).   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-7204716536325393803?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/7204716536325393803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/01/ahlakn-kkeni.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/7204716536325393803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/7204716536325393803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/01/ahlakn-kkeni.html' title='Ahlakın kökeni'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-7424112319283551250</id><published>2008-01-07T21:39:00.000-08:00</published><updated>2008-01-08T17:53:26.163-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim politikası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Üniversite'/><title type='text'>Türkiye'de üniversiteler ücretsiz mi?</title><content type='html'>YÖK Başkanının yaptığı &lt;a href="http://ntvmsnbc.com/news/431890.asp"&gt;açıklamadan&lt;/a&gt; sonra "üniversiteler zaten ücretli değil mi" diye düşündüm ve şu hesabı yaptım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Türkiye'nin kişi başına düşen GSYİHsi ABD'ninkinin yüzde 18.7'sidir (satinalma gucu paritesi bazında, Dünya Bankası'nın 2005 verilerine göre [1])&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Yeni Türk Lirasının `satinalma gucu paritesi` ABD dolarına göre 0.9'dur [1].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Türkiye'de üniversiteye verilen paranın ortalama kişi başına düşen gelire oranını Amerika'daki oranla karşılaştırmak için (hersey satinalma gucu paritesi üzerinden) denklem şu olacaktır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Türkiye'deki dönemlik harç YTL cinsinden) x (1/satinalma gucu paritesi) x (1/Türkiye'nin GSYİHnın ABD'ye oranı) x (donem sayısı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani, en düşük 4 senelik fakülteyi, fen fakültesinin harcını alır isek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;244 x (1/0.9) x(1/0.187) x 2 = 2899.6&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Bununla Amerika'daki "ücretli" olan ortalama devlet üniversitesinin senelik ücreti ile karşılaştırın:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6,185 [2]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hesabın sonunda görülebilir ki Türkiye'de ortalama bir insan eğer üniversiteye gitmek isterse hali hazırda devlet üniversitesinde ödediği paranın reel gelirine oranı, amerikadaki ortalama insanın reel gelirine oranının neredeyse yarısıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla bir de Türkiye'deki devlet üniversitelerinin verdikleri eğitimin ortalama kalitesi ile Amerika'dakilerinkinin birbirine oranını çarparsanız (ki bununla ilgili veri var mıdır bilmiyorum) birim ücret başına (gelire oranlı) alınan hizmeti karşılaştırabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım her halikarda Türk devlet üniversitesinin YÖK başkanının ima ettiği gibi "ücretsiz" olan bir üniversite için biraz fahiş fiyatlı olduğu konusunda anlaşabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne demiş şair?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedava yaşıyoruz, bedava...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaynakça:&lt;br /&gt;[1]: http://siteresources.worldbank.org/ICPINT/Resources/summary-tables.pdf&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[2]: The College Board'ın yıllık üniversite anketinden (The Chronicle of Higher Education'dan alınmıştır.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-7424112319283551250?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/7424112319283551250/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/01/yk-bakannn-yapt-aklamadan-sonra.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/7424112319283551250'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/7424112319283551250'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/01/yk-bakannn-yapt-aklamadan-sonra.html' title='Türkiye&apos;de üniversiteler ücretsiz mi?'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3666951937510947286.post-6367932096238703362</id><published>2008-01-06T17:56:00.000-08:00</published><updated>2008-01-08T17:54:07.128-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilim felsefesi'/><title type='text'>Bilim budalalığı mı cehalet mi?</title><content type='html'>Aşağıdaki yazıyı Ekim ayında Nuray Mert'in Radikal'deki bir &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=235240"&gt;yazısı &lt;/a&gt;üzerine kaleme almış, yayınlanması dileğiyle Radikal'e göndermiştik. Web sayfalarında 24 saat içinde geri döneceklerine dair söz vermelerine rağmen sonra hiç haber alamadık kendilerinden. Birkaç gün sonra İsmet Berkan bu konuda birşeyler &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=235566"&gt;yazdı&lt;/a&gt; iki gün &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=235697"&gt;üstüste&lt;/a&gt;; Nuray Mert de ona cevap &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=235791"&gt;vererek &lt;/a&gt;kendi pozisyonunu korumaya çalıştı. Burayı açınca o zaman güme giden yazıyı da ekleyeyim dedim. Aşağıdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nuray Mert'in 9 Ekim 2007 gunu Radikal'de çıkan &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=235240"&gt;yazısı&lt;/a&gt; ne yazık ki  ülkemizde evrim ve bilim hakkındaki bilgi düzeyinin okumuş kesimler  arasında bile ne kadar düşük olduğunun örneğini oluşturmaktadır. Mert  yazısında Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nin kısa zaman önce  onayladığı 1580 no'lu kararı eleştiriyor. Kendisine göre bu karar "son  derece dayatmacı bir anlayış" ve "pozitivist dar kafalılık" örneği. Oysa  Mert'in yazısı gösteriyor ki kendisi evrim ve eleştirdiği kararın tam  olarak ne dediği hakkında doğru bilgilendirilmemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Mert'in evrim konusundaki görüşlerden başlayalım. Kendisi evrim  teorisinin "yalnızca" bir teori, yani "varsayım" olduğunu ileri  sürmüştür. Teoriyi varsayımla eşitlemek "Harun Yahya" adıyla yazan Adnan  Oktar'dan bekleyebileceğimiz bir safsatadır, ancak doktorası olan bir  aydın kişiden bunu duymak açıkçası bizi oldukça şaşırttı. Teori,  (Türkçesiyle kuram) sözcüğü "[s]istemli bir biçimde düzenlenmiş birçok  olayı açıklayan ve bir bilime temel olan kurallar, yasalar bütünü"  anlamina gelir. Varsayım ise "[d]eneylerle henüz yeter derecede  doğrulanmamış ancak doğrulanacağı umulan teorik düşünce"dir (&lt;a href="http://www.tdk.gov.tr/"&gt;TDK&lt;/a&gt; Güncel Türkçe Sözlük). Bu basit  bir dilbilgisi hatası değildir. Yaratılışçılar çoğu zaman evrim  teorisinin sadece bir varsayım olduğunu ileri sürüp güvenilirliğini  azaltmaya çalışırlar. Halbuki bir önermeler grubunun akademik anlamda  bir teori olabilmesi için büyük bir olgular bütününü az miktarda  prensipten yola çıkarak açıklayabilmesi gerekmektedir. Şu anki evrim  teorisi bu konuda oldukça başarılıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla bağlantılı olarak Nuray Mert'in tamamen kaçırdığı daha önemli  bir nokta var. Bu nokta evrim teorisi ile evrim olgusu arasındaki  farktır. Büyük bir olgu grubunu açıklasa bile, bir teori değişebilir,  evrim teorisi de buna bir istisna oluşturmamakta. Ancak olguların  değişmesi az rastlanan bir olaydır. Evrim teorisinin de açıklamaya  çalıştığı olgular iki adettir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Dünya üzerindeki canlıların tamamı ortak bir atadan gelmektedir.&lt;br /&gt;2) Türler nesiller geçtikçe değişime uğrarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olguların gerçekliğine dair elimizdeki kanıt sayısı sayılamayacak  kadar çoktur, o yüzden bunların değişmesini beklemek pek akılcı  değildir. Bunları açıklayan evrim teorisi ise sürekli değişmekte,  yenilenmektedir. Hatta bu satırların yazarlarından bazıları da bu  değişime katkıda bulunmaya calışmaktadırlar. Ancak bilimsel bir teori  olguları inkar ederek gelişemez. Yaratılış akımlarının çoğu bu noktada  hatalıdır. Bunlar, yukarıdaki iki basit olguyu görmezden gelirler ve  yerlerine kendi inançlarına dayalı önermeleri koyarlar (örneğin tüm  canlıların değişmeden günümüze geldigi gibi). Yaratılışçılar bunu çoğu  zaman açıkça söylemezler, zira fiziksel kanıtlarla desteklenen bir  olguya karşı çıkmaktansa bir "teori"ye karşı çıkmak daha kolaydır. Bu  "pazarlama stratejisi"ne Nuray Mert gibi değerli bir aydınımızın dahi  kanmış olması acıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nuray Mert'in evrim konusundaki bilgisizliği, bir siyaset bilimci  olarak, affedilebilir. Ancak bunu Harun Yahya kitaplarından alınmış gibi  duran bir "sosyal darwinizm" paragrafıyla örtmeye çalışması üzücüdür.  Bilimsel teorilerin bazılarının insanlara uygulandığı zaman etik  problemler yarattıkları doğrudur, ancak bunlar teorilere karşı kanıt  olarak kullanılamaz. Bir teori ne derse desin, insanlar eylemlerinden  kendileri sorumludur; nasıl kuvantum teorisi atom bombasını mümkün  kıldığı için terk edilmiyorsa evrim teorisine de öjenik hareket yüzünden  karşı çıkılamaz. Geçmişte evrim teorisinin kötü amaçların propagandasını  yapmak için kullanılmış olduğu doğrudur, ancak bunu engellemenin yolu  toplumu evrim teorisinin olası etik sonuçları konusunda bilgilendirmek,  farkındalık yaratmaktır. Bu etik sonuçlar yalnızca sosyal darwinizm  değil, hayvan hakları ve kadın-erkek eşitliği gibi güncel konuları da  içermektedir. Evrim eğitimi yaratılışçıların baskısı altında kaldıkça  bırakın etik sonuçlarını, temel bilgileri bile aktarmak mümkün  olmadığından toplum bilimsel gözüken ancak temelde propaganda olan  (örneğin kadın ve erkeklerin arasındaki eşitsizlikleri haklı çıkarmaya  çalışan) yargılara karşı dirençsiz bırakılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar bir yana, Mert'in köşesinde eleştirdiği metni yanlış  anladığını düşünüyoruz. Bahsi geçen kararın metni şöyle başlıyor:  "Yaratılışçılık, "akıllı tasarım" dahil bütün şekilleriyle, olgulara  dayalı olmayan ve hiç bir bilimsel akıl yürütme kullanmayan bir akımdır  ve içeriği fen dersleri için kesinlikle uygun değildir." (İngilizceden  çeviri yazarlar tarafından yapılmıştır.) Metnin tamamı okunduğunda  görülecektir ki karar özel olarak evrim konusunun fen bilimleri dersinde  işlenmesiyle ilgilidir. Mert tarafından iddia edildiği gibi insanları  zorla evrime inanmaya ikna etmek ya da yaratılışçılık akımlarını  toplumdan silmek gibi bir amaç güdülmemektedir. Metnin 15. maddesinde  bu görüşlerin kültürel ya da din eğitimine ek olarak müfredata  alınabileceği açıkça belirtilmiştir. Mert'in metne karşı çıkarken ileri  sürdüğü bir çok görüş zaten metnin içerisinde yer almaktadır. Hal  böyleyken sayın Mert'in ateşle savunduğu görüş muhatapsız kalmaktadır.  Kendisine eleştireceği metinleri gazetelerden değil asıllarından  incelemesini salık veririz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın zamanda yayınlanan bir araştırmaya göre 32 Avrupa ülkesi, ABD ve  Japonya arasında halkın evrimi (teori değil, olguları) kabul etme  oranında sonuncu Türkiye'dir. Bu "Çay mı alırsınız kahve mi" sorusuna  biri ya da öteki diye cevap vermeye benzemez; halk olarak etrafımızdaki  dünya hakkında derin bir cehalet içinde olduğumuzun göstergesidir.  Avrupa Konseyinin kararı, Nuray Mert'in de paylaşır göründüğü bu cehalet  karşısında duyulan kaygıyı belirtmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erol Akçay, Biyolog, Stanford Üniversitesi&lt;br /&gt;Çağlar Akçay, Biyolog, Washington Ünivesitesi&lt;br /&gt;Can Kozcaz, Fizikçi, Washington Üniversitesi&lt;br /&gt;Mustafa Yücel, Oşinograf, Delaware Üniversitesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3666951937510947286-6367932096238703362?l=muspetilimler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://muspetilimler.blogspot.com/feeds/6367932096238703362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/01/bilim-budalal-m-cehalet-mi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/6367932096238703362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3666951937510947286/posts/default/6367932096238703362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://muspetilimler.blogspot.com/2008/01/bilim-budalal-m-cehalet-mi.html' title='Bilim budalalığı mı cehalet mi?'/><author><name>Erol Akcay</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13329540244979552298</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-V1ntAk-nrw0/TxZqC6I8VXI/AAAAAAAAFXI/a2Nr9y8_Y0g/s220/erol_300x357.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
